ANLAŞILMASI ZOR KENT SAMSUN…
1970’li yıllardan beri ailece tatil için genellikle Ege ve Akdeniz bölgesinde ki tatil beldelerini seçtiğimiz için, İç Anadolu, Akdeniz ve Ege bölgelerinde çok sayıda il ve ilçeyi görme ve tanıma şansımız oldu. Bu bölgelerde ki illerden, hatta ilçelerden geçerken bu şehirlerin giriş bulvarlarının güzelliğini imrenerek, birazda kıskanarak seyrederdim. Son üç beş yıldır havayolunu tercih ettiğim için buralarda ki gelişmeleri izleyememiştim.
Geçtiğimiz hafta Antalya’da yapılan bir iş toplantısını fırsat bilerek özel aracımızla seyahat ettik. Dönüşü de İstanbul üzerinden yaptığımız için, yolumuz üzerinde bulunan çok sayıda il ve ilçeyi yeniden izleme fırsatı buldum. Açık söylemek gerekirse, Samsun’da son yıllarda yapılan kent içi düzenlemeleri hatırlayınca o eski kıskançlığımdan eser kalmadı. Gerçekten de son yıllarda Samsun’da kentimiz adına güzel işler yapıldı. Özellikle sahil de yapılan düzenlemeler, demiryollarının en aza indirilerek bu alandaki TCDD’ye ait eski binaların kaldırılması, son olarak da borsanın boşaltılması ile kazanılan alanlar Samsun’un görüntüsünü değiştirdi. Bulvarlar ve kavşaklarda ki göbeklerin renk, renk çiçeklerle bezenmesi ile kazanılan görsel güzellikler, eski otogarın, borsanın ve kamyon garajının boşaltılması ile kazanılan alanların da yeniden düzenlenmesi ile çok daha güzel bir görünüme ulaşacağına inanıyorum. Rahmetli Muzaffer Önder ile başlayan ve Sayın Yusuf Ziya Yılmaz’ın cesur çalışmaları ile devam eden şehir içi düzenlemelerle Samsun’da kıskanılacak bir kent haline gelmiştir. Ancak bu güzelliklerden övgü ile söz ederken, sivil toplum kuruluşlarının bütün itirazlarına rağmen yapılan yanlışlar da keşke olmasaydı diyorum.
Samsun kent olarak güzelleşirken, üzülerek söylemek gerekirse ekonomik olarak da tepe taklak gitmektedir. Ciddi bir yatırım yapılmadığı ve yeni iş alanları yaratılamadığı için işsizliğin had safhaya çıkması, üniversiteyi bitiren gençlerimizin Samsun’a dönemeyişi Samsun adına karamsarlık yaratmaktadır.
Samsun’dan çıktıktan sonra yolumuz üzerindeki Merzifon, Çorum, Afyon, Antalya, Kütahya, Eskişehir’i görünce insanın morali bozuluyor. Bu illerin bir kısmına Tanrı’da cömert davranmış. Afyon’a mermer yatakları hayat vermiş. Afyon’a yaklaşınca sıklaşan mermer tesisleri, Kütahya’ya girerken irili ufaklı onlarca çini ve seramik atölyesi ve Türkiye’ye hitap eden çini ve porselen fabrikası bu iki kente hayat vermiş. Devletin teşviki ile turizm yatırımlarının patladığı Antalya, son 15 yılda birden bire dünya kenti olmuş. Kabuğunu çatlatarak bir sanayi kenti haline gelen Eskişehir için zaten bir şey söylemeye gerek yok. Bu illerde ki değişimi görünce bir Samsunlu olarak insanın içi yanıyor. Uzaklara gitmeye gerek yok. “Teşviki” sivil toplum kuruluşlarının gözüne sokan sayın vekillerimiz lütfedip de, burnumuzun dibinde ki Merzifon’a bir uğrayıversinler. Uğrasınlar da Merzifon’un son iki yılda teşvik sayesinde nasıl bir sanayi patlaması yaşadığını görsünler. Fabrika kuracak boş arsa kalmadığı için, belediye yeni yeni sanayi yatırım alanları hazırlıyor. İşsizlik bir yana dışarıdan işçi geliyor. Gel de kıskanma! Gel de teşvikten mahrum bırakılışımıza yanma.
Sanki bilinmeyen bir güç Samsun’un önünü kesiyor. Samsunlu uyuşmuş. Adeta kaderine razı olmuş. Silkinip de, her dönem kendisini tatlı vaatlerle uyutan siyasetçilere hesap sormak yerine, onları tekrar, tekrar seçerek ödüllendiriyor. O zaman da yapılacak çok şey kalmıyor.
