CAHİLİYE DÖNEMLERİNİ HATIRLATAN İĞRENÇ OLAYLAR.
Türkiye’de geçmiş yıllarda da cinayetler işlenir, tecavüz, gasp ve hırsızlık olayları olurdu. Türkiye bu olaylara yabancı değildir.
Ne var ki, cinayetler ya töre ve namus için, ya da arazi anlaşmazlıkları ve kan davası nedeniyle işlenirdi. Öldürmeyi kafasına koyan, hasmını bir yerde sıkıştırır ve basardı kurşunu, sonra da çoğu kez de gider teslim olurdu.
Tecavüz olayları da daha çok büyük kentlerde görülen iğrenç olaylardı. Kırsalda ise, daha çok evlenme amacına yönelik kız kaçırma olaylarında yaşanırdı.
Ne şekilde olursa olsun, hiç birisinin hoş görülecek bir yanı yoktur. Ancak günümüzde bu tür olaylar öylesine bir iğrençlik seviyesine ulaştı ki, akıl sağlığı yerinde olan her normal insanın kanını donduruyor. Olay sayısı ve çeşitliliği de inanılmaz boyutlara ulaştı.
Olaylar toplumsal bir ahlak çöküşünün de ötesinde, cahiliye dönemlerinde yaşananları dahi aratır vahşet boyutuna ulaştı. Artık ne kırsal da, ne de büyük şehirlerde, hatta devlet kontrolü ve koruması altında ki kurumlarda dahi ne can, ne mal, ne de namus güvencesi kalmadı.
Deyim yerindeyse, tam anlamı ile toplumsal bir cinnet yaşıyoruz. Tecavüze uğrayanlarda da, tecavüz sanıklarında da yaş sınırı kalmadı. Artık sadece çocuk yaştakiler değil, bebekler de tecavüz mağdurları arasına girdi.
Cinayet işleyenler, öldürdüklerini kasap gibi parçalara ayırabilecek kadar vahşileştiler. Bu olayları sıradan suç olarak kabul etmek mümkün değil. Aşağıda başlıklarını vereceğim olaylar, geçtiğimiz haftanın sadece ilk üç gününde olan ve bizlerin duyabildiği olaylardır.
Sığınma evinde koruma altına alınan eşini, “Bir şey yapmayacağına”dair imza vererek alan koca, ertesi gün otelin 4. katından atarak öldürdü.
Oğlunun gözü önünde eşini bıçakla öldürdükten sonra harakiri yaptı.
İşyerini basan kadından, mobilyacıya yedi kurşun.
İzmir Balçova’da kırk sekiz saat içersinde gece saatlerinde kafalarından tek kurşunla katledilen üç kişi. Katilin hedefinde önce evine dönmekte olan bir banka memuresi, sonra kaldığı yurda dönen üniversite öğrencisi bir kız, ertesi gün yine aynı yerde, bu kez katilin muhtemelen kadın sandığı bir travesti var.
Şoförlüğünü yaptığı adamın eşini vuran zanlı, “Asıl hedefim kocasını öldürmekti.”Dedi.
Düğün magandası pencereden bakan kadını vurdu.
THY pilotu hostesi oda spreyi ile taciz etti.
13 yaşından itibaren tecavüz ettiği öz kızını evlendirdi. Bu kez kızının çocuğu, yani torunu olan kıza da tacize başladı.
Siirt’te yetiştirme yurdunda kalan 15–16 yaşlarında ki 4 küçük kıza 100 ü aşkın kişi bir yıldır tecavüz etmiş. Aralarında 70 lik dedeler, okul müdür yardımcısından, polis ve memur dâhil her meslekten insan var. Olay bir yıldır görmezden gelinmiş.
Bu kez Siirt’in Pervari İlçesi’nden çok daha iğrenç ve YİBO ( Yatılı İlköğretim Bölge Okulu) kaynaklı bir olay. 14 yaşlarında 8 YİBO öğrencisi, zorla soydukları bir kızın resimlerini çektikten sonra tehditle kendilerine 3-4 yaşlarında çocuk getirmesini istiyorlar. Kız korkusundan amcasının 2 yaşında ki oğlunu götürüyor. 8 küçük öğrenci çocuğa, daha doğrusu bebeğe sırayla tecavüz edip havuzda boğuyorlar. Bununla da yetinmiyorlar ve bu kez “Neden bize erkek çocuğu getirdin, git kız çocuğu getir” Diyorlar. Kız, bu kez diğer amcasının üç yaşında ki kızını götürüp teslim ediyor. Bu bebek de tecavüz sonrası öldürülüyor.
Son haber de Manisa’nın Alaşehir İlçesi’nden geliyor. 14 ve 16 yaşlarında ikisi kız, birisi erkek çocuğa fuhuş yaptırılıyor. İlişkiye giren 31 kişi gözaltına alınıyor.
Bu arada Pervari Belediye Başkanı’nın açıklaması, kanayan yaraya adeta tuz döküyor. Kendilerine daha iyi bir yaşam sağlamak üzere seçtikleri Pervari Belediye Başkanı bozuntusu, “Pervari küçük yer, biz hep akrabayız. Olayı kapattık gitti” Diyor. Bu nasıl bir ahlak yapısı ve nasıl vicdan? Pes doğrusu.
Bu ve benzeri olayların hemen her gün bir yenisini duyar olduk. Bu iğrenç ve utanç verici olaylar, ülkemizi çağdaş dünyaya rezil etmeye başladı. Aileler eğitimleri için başka kentlere giden çocukları için korku içindeler.
