Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Mobil Santraller ve Samsun'un Sahipsizliği

MOBİL SANTRALLERİN BİR KEZ DAHA HATIRLATTIĞI
SAMSUN’UN SAHİPSİZLİĞİ VE SAMSUN’UN İKİ AYRI YÜZÜ.

22 Temmuz 2007 seçimleri iktidar partisinin inanılması güç başarısı ile sonuçlandı. Samsunlular Türkiye’de ki diğer üç il (Kayseri, Konya, Erzurum) ile birlikte AKP’ye Türkiye ortalamasının çok üzerinde öylesine yüksek oranda oy desteği verdi ki, şaşırmamak elde değil. Kayserilinin ve Konyalının verdiği desteğe söyleyecek tek lafımız olamaz. Bu iki il, bu dönemde yatırımların patladığı iller oldu. Samsun bunun tam aksine kabul edilmesi imkânsız haksızlıklara uğradı.
Demokrasilerde vatandaşın yapması gereken şey, kendisine haksızlık yapanlardan seçim sandıklarında hesap sormasıdır. Oysa Samsunlu bugüne kadar kendisini işsizliğe, teşviksizliğe ve yatırımsızlığa mahkûm edenleri oyları ile alkışlamıştır. Bu işte bir çarpıklık yok diyenlere söyleyecek tek sözümüz olamaz. Ama söyleyebileceğim şey, çok olumsuz şeylerin bir bir ortaya çıkışını görecek olmamızdır.
Samsunlular olarak yıllardır sürdürdüğümüz “bize hiçbir şey vermeyen iktidar partilerine oy verme geleneğimiz” sonunda, iktidarları da Samsun için bir şeyler yapma konusunda duyarsız hale getirmiştir. Oysa 2002 seçimlerinden sonra Trabzon’un teşvik kapsamına alınmayışının hesabını Trabzonlular hemen sorgulamış ve 2004 de yapılan yerel seçimlerde oylarını muhalefet partisinin adayına vererek göstermiştir. Bu tavır hemen meyvesini vermiş ve Trabzon, bölgemizde bir tek Samsun’un saf dışı bırakıldığı teşvik kapsamının genişletildiği uygulamada yerini almıştır. Ardından da Sayın Faruk Özak yatırımcı bir bakanlığın başına getirilmiştir. Söylemek istediğim şey, vermeden almanın Allah’a mahsus olduğudur. Samsunlular bu siyasi ticareti öğrenemediği sürece görünen odur ki, gittikçe gerileyen Samsun’da analar, babalar çocuklarına iş bulabilmek için daha çok kapı çalacak, yalvaracak ve onurlarını zedelemek zorun da kalacaklardır.
Samsunlu ise verdiği % 58’lik oy desteğinin meyvelerini ! toplamaya başlamıştır. Goller birbiri ardına gelmeye devam edecektir. İlk gol “MOBİL SANTRALLERİN! “ elektrik krizi bahane edilerek çalıştırılmaya başlaması ile kalemize girmiştir. İkinci golde ufukta görülmüştür. Yatağan’da ki felaketi gördükten sonra çok daha fazla ürktüğüm, “TERMİK SANTRALLERDENDE” üç adedi Samsun’a kurulacaktır. Aldığımız duyumlara göre Çarşamba Ovasında ve Yeşil Irmağa yakın bir köyümüzün alanına kurulması için gerekli müracaatlar yapılmıştır. Umarım duyumlarımız doğru çıkmaz.
MOBİL SANTRALLERİNİN yeniden çalıştırılması ile hukuk ayaklar altına alınmıştır. Bu konuda artık çok şey söylemek içimden gelmiyor. Santrallerin kapatılması ile sonuçlanan süreci sağlayan “ Çevre Birlikteliği” yeniden bir dizi çalışma başlatmıştır. DANIŞTAY’IN iptal kararının bugüne kadar işleme konulmaması, her iki santrale elektrik üretmeden her ay 2,4 milyon USD para ödenmesine isyan etmemek elde değil. IMF’den borç para alarak ülkeyi ayakta tutmaya çalışanların, bu santralleri Samsun’a konuşlaştıranların biraz vicdanı varsa, umarım şimdi sızlıyordur.
Danıştay kararını takiben 2006’nın son günlerinde Çevre birlikteliğini oluşturan Sivil Toplum Kuruluşlarının ortak imzası ile üç makama (Yargıtay Başsavcılığı, TBMM Başkanlığı ve Başbakanlık Denetleme Kurulu) suç duyurunda bulunulmuştur. Bu suç duyurusu ile ödemelerin durdurulması, bugüne kadar ödenenlerin geri alınarak hazineye verilmesi ve Danıştay kararına rağmen ödeme talimatı veren bürokratlarının yargılanması talep edilmiştir.
Başvurumuz üzerine Yargıtay Başsavcılığının talebi ile başlatılan soruşturma sonucunda adı geçen bürokratların yargılanması kararı alınmış ve Başsavcılık yasal olarak izin alınması gereken Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olurunu talep etmiştir. Bizzat bakan onayı ile bu soruşturmaya izin verilmemiştir. Açıkçası bakanlık bürokratlarını koruma altına almıştır.
