Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Samsunspor'da Yaşanan Anlaşılmaz İlgisizlil

SAMSUNSPOR’DA YAŞANAN İLGİSİZLİK VE KARMAŞA

Samsunlular olarak her konuda gösterdiğimiz beceriksizliğin ve ilgisizliğin bir yenisini de Samsunspor konusunda yaşıyoruz. Pazertesi günkü köşe yazımda Üniversite ve Samsunspor konusunu birlikte işleyecektim. Ancak zaten karmaşık ortamda yeni sorular yaratmamak için , aşağıda okuyacağınız satırları o yazıdan çıkartmıştım. Ancak günlerdir süren çağrılar cevapsız kalınca beklenen oldu ve İsmail Uyanık istifasını açıkladı. Pazartesi akşam üzeri saat 18,00 sularında telefola arayan Sayın Uyanık “Samsunspor’a hep destek verdiniz bu nedenle aldığım kararı benim ağzımdan duyun istiyorum. Biraz önce istifa kararımı açıkladım. Samsunspor’a belki benim bulunmam nedeniyle destek vermiyorlar. Artık ben yokum. Gelsin şimdi destek olsunlar” diyordu.
Arada geçen bir dönemi hariç İsmail Uyanık 10 yılı aşkın bir süredir Samsunspor’un başındaydı. Bu dönem içersinde Samsunspor bu yıl hariç 2. lig korkusu yaşamadı, zaman zaman da süper ligin üst sıralarını zorladı, Türkiye’nin Balkan şampiyonu olan ilk Türk takımı özelliğini kazandı. Dönemi içersinde Samsunspor için Samsunludan hiçbir maddi destek istemeden kulübü taşıdı. İki yıl önce ben artık yoruldum diyerek Samsunspor”u sağlanan anlaşma çerçevesinde emin ellere ( Büyük Şehir Belediye Başkanına) bırakarak Samsun’dan ayrıldı. Kabus dolu bir yılın sonunda B. şehir Belediye Başkanı sayın Yusuf Ziya Yılmaz başkanlığı bırakma kararı alınca, bu yükü taşıyacak yeni bir başkan ne yazık ki bulunamadı. Tüm Samsunlular yek vucut olup sayın Uyanık’ı zorla yeniden Samsunspor’un başına gelmeye ikna etti. Bunları aşağıda değineceğim konulara ışık tutsun diye hatırlattım.
İsmail Uyanık Samsunspor’u Belediye Başkanına bırakırken yıllardır seslendirdiği ‘’kentin takımına diğer kentlerde olduğu gibi Büyük Şehir Belediyesi sahip çıkmalıdır”düşüncesini de gerçekleştiriyordu. Bu devir teslimde halef selef iki başkan ile kulüp içinden bir yönetici de dahil üç kişinin her şeyi konuşup anlaştığı biliniyordu. Sanırım, daha sonraki süreçte yaşananlar ve ardından İsmail Uyanık hakkında suç duyurusunda bulunulması, kulüp defterlerine maliye denetçilerince el konularak her şeyin didik edilmesi ve bu günkü çok büyük orandaki borcun önemli kısmının oluşmasına neden olan vergi borçları, bu gün yaşanan bilinmezlerin ve karmaşanın da asıl nedenini oluşturuyor. Hatta bu imzasız ihbar mektup nedeniyle zan altında kalan iyi bir Samsuncu ve Samsunsporlu dostumuzunda başı oldukça ağrımıştı. Daha sonra bu konuda kapalı kapılar ardında konuşulanlar bu güvensiz ve karmaşık ortama zemin hazırlamıştır.
İsmail Uyanık iki yıl önce görevi yeniden kabul ederken, kentin en üst düzey yöneticileri ve siyasileri kendisine kent adına önemli olanakların sağlanacağı sözlerini vermişlerdir. Sayın Uyanık sürekli bu verilen sözlerden hareketle Samsunlu yöneticilerin de bir Kayseri, bir Ankara veya Gaziantep gibi bu takıma ciddi katkılar sağlaması gerektiğini vurgulamıştır. Ancak yukarıda bahsettiğim dedikodular işi, İsmail Uyanık’ın blöf yaptığı, bırakmaya niyeti olmadığı noktasına kadar vardırmıştır. Hatta geçmişte yönetimlerde görev alan bazıları kulislerde İsmail Uyanık’ın oyuncu satışlarından önemli kazanımlar edindiğini , Onun kulübün kasasını kendi kasası gibi kullandığını söyler duruma gelmiştir. Bu sözlemlerin asıl konuşulması gereken yerlerin genel kurullar olması gerekirken bu dostlarımız ne yazık ki bu düşüncelerini genel kurullarda açmadılar. Bu eleştirilen yönetim tarzı ve hesaplar genel kurullarda aklandı. Genel kurullara getirilemeyen konuların ve iddiaların kapalı kapılar ardında konuşulması ve Samsunspor’u İsmail Uyanık’ın tapulu malı gibi görme ve gösterme çabaları bu kaos ortamının en büyük nedenini oluşturdu.
