TARAFTAR OLMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SINIRLARI.
Uzun zamandır aşağıda değineceğim konu aklımdaydı, ancak önemli güncel konulardan fırsat bulup bu konuda ki düşüncelerimi sizlerle paylaşamamıştım. Ne var ki geçtiğimiz günlerde yaygın basına da konu olan bir davranış konuyu gündeme almama neden oldu.
Futbol günümüz de dünya da olduğu gibi ülkemizde de en çok ilgi çeken spor dalıdır. Akıl almaz paraların döndüğü, şike gibi iğrenç olayların her dönem gündeme taşındığı, her hafta bir hakemin ipinin çekildiği, futbolcu ve hakem eskilerinden oluşan spor yazar ve yorumcularının sporun özü olan sevgi, saygı ve her türlü ahlaki kuraldan uzak yazı ve yorumları futbolu çirkinleştirmeye ve tribün anarşisini körüklemeye devam ediyor.
Üzülerek söylemek gerekirse bu çirkinliklerin başını çeken ve ortalığı karıştırıp gerginliğe neden olanların başında, üç büyük kulübümüz ve onların başkan ile yöneticileri geliyor. Artık Faruk Ilgaz, Süleyman Seba, Selahattin Beyazıt ve o dönemlerin diğer saygın yöneticileri yok. Yine geçmişte tribünlerde belirli bir sevgi ve saygı düzeniyle taraftarları coşturan Karınca Ezmez Şevki ve Amigo Orhan gibi taraftar liderleri ( amigoları) yok. Yalnız burada bir kişiye haksızlık etmek istemiyorum. O da Özhan Canaydın’dır. Sayın Canaydın yukarıda örnek verdiğim başkanların günümüzde ki örneğidir.
Tüm köşe yazarları ve spor yorumcularının birleştikleri tek nokta üç büyüğe tanınan ayrıcalıklardır. Hakemlerden sürekli yakınan onlardır. Federasyon başkanlarına acımasıca saldıran onlardır. Hakemleri beğenmeyip kara listelerine alanlar onlardır. Anadolu takımları onlar için bu oyunun birer piyonudur. Anadolu takımlarında birazcık sivrilen futbolcuyu, daha sezon içersinde ayartıp takımlarından kopartan da onlardır.
Her yıl bunlardan birisinin şampiyon olması ilk kuraldır. Burada kavga hangisinin şampiyon olacağıdır. Onlar için küme düşmek diye bir korku yoktur. Üç büyüklerin başkanları için başarılı olmak demek, gerektiğinde tüm kural dışı işleri en iyi yapabilmek ve takımını şampiyonluğa ulaştırmaktır. Bu etik dışı işleri yapmayan ve kurallara sadık kalan başkanlar, en başta kendi taraftarı tarafından beceriksiz ve istenmeyen başkan olarak ilan edilmeye mahkûmdur.
Bu yapı içersinde bu üç takımdan başka bir takımın şampiyon olması adeta imkânsızdır. Bir dönem güçlü lobisi sayesinde üç büyükleri zorlayıp aralarına girmeyi başaran Trabzonspor’da artık devre dışı kalmış sıradan bir Anadolu takımı haline gelmiştir. Bunların küme düşmesi düşünülemez dahi.
Üç büyük takımın harcadığı para bütün dengeleri altüst etmiştir. Daha topa vurmasını dahi öğrenememiş futbolculara milyon dolarlar verilmektedir. Avrupa ve Brezilya’da dikiş tutturamamış oyunculara milyonlarca dolar para sayılmakta ve insanlarının büyük çoğunluğu açlık sınırında yaşam mücadelesi veren bu ülkenin paraları yurt dışına gitmektedir.
Bunları yazmamın nedeni, bu sektöre aktarılan paraların kaynağının belli olmamamsıdır. Vergi daireleri kümesteki tavukları daha fazla nasıl yolarımın hesabını yapmaktan, üç büyüklere akıl almaz paraları veren kulüp başkan ve yöneticilerinin verdiği vergilere bakarak bu paraları nasıl verdiklerini sormaya sanırım fırsat bulamamaktadırlar.
İşin burasına gelince, acaba maliyeciler bu soruları soramıyorlar mı? diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Bu kulüplerin yöneticilerini bu kadar cesur kılan başka nedenler yok mu acaba? Bence işin asıl özü burada başlıyor.
Çağın tutkusu futbolda herkesin bir takımı tutma özgürlüğünden normal bir şey olamaz. Ama bu ülkenin karar organlarının başında ve tüm insanlara eşit yaklaşmak konumunda ki bir görevde olanların, bu özgürlüklerini görev dönemleri sonuna kadar sınırlamaları gereklidir.
Eğer bugün olduğu gibi çok büyük sorumluluklar taşıyan görevlerde olmalarına rağmen, bir büyük kulübün taraftarı olmanın da ötesine geçen tavırlar sergileyenler, bu üç büyük kulübü ve yöneticilerini dokunulamaz hale getirmektedirler.
Ayrıca görevleri gereği tüm halkı kucaklamaları gerekirken, bir büyük takım yanında yer alanlar, bırakın Anadolu takım taraftarlarını, diğer iki büyüğün taraftarının tepkisini almakta ve makamları ile gördükleri önem ve saygıyı yitirmektedir. Bir Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın, Genelkurmay Başkanı’nın, Spordan Sorumlu Bakanın, Maliye Bakanı’nın, Vali’nin, Futbol Federasyonu Başkanı’nın, Hakem Komitesi Başkanı’nın görevleri sırasında bir takımın taraftarı olmaları ve ona açıkça destek vermeleri hakları olamaz. Aksi halde oturdukları makamlara büyük zarar verirler ve güvenirliklerini yitirirler.
Bu anlattıklarımın çok yeni bir örneği geçtiğimiz günlerde yaşanmıştır. Geçen hafta sonu oynanan FB-GS süper lig maçında FB’nin maçı 2-0 kazanması üzerine, katıldığı bir düğünde FB taraftarları ile oynayan ve FB marşı söyleyen Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Sayın Yaşar Büyükanıt büyük tepki almıştır. Kamuoyu yoklamalarında güvenirlik sıralamasında en üstte yer alan bir kurumun tepesinde görevli bir komutan taraf olmamalıydı. Hele de üç büyüklerin başkan ve yöneticilerinin bazılarının devletle iş yaptığının bilindiği bir ortamda, böylesine destekler bu kişileri ve kurumlarını yıpratırken, üç büyük kulüplere ve yöneticilerine de avantaj sağlamaktadır. .
Yıllardır yeteri kadar yıpratılan Türk Futbolunun daha fazla yıpranmasına, başta yukarıda belirttiğim yöneticiler olmak üzere sorumluluk taşıyan hiç kimse izin vermemeli ve üstü örtülü de olsa üç büyüklerin sınır tanımayan tavırlarına hoşgörü gösterilmemelidir.
TÜM OKUYUCULARIMIN VE SAMSUNLULARIN ÖNÜMÜZDE Kİ GÜNLERDE KUTLAYACAĞIMIZ KURBAN BAYRAMINI KUTLUYORUM. İYİ HAFTALAR..
15 ARALIK 2007
SADİ SUBAŞI