HAYVAN SEVGİSİNE DİNİ AÇIDAN OLUMLU BİR YORUM..
Bu Hafta ciddi konulardan biraz uzaklaşıp toplum olarak çok alışık olmadığımız bir sevgiden söz etmek istiyorum. Cuma sabahı yazlıkta kahvaltı yaparken yaşadığım bir güzellik ve ardında da Cuma hutbesinde dinlediklerim beni böyle bir yazı yazmaya yöneltti.
Biz ailece köy kökenli olmadığımız için çocukluğum sırasında babamın bahçede beslediği kümes hayvanları ve benim saka ve kanarya besleme merakım da sayılmazsa, hayvan sevgisini çok fazla tanıdığım söylenemez. Eşimin de önceleri böyle bir tutkusu yoktu. Ama biz gerçek anlamda hayvan sevgisi ile kızımın üç yaşına gelmesi ile onun ortaya çıkan her türlü hayvana karşı olan inanılmaz tutkusu sonucu tanıştık diyebilirim. Bahçe de beslediği tavşan, civciv, kuzu, tarlalardan bulup getirdiği kaplumbağadan sonra, ilkokulu bitirmesi ile kaniş türü bir köpeğimiz oldu.
Onbeş yıl yaz kış bizimle birlikte evde yaşayan ve aileden birisi haline gelen Corci bizi bir hayvan sever haline getirdi. Altı ay kadar önce yaşı gereği onu kaybettik. Günlerce acımız dinmedi. Onun yokluğunda hissettiğimiz boşluğu anlatamam. Sonu hüzünlü biten bu hikâyeyi daha önce bir yazıma da konu etmiştim. Eşimin “bir kez daha bu acıya dayanamam” sözleri yeni bir köpek sahibi olmamızı engelledi. Ancak 15 yıl önce kızım sayesinde Corci’nin bize aşıladığı hayvan sevgisi ile eşim neredeyse tüm hayvanları beslemeye çalışır oldu.
Yemeğe gittiğimiz dostlarımız da artan etleri ve kemikleri toplayıp apartman önünde bekleşen köpeklere taşımayı alışkanlık haline getirdi. Yazlıkta kaldığımız sürelerde bir başka alışkanlık kazandı. Artan pilav, makarna, onlar yoksa ekmek artıklarını ıslatıp önümüzde ki çim alana koyuyor. Biz kahvaltımızı yaparken kuşların kapış kapış koyduklarını yemesini seyretmek büyük zevk oluyor. Dün sabah da makarna koymuş. Kahvaltımızı yaparken eşimin “ ne olur bir bakar mısın? İlk gelenler nasıl çığlık çığlığa diğerlerini de çağırıyor” uyarısı ile o güzelliği doya, doya seyrettik. Kuşların yavrularını besleme çabası ile makarnaları çekiştirmesi ve bir an da yüzlerce serçenin toplanması bize her sabah eşiz bir kahvaltı yapma güzelliği yaşatıyor. Kuşlar artık her sabah aynı yere gelip bekleşiyorlar. Eşimin bu alışkanlığı kışlıkta da pencere önüne konan yiyeceklerle devam ediyor.
Böylesine örnek bir hayvan sevgisi ve yardımlaşmasını İstanbul’a gidince bir başka yönüyle yaşıyorum. İstanbul’un Şişli Belediye Başkanı Sayın Mustafa Sarıgül’ün başlattığı bir uygulama ile sokak köpeklerinin aşılanıp küpe takılarak sokaklarda yaşamalarına izin verilmesi ne kadar güzel ise, Nişantaşı ve Teşvikiye sakinlerinin düzenli su ve yemek vererek onlarla kurduğu dostluk da bir o kadar anlamlı görüntü oluşturuyor. Bunun tüm belediyelerimize ve mahalle sakinlerimize örnek olmasını diliyorum.
Beni umutlandıran ve etkileyen diğer konu da geçtiğimiz hafta Cuma namazında dinlediğim hutbe oldu. Daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığının başlattığı uygulama çerçevesinde, aynı hutbenin tüm camilerde okunduğunu öğrendim. Hutbe de, bugüne kadar çok alışık olmadığımız bir konu işleniyordu. Konu hayvanlara iyi davranılması ve onların kollanması ile ilgiliydi. Hutbeyi okuyan hoca hayvanların da Tanrı’nın yarattığı bir varlık olduğunu söylüyor ve bu konudaki ayetleri okuyordu. Evlerde beslenen hayvanlara iyi bakılmasını, karınlarının doyurulmasını, özellikle de sokaklarda ki kuşların ve diğer hayvanların ihtiyacının giderilmesinin bir insanlık görevi olduğunu anlatıyordu. Oysa bizim kültürümüze yerleşmiş “ köpek giren eve melekler girmez” gibi çok yanlış bazı söylemler insanlarımızı hayvanlardan soğutmuştur. Bu açıdan bakınca camilerde okunan bu hutbeler çok isabetli olmuştur. Bunun, insanımızın hayvanlara olan yaklaşımını olumlu yönde etkileyeceğine inanıyor ve bu uygulamayı başlatan Diyanet İşleri Başkanlığına teşekkürlerimi sunuyorum. Diyanet İşleri Başkanlığına Sayın Bardakçıoğlu’nun gelişi ile İslam’ın daha çağdaş yorumlandığı bir gerçek. Bu tür çağdaş uygulamalar ile dinimizin daha iyi anlaşılmaya başladığını sanıyorum.
Sokaklarda yaşayan hayvanların yazın su, kışın da yiyecek bulmakta zorluk çektikleri bir gerçek. O nedenle çoğu kez çaresiz kalan bu canlılara yardımcı olmayı görev kabul etmeliyiz. Onların çevreye kattığı güzelliği göz ardı etmemeliyiz. Çoğunuzun dikkatini çekmiştir sanıyorum. Son iki yıldır Cumhuriyet Meydanında bulunan kapalı otoparkın üstünde ki alanın ön köşesi güvercinlerin mekânı haline geldi. Orada yem satarak geçimini sağlayanlar güvercinleri insanlara alıştırdı. Artık güvercinler meydanın bir süsü haline geldi. Bu güzelliği gördükçe, İstanbul Eminönü’nde bulunan Yeni Cami önünde ki güvercinleri ve onlara yem atan yerli ve yabancı turistlerin yarattığı nostaljik güzelliği hatırlıyorum. Umarım her geçen gün çok daha güzelleşen kentimiz de, bu ve benzeri güzellikler de artarak devam eder.
Tanrı’nın yarattığı ve her birinin doğanın ekolojik dengesine önemli katkılar yaptığına inandığım bu canlılara sahip çıkalım. Çocuklarımıza hayvan sevgisini aşılayalım. Hayvan sevgisini tatmış çocukların hayata daha olumlu baktıklarına ve bunu çevresindeki insanlara da yansıttıklarına inanıyorum. Bu sevgiyi ve güzelliği herkesin yaşaması dileğiyle, iyi haftalar.. 08/Temmuz/2007
SADİ SUBAŞI