1970 yılından beri üyesi olmaktan büyük onur ve zevk aldığım Samsunspor’un rahmetli Menteşoğlu döneminde basın sözcüsü olarak yönetim kurulunda, daha sonraki yıllarda denetleme kurul başkanlığında ve birkaç kez de genel kurullarında başkan olarak görev yaptım. Bu görevler bana profosyonel kulüp yöneticiliğinde bazı kuralları da öğretti. Beni yakından tanıyanlar etiğe ve kurallara ne derece özen gösteren birisi olduğumu bilirler. Bu yapım nedeniyle de, o dönem birlikte çalışan arkadaşlarım hatırlayacaktır, ilkelerimle uyuşmadığı için Menteşoğlu yönetiminden detaylı bir istifa mektubuyla ayrılmıştım. Öğrendiğim bir şey de, cebimde bu işe yetecek düzeyde param olmadan spor kulüplerinde yöneticilik yapamıyacağımdı. Türkiye’deki her konudaki çarpıklıklar spor kulüplerindede diz boyuydu. Kulüplerin yaşayabilmesi, ya arkasında güçlü bir kurumsal para desteği veya parasal yükü taşıyabilecek kişilerin sorumluluk alması ile mümkün olabiliyordu. Ülkemizin vergi sisteminde ki çarpıklıklar ve denetimsizlikler sonucu üç büyük kulübe, reklamını yapacak ve bunun avantajı ile bazı dokunmazlıklar kazanacak insanlar inanılmaz parasal destekler sağlıyordu. Bu ekonomik güç farkı ve bu üç kulübe devlet kasından aktarılan arazi ve dolaylı nakit katkılar çok büyük haksız rekabete neden oluyordu. Tüm bu olumsuzluklarla aynı potada yarışmaya zorlanan Anadolu kulüpleri bu nedenle yukarıda söylediğim şekilde, ya kentin yöneticileri tarafından, kentin gelirlerinden pay aktarılarak yönetiliyordu veya bu işi becerebilen ve parasal kaynak verebilecek kişilere teslim ediliyordu. Samsun kenti ne yazık ki kent desteğini bir türlü beceremeyince, Samsunspor yıllardır kişilerin omuzlarında kalmıştır. Ülkemizde profosyonel kulüp yöneticiliğinde simge olmuş ve kişisel becerileri ile yıllardır kent takımlarını yüklenmiş , spor kamuoyu tarafından destek görmüş, üç dört tane önemli isim vardır. Bunlar İlhan Cavcav, Celal Doğan, geri planda olsada Melih Gökçek, Sefa Sirmen ile İsmail Uyanık’tır. Bu isimlerin sahip çıktığı takımlar süper ligte korkusuzca mücadele etmektedirler. Böyle isimleri bir türlü çıkartamayan bir Adana, bir Bursa, bir Antalya, Eskişehir hatta İzmir Samsun’a göre çok daha büyük ekonomik olanaklarına rağmen sürünmektedirler. Bu isimler becerileri ile takımlarına isimsiz genç oyuncuları kazandırmakta ve sonraki yıllarda bunları büyük takımlara yüksek fiatlarla pazarlayarak takımlarını ayakta tutmaktadırlar. Samsunspor’da da bu yapılmıştır. Ayrıca İsmail Uyanık döneminde alt yapıya çok emek verilmiş ve yıllardır alt yapıdan gelen kendi çocuklarımız takımın iskeletini oluşturmuştur. Gerçekten de İsmail Uyanık oyuncu pazarlama konusunda çok başarılı olmuştur. Ara dönemde çok iyi gelir sağlayabileceğimiz Tümer ve İlhan onun yokluğunda yok fiatına elimizden uçmuştur. İnanıyorum ki bir Uyanık onları tüm olumsuz koşullara karşın değerine satar ve o dönemde içine girilen ekonomik sıkıntıya ortam bırakmazdı. İşin en zor ve bence de karmaşık yanı işte burada ortaya çıkıyor. Bu işi sürükleyen, gerekince parayı bastırıp oyuncu alan, oyuncu satan başkana hiç kimse nasıl aldın, kaça sattın diye sormuyor? İşler tıkır tıkır yürürken bunlar sorun olmuyor. Kimse çıkıp bundan rahatsız olup istifa etmiyor. Genel kurullarda bu yanlışlığı dile getiren çıkmıyor. Kulüp kurumsal destek alınmadan yürürken kimse çıkıpta “başkan , bu işi nasıl götürüyorsun, paraya ihtiyacın var mı ? “diye sormuyor bile. Üç büyük kulübün başkan ve yöneticilerine basına yansıyan o korkunç paraları nasıl verdiklerini Devletin denetim kurulları da sormuyor veya soramıyor. İşte futbol arenasında dönen bu denetimsiz paralar, kulüplerde defter kayıtlarında gözüken resmi işlemlerin dışındada birtakım hesapların takip edilmesini zorunlu hale getirmiştir. Geçtiğimiz yıllarda Ertuğrul’un Beşiktaş’a transferi için sorulan sorulara cevap veren İsmail Uyanık’ın “oyuncu alırken nasıl alıyorsun demeyenler, satarken kaça sattın diyemezler, yeri gelince benim kasam Samsunspor’un kasasıdır” dediği bilinmektedir. Eğer transfer de bir futbolcuya verilen paraların kaynağı sorulabilse üç büyüklere sağlanan paralarında kaynağı kesilecektir. Bunlar futbol dünyasının açmazlarıdır. Benim hiçbir zaman onaylıyamıyacağım şeyler bunlar. Ama bunlar bir Türkiye gerçeği. Bundan 17 yıl önce bu yanlışlığı giderebilmek ve Samsunspor’u kişilerin omuzlarından alarak geniş kesimlere yaymak için, SAM-SEV bu nedenle kurulmuştu. Ancak ilgisizlik SAM-SEV’in de istenen seviyede güçlenmesini ve kötü günlerde sahip çıkabilecek konuma erişmesini engelledi veya bizler bunu başaramadık.
