Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

AB ve IMF Kabusu

AB VE İMF KABUSU

Yıllardır Türk toplumu AB ye girerek çağdaş Avrupa ülkeleri ile aynı klasmanda yer almak istiyor. Son yıllarda bu istek neredeyse Türkiye için olmazsa olmaz şart haline geldi. özellikle 57,58 ve 59. Hükümetler bu konuda büyük çaba harcadı ve harcamaya devam ediyorlar. Zaman, zaman önemli mesafeler alındığı kanısıyla umutlarmız da artıyor. Ancak AB bizim bu arzumuzu her geçen gün artan yeni beklentiler ve dayatmalarla adeta sömürüyor. Gerçi yıllardır bizim hiçbir dayatma olmadan yapmamız gereken yasal düzenlemeleri yapamayışımız ve AB nin zorlaması sonucunda son bir yılda bunları peşpeşe meclisten geçirdiğimizde bir gerçek. Ancak AB den gelen isteklerin bir türlü arkasının kesilmemesi ve neredeyse milletimizin onurunu kıracak düzeye çıkması da onların bizi aralarına almak konusunda çokta samimi olmadıklarını gösteriyor. Eğer alacaklarsada dişi, tırnağı sökülmüş, her türlü ulusal çıkarlarından vazgeçmiş halde alcaklar gibi gözüküyor. Sayın Çiller'in başbakanlığı döneminde kabul ettirilen gümrük birliği anlaşması ile Türkiye kapütülasyonlar dönemine götürülmüş ve böyle bir anlaşmaya hazır olmayan ülkemizin sömürülmesine zemin hazırlanmıştır. Kürtlere yönelik talepler , PKK ve Kadek örgütlerine gösterilen hoşgörü, ardından isimler ve alfabemiz üzerindeki değişiklik talepleri, milli davamız haline gelen Kıbrıs'daki haklarımızdan vazgeçmemiz noktasındaki talep ve baskılara dönüşmüş bulunuyor. Kıbrıs'lada bitmeyecektir bu talepler. Ermenilere ve Ege deki sorunlara yönelik talepler gündeme gelecek ve bunları başkaları takip edecektir.
Öte yandan Ülkemizi borç batağına sürükleyen İMF kredileri de bir yığın ön şarta dayalı olarak verilmeye devam etmektedir. Yıllardır süren bu dayatmalarla ve özelleştirme adı altında halkımızın geleneksel gelir kaynakları kurutulmuş ve Halkımız İMF e dilenci haline getirilmiştir. Bu kredilerin ön şartı olarak dayatılan patent yasası ile yerli ilaç üretiminde önemli bir noktaya gelen Türkiye de yerli ilaç sanayii çökertilmiştir. Yerli ilaç fabrikaları birer ikişer kapanmış veya uluslararası ilaç tekelleri ile ortaklığa zorlanmış ve bugün Türkiye ilacın %70-80 nini ithal yoluyla karşılar hale getirilmiştir. Bundan 10 yıl önce üretilen buğdayı stoklayacak silo bulmakta sıkıntı çeken, hatta ihraç eden Türkiye oynanan oyunlarla temel gıda maddemiz buğdayı ithal eder hale gelmiştir. Afyon ekim alanları sınırlandırılmış, önce virjinya tütünü özendirilerek dünyaca ünlü Türk tütünü bitirilmiş, ardından ekim alanları daraltılmış, fındıkta oynanan oyunu son olarak şeker pancarındaki oyun takip etmiştir. Atatürk'ün öncülük ettiği şeker üretimi de şeker pancarı üretimine konan kotalarla yok edilme noktasına gelmiş ve şeker kamışından yapılan şeker ithaline zemin yaratıllmıştır. Hiç şüpheniz olmasın bunları pamuk ve diğerleri izleyecektir. İçine düşürüldüğümüz durum tefecinin eline düşen tüccarın durmuna nekadar benziyor. Tefeci bocunu gününde ödemeye gelen borçluya elinden gelen kolaylığı gösterir ve borcunu ertelemesine zemin hazırlarmış. Ta ki üstüste gelen faizlerle borcunu ödeyemeyecek hale gelen tüccarın teminat olarak gösterdiği gayrimenkullerini elinden alana kadar. Türkiye ihanet seviyesindeki kötü yöneticiler yüzünden 50 milyar doları banka soyguncularına kaptırıp , İMF den 5-6 milyar dolar borç alabilmek uğruna ödün üzerine ödün vermeye devam ediyor. Yazık çok yazık. Yıllardır ürettiği gıda maddeleri kendine yeten 7-8 ülkeden birisi olarak gösterilen Ülkemiz bugün hemen, hemen tüm temel gıda maddeleri için dışa bağımlı hale getirildi. Tüketime alıştırılan 67 milyon insanımız acımasız bir sömürü çarkının dişlileri arasına sokulmuştur. Büyük faizlerle alınan borç paralar banka hortumcularının açıklarını kapamaya ve temel gıda maddelerinin ithali için harcanmaktadır. Köylümüzün hali ne olacak? Ne ekecekte ne satıp geçimini sağlayacak? Ekonomik gücü ve bağımsızlığı kalmayan böyle bir ülkeye her türlü dayatmanın kolayca kabul ettirileceği bir gerçektir. Burada bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum. Bu kötü gidişin sorumlusu bugünkü hükümet olamaz. Son 20 yılda bu Ülkenin yönetiminde sorumluluk alan çapsız ve yeteneksiz iktidarlar bugünkü ortamı hazırlamıştır.
Üzülerek söylemek gerekirse geçen süredeki gelişmeler , Avrupa'yı 1. dünya savaşı sonrası
yok edemediği , Sevr 'i yırtıp atan son Türk Devletini ekonomik yönden çökerterek istediklerini alma noktasına getirmiştir. Lozan'ı bir türlü içine sindiremeyen emperyalist ülkeler ekonomik bağımsızlığını kaybettirdikleri Ülkemize gözüken o ki Sevr'i yeniden dayatmanın hesapları içindedir.
Ulu Önder Atatürk'ün ve silah arkadaşlarının aziz şehitlerimizin kanları pahasına kurtardığı ve bağımsızlığına kavuşturduğu Ülkemizi yeniden o karanlık günlere sürükleyen basiretsiz siyasetçileri ve yöneticileri bu Millet hiçbir zaman affetmeyecektir. Yapılacak şey, cesur bir kararla bu Ülkenin insanlarına her şey açıkça anlatılmalı ve her kesimin büyük bir özveri ile katılacağı ekonomik kurtuluş savaşı başlatılmalıdır.19 mayıs 1919 da bunu gerçekleştiren Türk Milletinin bu inancı taşıyan gerçek liderini bulduğunda bu kabusuda atlatacağına inanıyorum. Umut dolu iyi haftalar dileğiyle..
SADİ SUBAŞI