t
YOZLAŞAN TOPLUM MANZARALARI
Toplumumuzda her şey öylesine hızlı yozlaşıyor ki, bu işin sonunun nereye varacağını kestirmeye imkan yok. Hızla artan nüfusumuz yanında, eğitime yeterli yatırımları yapamayışımız ve fert başı gelir dağılımını bir türlü düzenleyemeyişimiz sonucunda, toplumumuz da büyük bir ahlaki çöküntü yaşanmaya başladı. Açıklanan istatistikler açlık sınırında ki insan sayısının son yıllarda artarak devam ettiğini gösteriyor. Sosyoloji kitapları ekonomik yetersizliklerin ve işsizliğin suç oranlarını ve ahlaki çöküntüyü körüklediğini yazar. Üzülerek söylemek gerekirse bu evrensel kurallar doğrultusunda Ülkemizde de bu olumsuz gerçekler yaşanıyor.
Günlük yaşamımızda öyle olaylara tanık oluyor veya okuyoruz ki şaşırmamak elde değil. Ne iş , ne meslek , ne aile , ne basın ve ne de siyaset yaşamında ahlakın önemi kaldı. Günlük yaşamımızda kime, nasıl güveneceğimizi bilemiyoruz. Bu konuda topluma örnek olması gerekenler öylesine kötü örnekler sergiliyor ki, insanın umutları tükeniyor. 36 yıllık iş ve meslek yaşamım da şöyle geriye dönüp baktığımda 25-30 yıl önce yaşadığım güzellikleri bugün hayal dahi edemiyorum. İş yerimin bulunduğu arasta da esnaf birbirinden kayıtsız , evraksız borç alır verirdi. birbirinden ne borç istemek , ne de borç vermek gibi bir yardımlaşma duygusu kalmadı. Aynı meslek mensupları rekabet adına tüm etik kuralları ayaklar altına aldı. Aile yaşantısı çarpık , hatta sapkınlık derecesinde bozuk olan medyatik tipler topluma örnek olarak sunulmaya başladı. Yazılı ve görsel medyanın, basın özgürlüğü koruması altında bu yozlaşmış yaşantıları sunmaya devam ettirmesi, zaten ekonomik çıkmazda boğulan gençliği özentilere ve yanlışlara itti. Daha dün , sevgililer günü kutlaması haberi olarak medyada yer alan ve kendisini alenen aldatan eşinden ayrılan medyatik artistin ayrıldığı eşiyle olan ilişkileri , bu iğrençliğin boyutlarını göstermeye yeter sanıyorum. Bu, basının ticari çıkar uğruna toplumsal kuralları nasıl hiçe saydığının da bir göstergesidir.
Ülkeyi daha güzel günlere taşımak görevini ve sorumluluğunu üstlenen siyasetçilerin son yıllarda ki seviyesiz örnekleri , ne yazık ki geleceğe olan olumlu beklentileri de yıkıyor. Geçmişleri tartışmalı insanların , Ülkenin yönetiminde en üst noktalarda görev alabilmeleri nasıl açıklanabilir ki.. Hakkında yolsuzluk soruşturmaları süren insanların , dokunulmazlık zırhına büründükten sonra devlet bütçesinin başına geçebildiği ve siyasal güç kullanılarak çıkartılan yasalar ve genelgelerle haksız edinildiği iddia edilen kazanımlarının meşrulaştırıldığı bir Ülkede, kime nasıl güvenebileceğiz? Tok açın halinden anlamaz, deyimi doğrultusun da, çaresizliğini haykıran vatandaşına yakışıksız sözler söyleyebilen anlayışın prim yaptığı bir ülke de, işlerin nereye vardığını görmemeye olanak yoktur.
Hafta içersinde, Halk gazetesi genel yayın yönetmeni Sayın Hakan Dilek’in köşesinde yer alan dün ve bugünün devlet adamlarının tavrını karşılaştıran fotoğraflar sorunu ne güzel de anlatıyordu.
Bu satırları okuyan bazıları, biliyorum ki beni yine karamsar tablo sunmakla suçlayacaklardır. Ama son günler de öylesine şaşırtıcı olaylara tanık oldum ki, aklım almıyor. Beni asıl korkutan şey, bu olayların artık toplum için alışkanlık haline gelmesi ve olağanmış gibi algılanıp hiçbir tepkinin konmayışı. Yukarıda ki yazdıklarımın doğru olmadığını söyleyebilen varsa itiraz onların hakkı. Amacım var olan bir olgunun tartışmaya açılmasıdır. Biliyorum ki, bir şeyin önce yanlış olduğunu kabul ettirebilirsek, ancak ondan sonra çözüm yollarını arayabiliriz. O nedenle, toplumun sağ duyulu dinamikleri yanlışlara ve etik kural dışı işlere sesini yükseltmelidir. Bu tür insanları toplumdan yalıtabilmelidirler. Sağ duyu, otokontrol sistemini kendi içersinde işletmeyi bilmelidir. Ben tarihsel köklü gelenekleri olan Türk toplumunun, bu yozlaşmayı hak etmediğine inanıyorum.
En başta toplumu yönetmek üzere sorumluluk alanların örnek olma zorunlulukları vardır. Onların yanlış yapma lüksü yoktur. Etik ve kural dışı davranışlara tepki gösteremeyen toplumları bekleyen son, sömürülmek ve ezilmekten başka bir şey olamaz. Türk toplumunun bu çıkmazdan bir şekilde kurtulacağına olan inancımı koruyorum. İyi haftalar dileğiyle..
17-ŞUBAT-2006
SADİ SUBAŞI