Bu gerçekleri son genel kurulda anlatarak kentin takıma sahip çıkmasını isteyen İsmail Uyanık ,”bu benim son genel kurulum olsun” demiştir. Verilen sözlerin yerine getirilmediğini anlatarak son aylarda sürekli yardım istemiştir. Yönetimi yenilemiş, yine istenen ortam sağlanamamıştır.”Samsunspor’un isim hakkını satıyorum,2. ligte oynayalım “demiştir. Hiç bir kent yöneticisi”sen kimsin, kimin malını kime satıyorsun?” diye soramamıştır dahi. Kanal S de, alacaklarımı da istemiyorum, yeterki birisi bu işi sahiplensin, ben ekonomik olarak bittim”diye çağrı yapmış, yine bir destek gelmemiştir.20 gün önce SAM-SEV de yaptığımız görüşmeyi köşe yazımda anlatmıştım. Bir Samsun sevdalısının içine girdiği moral bozukluğunu ve kente olan sevgisindeki aşınmayı büyük bir üzüntü ile izlemiştim. Beklenen son geldi. Artık sevabı ve günahı ile İsmail Uyanık devri bitti. Amacım İsmail Uyanık’ı savunmak değil. O iş benim işim de değil. Üzüntüm, bencede konuşulması gereken iddiaların bu gün değil, dün sorumluluk taşınan dönemlerde konuşulmamış olmasındandır. Sayın Uyanık’ın yanlışları varsa bunların o gün konuşulması ve engellenmesi gerekirdi. Gerekiyorsa da engelleyemeyenlerin o gün istifa ederek durumu kamuoyuna anlatmaları gerekirdi . Yok, buna kulübün çıkarları açısından göz yumdularsa, daha sonrada hiç konuşmamaları gerekikirdi diye düşünüyorum. Anlaşılan o ki ,
kişisel anlaşmazlıklar ve sürtüşmeler, zaten Samsun’a has ilgisizlik hastalığının Samsunspor açısındanda en üst düzeyde ortaya çıkasını sağlamıştır.
Eğer konuşulduğu gibi kent adına desteksizliğin altında bu yatıyorsa, herkesin önü açılmıştır. Hiç kimsenin mazeret yaratma şansı kalmamıştır. Bu güne kadar sayın Uyanık için , bıraksın alacak çıkar diyenlerin şimdi taşın altına elini sokma zamanıdır.
Samsun adına ortaya çıkan bu olumsuzluk her Samsunlu gibi beni de çok üzüyor. Bu kez de Samsun olarak beklenmedik bir kötü bir tabloyla karşılaşmak korkusunu taşıyorum. Gelinen bu noktada yapılacak şey temmuzda yapılacak genel kurula herkesin gelip, bildiklerini söylemesi ve Samsunspor’un önünü açması olmalıdır. Sevabıyla günahıyla bu güne kadar bu yükü taşıyan, gel deyince gelip elini taşın altına elini sokan bu Samsun sevdalısına en azından bir teşekkür borcumuz olduğuna inanıyorum.
Samsun adına çaba harcayanların günün birinde sahipsiz bırakma alışkanlığımızı gideremezsek, bu kent adına çaba sarfeden az sayıdaki insanı da kaçıracağız. Belki de istenen bu. Umarım bu tünelden kazasız belasız çıkarız. İyi haftalar dileğiyle..22-HAZİRAN-2005

SADİ SUBAŞI