GELİBOLU(GALLİPOLİ) İSİMLİ ACI VEREN FİLİM
18-mart-2005 Çanakkale Zaferinin ve ve bu uğurda verdiğimiz 250 bin şehitimizin 90. yılıydı.18 Mart sabahı şehitlikteki törende o muhteşem zaferi ve aziz şehitlerimizin ruhunu bir kez daha minnetle andık. Çanakkale zaferini anlatan film olarak lanse edilen GELİBOLU(GALLİPOLİ) de o günlerde vizyona girmişti. Köşe yazılarımı okuyanlar hatırlıyacaklardır, iki yıl önce bu köşede Çanakkale ve Gelibolu gezisi izlenimlerimi sizlerle paylaşmıştım. O yazımda o güne kadar bu geziyi yapmamış olmanın üzüntüsünü dönüş yolunda çok fazla hissettiğimi ve kendimi suçladığımı da yazmıştım. Döndükten sonra milli eğitim müdürünü arayarak şubat tatilinde okulların yaptığı gezilerin mutlaka Gelibolu’ya yönlendirilmesini teklif etmiştim. Neden mi? Orada inanılmaz bir tarih yatıyordu. Orayı görmeden ve orada her metrekaresinde bir şehitimizin yattığı Gelibolu savaşlarının nasıl kazanıldığını algılamadan bu Ülke hakkında konuşmanın doğru olmayacağının altını çizmiştim. Savaştan sonra Atatürk’ün, kendileri için hiçbir anlamı olmayan bir savaş uğruna hayatlarını kaybeden Anzak askerlerinin ailelerine gönderdiği mektubun yazılı olduğu kitabenin, Atatürk’ün büyüklüğünü en açık şekilde anlattığını yazmıştım. Çünkü büyük asker ve büyük komutan Atatürk bu mektubunda ‘’çocuklarınız için üzülmeyiniz, burada yatan çocuklarınız artık bizim çocuklarımızdır.’’diyordu. Savaşın son anında öldürücü darbeyi vurmak için İngilizlerin gerçekleştirdiği çıkartmayı büyük bir askeri sezi ile geri püskürtüp savaşı bizim için zafere dönüştüren Atatürk bu zafere adını altın harflerle yazdırıyordu.
İşte bu duygularla vizyona girdiğinin 2. günü filmi izlemeye gittim. Belki de gezide ki izlenimlerimin ve bu film ile ilgili olarak vizyon öncesi gazetelerde ki abartılı yorumların etkisi ile olacak, film bende tam bir hayal kırıklığı yarattı. Ertesi gün bu konudaki yorumlarımı üç dostumlada paylaştım. Filmin ilk yarısında Atatürk’ten hiç bahsedilmiyor, ikinci bölümde birkaç sahnede adı ve görüntüleri yer alıyordu. Filim belgesel olduğu için tamamen asker mektuplarına dayandırılıyordu. Filimde savaşa katılan bizim askerin okuma-yazma oranı % 5, Anzak, Y. Zelanda ve ingiliz Askerlerinin okuma –yazma oranı %70 olarak veriliyordu. Dolayısıyla mektupların çoğu Anzak ve diğer askerlerinkilerdi. Türk asker mektubu sadece üç adetti. Anzak askerleri Mısır’da bir aylık eğitimden sonra Gelibolu’ya gönderilen acemi ve paralı askerler olarak tanıtılıyordu. Savaş alanı sinek ve böceklerin istila ettiği, bit ve ona bağlı tifo gibi bulaşıcı hastalıkların kol gezdiği bir sefalet ortamı olarak sergileniyordu. Mektuplara dayalı anlatım ve yorumlar ile , savaşın kazanılmasında 250 bin şehit veren Türk askerinin ve Atatürk’ün başarısından çok, bu acemi askerlerin beceriksizliğinin etkin olduğu gibi bir sonuç çıkıyordu . Adeta bize bu güne kadar öğretilenler, benim orayı gezeken gördüklerim ve dinlediklerim birer uydurma ve yalandı. Tamam, eldeki belgeler sadece asker mektuplarıydı. Onlarında büyük çoğunluğu yabancı askerlerinkiydi. Bunları anlıyorum. Peki bu savaşla ilgili olarak yabancı savaş uzmanlarının söyledikleri ve yazdıklarından neden tek kelimeyle bahsedilmemiş. Neden orada bu savaşı ölümsüzleştiren yukarıda yazdığım kitabe ve yapıtların görüntüleri yok. Bütün tarihçilerin savaşın Türklerin zaferi ile sonuçlanmasını sağladığını belirttiği, son andaki vurucu düşman çıkartmasının püskürtülmesi ile ilgili müthiş askeri başarıdan neden tek kelime yok ?. Objektif olabilme adına eski bir Deniz Kuvvetleri komutanı oğlu olarak bu filmi yapan Tolga Örnek’i anlamakta sıkıntı çektim. Hele, hele filmin adını dahi ‘’Gallipoli’’olarak sunuşunu kabullenemiyorum.
Bir hafta sonra bir internet mesajı ile bana ulaştırılan Hulki Cevizoğlu’na ait bir köşe yazısını okuyunca biraz olsun rahatladım. Çünkü bu yazı adeta benim görüşlerimi doğruluyordu. Yorumsuz olarak sayın Cevizoğlu’ndan bazı alıntılar yapıyor ve yorumunu sizlere bırakıyorum.
Cevizoğlu ‘’savaş karşıtı bir film çekmek için neden bizim şanlı destanımızı seçtin? , üç beş mektuba dayanarak 253.000 şehitimizin ruhlarını nasıl sızlattın? , gençleri askerlikten soğuttun, Anzaklar vatan için öldüler diyorsun, hangi vatan? , Savaşın ilk günlerinde cepheye sürülen ve tümü şehit düşen o gün için ülkemizin en eğitimli insanları olan İstanbul erkek lisesi son sınıf öğrencileri ile Askeri Tıbbıyenin ve Galatasaray lisesi öğrencilerinden neden hiç söz etmiyorsun? , yabancı askerler için incil ve dinleri ile ilgili değerlendirmeler yaparken , kur’andan ve bizim askerlerin inançlarından neden hiç söz etmiyorsun ?’’ diyordu..
Tam bu yazımı bitirmek üzereyeken NTV de bu film ile ilgili bazı
yazarların görüşleri yayına girdi. Haluk Şahin ve Atilla Dorsay filmi bizim dışımızdaki insanların gözüyle objektif anlatılmış bir belgesel olarak tanımlayıp, eleştirilere katılmadıklarını ve seyredilmesi gerekli bir film olarak öneriyorlardı.
Bir yanda gezi anılarım , gözlemlerim, ve seyrettiğim film diğer yanda Hulki Cevizoğlu ile Haluk Şahin ve Atilla Dorsay’ın yorumları. Son yıllarda bize bir şeyler oldu. Birilerine yaranacağız diye neredeyse tarihimizi ve kazanımlarımızı tartışılır hale getiririyoruz. Ya bizim gibi düşünenler yanılgı ve saplantı içinde veya birileri bu ülkenin değerlerine anlaşılmaz bir şekilde haksızlık ediyorlar. En azından geçmişini ve tarihini doğru dürüst öğretemediğimiz gençlerimizin kafasını iyice karıştırmasak
diye düşünüyorum..26_MART-2005
SADİ SUBAŞI