Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Sevgi Üzerine Çeşitlemeler…

SEVGİ ÜZERİNE ÇEŞİTLEMELER..

Tanrının insanlara verdiği en önemli duygunun, sevgi olduğuna inanıyorum. Sevgi, insanların karakterini belirleyen ve onu diğer canlılara üstün kılan en önemli özelliktir. Sevgi, insana öyle bir farklılık kazandırıyor ki, sevgi yüklü insanı toplumda da öne çıkartabiliyor.
Toplumda bazı insanlar için “ ne kadar da sevimli veya ne kadar da sevimsiz ( nadan ) “ tanımlaması yapılır. Birinci tip insanlara dikkat ederseniz, bu insanların karşısındakine pozitif enerji verdiklerini görürsünüz. İnsana pozitif görüntüyü kazandıran en büyük nitelik, karşısındakine sevgisini hissettirmesidir. Sevgi yüklü kişilerin toplumda çok sevildiklerini görürüz. Sevginin bir devamıdır sevilmek. İkinci tip de ki insanlar, genelde yüzü gülmeyen, karşısında ki insana sevgi aşılayamayan bir yapıya sahiptir. Sevimliliğin fiziksel güzellikle de çok yakın ilişkisi yoktur. Fiziksel olarak ilk bakışta çok çekici olmayan çok sayıda insan için de “ ne şirin çocuk veya kız ” benzetmesi yaparız ki, bu da, o insanın konuştukça karşısındakine hissettirdiği sevgi ve pozitif enerjinin yarattığı güzelliktir.
Toplumların sevgi dolu olması mutluluğun da yoludur. Sevginin olmadığı yerde kin, gaddarlık ve kötülük vardır. Üzülerek söylemek gerekirse, toplum olarak bu duyguyu yeterince yaşayamıyoruz. İşin kötüsü bu duygu giderek de azalıyor. Son yıllarda artan şiddetin alt yapısını da sevgisizlik oluşturuyor. Sevginin olmadığı yerde saygının olması da düşünülemez. Sokak olaylarına bakınca, sudan nedenlerle insanların kolayca birbirlerini vurduklarını veya tekme tokat kavga ettiklerini görüyoruz. Ne oluyor bize? Nereye gidiyoruz? Bunları biraz irdelediğimizde sevgiyi azaltan ve öldüren bir çok nedenle karşılaşıyoruz. Ülkemizde hızla artan ekonomik sıkıntı ve bunun doğal sonucu olarak sınıflar arasında büyüyen ekonomik dengesizlikler, ülkenin iyi yönetilmemesi , yönetenlerin güven sarsıcı tutum ve davranışları ile oluşan umutsuzluk bütün moral değerlerimizi de alt üst etti. Sanırım bu da , insanlarımızda ki sevgi ve saygıyı da törpüledi.
Ne yazık ki, toplumları saygın kılan sevginin, toplumumuzda her geçen gün biraz daha azaldığını görüyoruz. İşin acı yanı, bizi diğer canlılardan farklı kılan bu duyguyu kaybettiğimizin çok canlı örneklerini bir ders anlamında yaşıyoruz. Sevgiyi öylesine kaybetmeye başladık ki, onu ağzı dili olmayan hayvanlara bile çok görüyoruz. Önceki gece TV de seyrettiğim görüntüler insanlığımdan utandırdı. Ve bir köpek annesinin, vahşice zehirlenmiş yavrularının başında döktüğü göz yaşı ve onları yalayıp okşayarak gösterdiği sevgi ve şefkat suratımda bir tokat gibi patladı.
Belki de hepsinden acı bir gerçek, çocuklarımıza ilk günden itibaren bu yüce duyguyu veremediğimizdir. Dün iş yerime uğrayan bir dostumun anlattığı olay çok çarpıcıydı. Genç bir doktor doktora için bir süreliğine gittiği Amerika’da bir ailenin yanında kalır. Aile her pazar günü ayin için kiliseye gitmektedir. Bir Pazar ayini gidişlerinde, genç doktora “sende bizimle gel ve biz ayin yaparken sen de çevrede gezer hava alırsın, sonra birlikte döneriz” derler. Ailenin 7 yaşlarında bir de çocukları vardır. Kilise dönüşü araca bindiklerinde, genç doktor çocuğun elinde kilise çıkışı verilen bir kitap görür. “ Oku bakalım ne kitabı verdiler? ” der. Çocuk kitapta ki resimli yazıları göstererek okumaya başlar. “ Bu inek, bize süt verir, biz onunla besleniriz. Bu tavuk, o yumurtlar ve biz o yumurtaları yeriz. Bu……… diye okumaya devam ederek, bize bu kadar iyilik yapan bu hayvanları çok severiz. “ Daha çocukluktan başlayarak hayvan sevgisinin nasıl aşılandığının çok çarpıcı bir örneği değil mi? Bu hikayenin bir başka güzel yanı, bu hikayeyi anlatan kişinin bir cami imamı oluşuydu. Gerçekten aydın bu din adamı, bu hikayeden çok etkilenerek özeleştiri de yapabiliyor ve sevginin bir kültür ve eğitim işi olduğunu söyleyebiliyordu.
Toplum olarak çocuklara bu eğitimi verebilecek aile bireylerine, öğretmenlere ve gerçek din adamlarına ne kadar da ihtiyacımız olduğunu, bu hikaye çok iyi anlatıyor sanırım. Özellikle ilkokul öğretmenlerinin ve din adamlarımızın bu anlayışta olması, şiddet ve hoyratlıktan uzak, sevgi yüklü bir kuşak yetiştirebilir diye düşünüyorum. Bu hafta ki yazımı bana ait bir dize ile bitiriyor ve hepinize sevgi ve güzellikler dolu bir hafta diliyorum. 01-Ekim-2006
SEVMEK GÜZEL,
SEVİLMEK ONDAN GÜZEL,
HEPSİNDEN GÜZEL SEVİLDİĞİNİ HİSSETMEK…

SADİ SUBAŞI