Bu iğrenç olaylar, sıradan polisiye olaylar olarak hafife alınamaz. TBMM acilen en üst düzeyde bir araştırma komisyonu kurmalı ve bu olayların ekonomik, sosyal, ahlaki ve psikolojik yönleri bilimsel olarak araştırılmalı ve alınacak önlemlerin boyutları ne olursa olsun, mutlaka toplumla paylaşılmalıdır. Bu konuda katkı verebilecek her görüş de değerlendirilmelidir.
Konuyu köşesine taşıyan birisi olarak, bu konuda ki düşüncelerimi de paylaşmak ve bu amaçla görebildiğim birkaç nedenin altını çizmek istiyorum.
1-Bence bu suçları tetikleyen en önemli neden, yıllardır
bir türlü önlenemeyen, kırsaldan kente göç olayıdır. Bu
göç, son dönemlerde siyasi otoritenin tarım alanında yaptığı yanlış
uygulamalar sonucunda da adeta teşvik edilmiştir. Geçen hafta iki
bölüm halinde yayınlanan köşe yazımın ana teması,
üretimden kopartılan toplumun büyük bir açmazda
olduğuydu.
Tarımsal üretimi anlaşılmaz şekilde çökerten siyasi irade, daha ucuza
alıyoruz diye köylüyü buğday başta olmak üzere temel gıda maddelerini
ekemez hale getirip, toprağından koparttı. Tarımsal üretimin
desteklenmemesi sonucu köylerde genç insan kalmadı. Toprağından
umudunu kesen ve iş bulabilmek üzere büyük kentlere giden bu
insanların çok azı iş bulup çalışırken, çoğunluğun bir kısmı çaresizlikten
mafyanın hizmetine girdi. Bir kısmı da açlığına çare bulabilmek için
çeşitli suçlara bulaştı.
2- İşsizlik ve ekonomik kriz de bu suçların artmasının bir
başka önemli nedenidir. Zaten işsizliğin yüksek olduğu bir
dönemde kar eden, etmeyen demeden tüm kuruluşların özelleştirilmesi
sonucu sokağa dökülen işsiz insanların, ödenemeyen kredi kartı
borçlarının icra takipleri altında ezilenlerin, yaşadığı çaresizliği nasıl
görmezden geliriz? “Aç insan her şeyi yapar” deyimi boşa
söylenmemiştir.
3- Toplumsal cinnetin altında yatan bir diğer neden de,
TV’lerde ki düzmece sabah programları ve çoğu dizide
yaşanan toplumsal hiçbir ahlaki kurala sığmayan
rezaletlerdir.
İnançları öne çıkartan siyasi bir iktidar döneminde, yaşanan dizi
ahlaksızlığına gösterilen hoşgörüyü de anlamak mümkün değildir.
4- Olayların böylesine artmasının altında yatan en önemli nedenlerden birisi de, emniyet, yargı ve siyaset üçgeninde yaşanan olumsuzluklardır.
AB sürecinde yaşanan belirsizlikler ve AB’ e girme sevdamız uğruna
dayatılan uyum yasalarının toplumsal uzlaşı ve ön hazırlıklar
tamamlanmadan alelacele çıkartılması, suç ve suçluların polis-yargı
aşamasında ciddi sorunlara neden olmuştur.
Emniyet güçlerinin suçluları yakalama ve adalete teslim etme
noktasında, siyasi baskının olmadığı hallerde, görevini yaptığı
söylenebilir.
Ne var ki, suçlarla verilen cezalar arasında ki uyuşmazlık,
cezaların caydırıcılığını tartışmalı hale getirmiştir.
Yargılama sürecinin çok uzaması, Cem Garipoğlu cinayeti gibi insanın
kanını donduran davaların çok çabuk bitirilip vicdanların
rahatlatılamaması da, adalete olan güveni sarsmaktadır. Zaman zaman
mağdur taraflarının, “Cezayı kendimiz mi verelim?” isyanlarına
tanık olmaya başladık.
Sonuç olarak, bir yandan bu tür akıl almaz cinayetler,
tecavüzler ve gasplar, öte yandan ilkokul seviyesine
inen uyuşturucu kullanımı, toplumu derinden
sarsmaktadır.
Ülkeyi yönetmeye talip olanların her şeyi bir yana itip, toplumda ki
korku ve endişe ortamını dağıtmak için her türlü önlemi alması
kaçınılmaz hale gelmiştir.
İyi haftalar dileğiyle.. 02 Mayıs 2010
SADİ SUBAŞI
ÜLKEMİZİN VE SAMSUN’UMUZUN BAŞI SAĞOLSUN.
Cumartesi akşamının ilerleyen saatlerinde köşe yazımı bitirmek üzereyken, TV’ler alt yazıyla yeni şehit haberleri geçmeye başladı. 35 yıldır durdurulamayan bölücü terörün, kırk bin aileye düşürdüğü ateşe lanet okuyarak, acısını klavyenin tuşlarından çıkarttım.
Pazar sabahı, tüm camilerden yükselen sela ile şehitlerden birisinin yine Samsunlu olduğunu öğrenince bir kez daha kahroldum. Öğle saatlerinde ise, bu kez şehit teğmenimizin mahallemizin çocuğunu öğrendim. Bir sokak ötede ki evinin önüne gittim. Onların acısını dindirmek için mi gittim? Yoksa içimde ki isyanı mı? Bilmiyorum.
Ne yazık ki, herkes gibi elimden Tanrımdan aileye sabır versin demekten başka bir şey gelmiyor.
Son on günde 4 şehit veren Samsunlulara sabır ve sükûnet, aziz şehidimize Tanrıdan rahmet, ailesine de sabırların en büyüğünü diliyorum.