Sayın Cemal Yılmaz Demir’in Başkanlığında kurulan TBMM araştırma Komisyon’un raporu ile de bu santraller için soruşturma talep edilmiştir. Kapı gibi Danıştay kararına, TBMM Komisyon raporlarına rağmen iş kılıfına uydurulmaya çalışılmış ve “ alınamayan ÇED” raporu yerine geçmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığınca “ ÇED OLUMLU RAPORU” adı ile bir belge verilmiştir. Bunu öğrenen “Çevre Birlikteliği” bu belgenin iptal edilmesi için yargıya başvuru yapma kararı almıştır. Bunun üzerine bu belge incelemek üzere Çevre İl Müdürlüğünden “ bilgi edinilmesi yasası çerçevesinde” Baro Başkanlığı tarafından yazı ile talep edilmiştir. Ne yazık ki, bu belgeler de gizli evrak statüsüne sokularak tarafımıza verilmemektedir. Anlaşılan suç duyuruları ile sıkışan bir takım güçler, bu santralleri çalıştırarak bugüne kadar yapılan ödemeleri de yasallaştırma çabasına girmiştir.
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI DEVLET değildir. Yaptırım güçleri de yoktur. Sivil Toplum Kuruluşları görevini yapmış ve her türlü yasal kazanımları sağlamıştır. Bundan sonrası yasa uygulayıcılarına düşmektedir. Santrallerin vereceği zarardan öncelikle etkilenecek olan Tekkeköy ve Kutlukent yöresinde yaşayan toplumun, yasal çerçevede gösterecekleri tepki çok önemlidir. Eğer hesaplanan zararlı gazlar doğaya salınırsa, bu santrallerin 2,5 km. karşısında bulunan ve Samsun’un içme suyunu sağlayan Çakmak Barajı’da etkilenecek ve sülfürik asit karışmış sular evlerimize kadar gelecektir.
Şimdi bu ülkeyi yönetenlere, başta TBMM Araştırma Komisyonu Başkanı Sayın Cemal Yılmaz Demir olmak üzere AKP’li milletvekillerimize sormak istiyorum;
Sayın Demirel Hükümetlerinden başlayarak Bafra ve Çarşamba Ovalarının daha verimli hale getirilmesi önemsenmiş ve sulama kanalları yapım projeleri uygulamaya konulmuştur. Bu projeler halen sürdürülmekte olup ve bu projelere milyonlarca USD harcanmıştır? Eğer tüm bunlar doğruysa, bu santrallerin ülkemiz için böylesine önemli ovada işi nedir? Yoksa Samsun kirli yatırımlar için pilot il mi seçilmiştir? Bu soruların cevabı açıklanmalıdır. Samsunlu kendisi için biçilen gömleğin ne olduğunu öğrenmek hakkına sahiptir. AKP’ye Türkiye ortalamasından 10 puan yüksek oy veren Samsunlu, en azından bunun karşılığı olarak cezalandırılmamalıdır. Lütfen çıkınız ve bu soruların cevabını veriniz...
AB’ye girme aşamasında, sivil toplum kuruluşlarının öneminin gittikçe arttığı bir gerçek. Bu kuruluşlardan birisinin başkanı olarak, diğer sivil toplum kuruluşlarının başkanlarının da katılacağını umduğum bir üzüntümü de belirmeden geçemeyeceğim. Halkımızın çıkarları adına koyduğumuz tavırlar, bizleri sanayi yatırımlarına karşıymışız gibi bir duruma düşürüyor. Ancak bu ayıp bizim değildir. Bu ayıp Samsun’a hiçbir kentin istemediği kirli yatırımları dayatanların ve bunlara zemin hazırlayanlarındır. Bizler, bu kentin işsizlik sorununa çözüm olabilecek temiz sanayi kuruluşlarının kurulmasını bekliyoruz. Göreceksiniz ilk alkışlayanlarda bizler olacağız.
Samsun’un bu kadar olumsuzluğu yaşamasının en büyük nedeni, Samsun’un siyasi anlamda yeterince temsil edilememesidir. Bu Samsun’un moralleri bozan yüzüdür. Öte yandan son yıllarda yerel anlamda sürdürülen çalışmalarla kent içinde önemli güzelliklerin ortaya çıktığı da gerçektir. Bu da Samsun’un moral veren sevindirici yönüdür.
Kent adına yaşanan bu olumsuzlukların yanında, Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Yusuf Ziya Yılmaz’ın Samsun’un görünümünü olumlu yönde değiştiren çalışmalarını takdir etmemek mümkün değildir. Bazı yanlışların yapılmaması için yapılan uyarılar dikkate alınmış olsa, çok daha güzel şeylerin ortaya çıkacağı da bir gerçektir. Ama korkarım, güzelleşen Samsun’da bu gidişle bu güzellikleri yaşayabilecek ve buralardan doyasıya faydalanacak insan kalmayacak. Beş belediye başkanı ve altı milletvekiline sahip bir iktidarın, Samsun’a böylesine olumsuz bir gözle bakmasını içime sindiremiyorum. Tüm bu olanlar da Samsun’u çelişkiler yumağı haline getiriyor. Yazık, çok yazık… 05 Ağustos 2007

SADİ SUBAŞI