Üzülerek söylemek gerekirse Samsun’un siyasetçiden de yana şansı yok. Yeni kabinenin kurulacağı şu günlerde, bakan olarak adı geçenler arasında tek bir Samsun milletvekilinin adı yok. Demek ki iktidara en çok milletvekilini veren dört ilden birisi de olsan, iktidar partisine Türkiye ortalamasının 10 puan üzerinde oy da versen, iktidarlar için Samsun bir hiç. Bu ayıbı ben içime sindiremiyorum. Bu işte bir yanlışlık olmalı. Ya meclise bakan olabilecek vasıflarda vekil gönderemiyoruz, ya da iktidarlar Samsun’u cepte keklik, oy deposu olarak görüyorlar. Veya çok daha kötüsü, Samsun laik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyetine giden yolun simge kenti olmanın diyetini ödüyor. Bunların hangisi geçerli olursa olsun, asıl sorumlu Samsunlular olarak biziz. İstemesini, hesap sormasını bilmeyen bu kentin insanlarının işsizlikten yakınmaya da, ağlaşmaya da hakkı yoktur.
Son yıllarda Samsun’a gelenlerin gıpta ettikleri güzelliklere sahip bir kent görüntüsü veren Samsun’un, içinin boşaldığını görmek ne kadar acı.
Ey benim güzel Samsunlum, sen kaderine razı olmaya devam et. Et ki, başımıza bela olan iki mobil santral yanına üç tanede termik santral kursunlar. Hatta bunlar yetmez deyip, turizm cenneti olan Sinop’u kurtarmak adına, Sinop’a kurulması planlanan nükleer santrali de Samsun’a davet etsinler. Böylece, Türkiye’nin en verimli iki ovası diye, milyon dolarlar harcayarak yapılmaya çalışılan sulama kanallarına da gerek kalmasın.
Bak, ne güzel milletvekilleri seçiyoruz. Daha meclis toplanmadan seçtiğimiz dokuz milletvekilinden birisi eksildi. Yıllar sonra meclise bir bayan vekil gönderdik. Belki erkek vekillerimizin yapamadıklarını O yapar diye umut bağladığımız Sayın Birnur Şahinoğlu da, “Samsun’a verilecek emeğe yazık olur” diye düşünmüş olacak ki, kendisini İzmir’in 25. milletvekili ilan etti. Kendisine teşekkür etmeliyiz. Hiç olmazsa hangi il için çalışacağını baştan ilan ederek dürüst davrandı. Hiç olmazsa, gizli saklı başka illere destek veren geçmişteki milletvekillerimiz gibi davranmadı.
Çok merak ediyorum, vekilimiz bu yaptığını seçildiği bir Kayseri’de, bir Konya’da, bir Trabzon’da veya herhangi bir başka ilde yapsaydı ne olurdu? Şu olurdu. Bir daha o kente adım atamazdı. Ne yazık ki burası Samsun. Samsunluyu ne kadar aşağılarsan o kadar çok destek bulursun. Bizim gibi Samsun sevdalılarına da bu işleri dert edinmek düşüyor. Boşuna dememişler “Her toplum hak ettiği şekilde yönetilir” diye.
GÜLE GÜLE SEVGİLİ ERDEM EROL.
Cumartesi günü duyduğum bir haber beni hem çok üzdü, hem de çok düşündürdü. Düzgün insan, dürüst ve cesur kalem sahibi bir gazeteci dostumuz Samsun’dan kopuyordu. Sayın Erdem Erol, eşinin zoru başarıp daha üst bir görev alabilme şansı yakalaması üzerine, onunla birlikte olmak için bir başka kente gitmek zorunda kalıyordu. Eşini Samsun’a aldıramadın mı? Diye sorunca, “bizim böyle bir gücümüz yok ki” dedi. Böyle usta bir gazeteciyi dahi Samsun’da tutmaya gücümüz yetmiyorsa yazıklar olsun. Bu bile her şeyi açık seçik ortaya koyuyor sanıyorum.
Sevgili Erdem Erol yolun ve bahtın açık olsun. İnanıyorum ki, oralarda kafan böylesine çözümsüz sorunlarla ağrımaz. Yolunuz açık olsun.
İyi haftalar… 19 Ağustos 2007
SADİ SUBAŞI