Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Bu Ülke Gerçekten Demokratik Bir Ülke mi

e-posta; sadi subasi@denizeczaneoptik SUNUŞ

BU ÜLKE GERÇEKTEN DEMOKRATİK BİR ÜLKE Mİ?

Bu güzelim ülkeyi ne hale getirdik? Nasıl becerdik bu işi anlamak mümkün değil. Daha doğrusu soruyu, “biz değil de bizi daha iyi yöneteceğini söyleyen siyasetçiler nasıl becerdi?” diye sormak gerekir. Her sabah uyandığımız da yeni bir korkutucu habere tanık oluyoruz. Artık bu işin ne savunulacak, ne de duymazdan ve görmezden gelinecek hali kaldı. Bu haberler kesin ve inandırıcı bir şekilde yok edilemezse korkarım toplum olarak paranoyak olacağız.
Bir haftadır Ana Muhalefet Partisi Genel Sekreterinin karmaşık dinlenme hikâyesi ile yatıp kalkarken, bu sabah ( 01 Haziran 2008 Pazar) VATAN GAZETESİ’NİN manşetten verdiği haber sanıyorum herkesin tüylerini diken diken edecektir. Kemal Göktaş isimli muhabirin verdiği habere göre 22 Temmuz öncesi polis “seçimlerin güvenliği ve muhtemel provakosyonları önlemek“ gerekçesi ile mahkemeden aldığı bir izinle ülkemizde ki herkesi dinlemeye ve gözetlemeye başlıyor. Hem de nasıl geniş kapsamlı biliyor musunuz? Tüm Telekom hatları, Avea, Türkcell, Vadofan’a bağlı cep telefonları ile yapılan telefon görüşmeleri, internet yolu ile yapılan yazışmaları ve MSN görüşmeleri ile insanların hangi internet sitelerini izlediğine kadar. Bu izinin daha sonra yeni bir taleple uzatıldığı da haberin can alıcı noktası. İzin talebine ait onayı veren hâkim, “kaç kez uzatıldığı” sorularını ben basına konuşmam diyerek kafalarda oluşan soruları artırıyor. Korkarım bu izleme, süregelen yeni taleplerle devam ettirilmiştir.
Değerli okuyucularım, bu ne demektir biliyor musunuz? Bu ülke de ki insanın bir şekilde fişlendiği ve kişilerin özeline girilerek herkes için gizli kalması gereken bir takım özel bilgilerin dahi birilerinin eline geçtiğidir. Bu haber inandırıcı bir şekilde yalanlanamazsa, artık bu ülkede demokrasinin varlığından kimse bahsedemez. Eğer bu ülkenin insanın çok güvendiği bir dostu ile dertleşirken paylaştığı düşünceleri birileri tarafından kaydedilmişse, artık o insanın özgür bir şekilde yaşama şansından bahsedilemez. Bu olay, karı kocanın yatak odaların da onları gözetleyen birisi ile birlikte yaşamasından farksızdır.
Bu haberlerin doğruluğu, son zamanlarda dinleme yolu ile yapılan gözaltılarını da tartışmalı hale getirir. Düşünebiliyor musunuz? Bunaldığınız bir anda güvendiğiniz birisi ile paylaştığınız düşünceleriniz, sizinde bir sabah apar topar gözaltına alınmanıza gerekçe oluşturabilecektir. Bu korkunç bir durumdur. Durum bu ise, rejimin değiştirilmeye çalışıldığı iddiaları da artık daha da tartışılır hale gelecektir.
Geçen hafta içersinde yaşanan dinleme skandalı sırasında öğrendik ki, telefonla görüşme yapmadan da cep telefonlarının bulunduğu ortamlar, sadece devletin elinde bulunması gereken ve lazer sistemi ile çalışan termal dinleme cihazı ile 500 metre uzaktan da dinlenebiliyormuş. Bu şunu gösteriyor. Bu cihazlar amaç dışı kullanılabiliyorsa veya bu cihazlar bir şekilde devlet dışında birilerinin de eline geçmişse, artık insanların iş ve özel yaşamları ile ilgili tüm sırları da izlenir haline gelmiştir. Bir toplum bu korkuyla yaşamaya mahkum edilemez. Bunu yapmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu, ülkemiz adına büyük bir komployla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir.
Bu olaylar eğer iktidarın bilgisi dışında oluyorsa, yarından tezi yok iktidar ve muhalefet el ele vererek bu rezaleti ortaya çıkartmalı ve toplumu konuşma özgürlüğü konusunda rahatlatmalıdır. Aksi halde bu ülke bu korkuyla yaşamaya mahkûm edilirse, bunun adı demokratik bir ülke olmaktan çıkar ve polis devletine dönüşür.
Bu ülke artık her gün patlayan yeni bir siyasi krizden bıktı. Başbakan ile Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanın söz düellosu ve onlara koro oluşturan yandaşlarının akıllara durgunluk veren yorumları ve açıklamaları sırasında ülkemizin altımızdan kaydığı gerçeğini gözümüzden kaçırıyoruz. Eğer asıl amaç da bu ise, o zaman bu ülkede siyaset yapan herkes büyük bir vebal altına girmiş demektir. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne yazık edilmektedir. Sorumluluğu olan tüm kesimlerin, başta TBMM olmak üzere bu gidişe dur deme zamanı gelmiştir.
Yurt dışında bizi temsil görevi üstlenmiş Dışişleri Bakanı’nın yaşanan gerçeklerle hiç de örtüşmeyen bir iddia ile ülkemizi yabacılara şikâyet etmesi, Diyanet İşleri Başkanlığından hemen her gün yapılan çağdaş yaşam ile çelişen açıklamalar, bu günkü özgür ve laik rejim sayesinde her türlü inancını yerine getiren ve rejimle hiçbir sorunu bulunmayan dindar insanlarımızı dahi rencide etmekte ve Atatürk Türkiye’sine yakışmamaktadır.
Bu ülke insanlarına layık görülen bu uygulamaları kabul etmemiz düşünülmemelidir. Umuyorum bunlar birer rüyadır ve bir an önce hep birlikte sağlıklı işleyen bir demokratik yaşama döneriz.
İyi haftalar dileğiyle.. 01 Haziran 2008
SADİ SUBAŞI