ÜLKEMİZDE YAPILANIN ADI SİYASET OLAMAZ.
Sözlükler, “Siyaset” kelimesini çok farklı şekillerde tarif etseler de, hemen hepsinin buluştuğu ortak yorum şu ana ilkelerden oluşmaktadır;
Toplumun bütünlüğünü, genel yararını ve ortak iyiliğini sağlamak,
Kişisel çıkarlara karşı toplumun çıkarlarını korumak,
Kaynakların paylaşımı sırasında çıkabilecek çatışmaları önleyebilmek için yapılacak mücadele de kararlı ve dirençli olmak,
Bu değerlerin dağıtım ve paylaşımında kargaşa olmaması için bir araya gelerek asgari müşterekte buluşmak.
Özet olarak söylemek gerekirse, başarılı bir siyaset yönetiminin özünü paylaşım ve uzlaşı kültürü oluşturur.
Demokratik rejimin henüz tam yerleşmediği 1946 yılında, çok partili siyasi döneme geçilmesi ile başlayan iktidar kavgası, ülkemizde ki siyasi anlayışı hızla yozlaştırmış ve siyasette başarının yolu ilkesizlik olmaktan geçer olmuştur.
Çünkü siyasi partilerimizin yönetim yapısında, Genel Başkanların ve Genel Merkez Yönetimlerinin koltuklarını korumak adına oluşturdukları, koşulsuz bağlılık “biat” sistemi vardır. Böylesine bir sultanın olduğu yerde ise, ne uzlaşma, ne değişim, ne de yeniliklere açık anlayış yer alamaz. O nedenledir ki, bu ilkeleri benimseyenler günümüz siyasetinde yer bulamamaktadır.
Siyasi partilerde öylesine bağnaz bir yapı oluşmuş ki, yönetimin tepesinde yer alanlar biraz da konumlarını korumak için her türlü değişim ve yenililiklerden korkar hale gelmişlerdir.
Böyle bir siyaset anlayışı olmaz. Çağdaş demokrasilerde böyle bağnaz anlayışlara yer yoktur. Ne yazık ki, ülkemizde de hemen hemen tüm siyasi partilere bu anlayış yerleşmiştir. Bunun doğal sonucu olarak da siyasi partilerimiz yıllardır aynı kadrolarca yönetilmekte ve ülkenin umudu olan genç birikimli insanlar siyasi partilere katkı verememektedir.
Eğer siyasi partilerin tepesinde bulunanlar, siyaseti bu ülkenin ve halkımızın çok daha güzel günlere ulaşması için yaptıklarını iddia ediyorlarsa, inandırıcı olmak zorundadırlar. Çünkü yıllardır yapılan siyaset, bunun tersini söylemektedir.
Eğer, değişim ve yenilikten yana siyaset yapılacaksa, milli eğitime öncelik verilmeli ve geriye dönüp bakılmalıdır. Kurtuluş Savaşı ile bir mucizeyi gerçekleştirenlerin ilk iş olarak eğitime el atmalarını ve yarattıkları “Köy Enstitüleri” Modeli ile nasıl ülkenin kaderini değiştirdiklerini, bugün dahi öğretmen göndermekte zorlanılan köylere onların nasıl ve hangi vasıflarda öğretmenleri gönderdiklerini iyice incelemelidirler.
Savaş sonrasının yokluk ortamında yarattıkları sistemle köylümüzü sadece eğitmekle kalmayıp, onlara modern tarımı öğretip daha üretken hale getirip köylerine nasıl bağladıklarını değerlendirmelidirler.
Aradan geçen 50 yıla rağmen çok fazla şeylerin değişmediği, köylümüzü dahi köylerinden kopartıp kentlerin varoşlarında sürünmeye mahkûm eden siyasetin çöktüğü artık görülmelidir.
Çağdaş Yaşam Derneği’nin uyguladığı “Kardelenler” projesi kadar dahi, yenilik getirememiş bu siyaset ile bir yerlere varılamadığı, bunun adının siyaset olamayacağı artık görülmelidir.
Milli Eğitim sadece bir örnek. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bir ülke de en azından önemli konularda, hükümetlerle, hatta değişen bakanlarla değişmeyecek, süreklilik kazandırılmış ulusal politikalar oluşturulamamışsa, siyaset adına yapılanlar iflas etmiş demektir.
Halkımız ne yapacağını şaşırmıştır. İktidarlar değişse de bir şeylerin değişmediğini görmek, insanların siyasete ve siyasetçiye olan inancını her geçen gün biraz daha törpülemektedir. Bu, demokrasimiz adına son derece düşündürücüdür.
Son iki seçimde geliş şekli ne kadar tartışılırsa tartışılsın, AKP bazı değişimleri vaat etmiş ve iktidar olmuştur. Gerçekten bazı değişimlere de imza atmıştır. Yapılanlar ne kadar gerçekçidir ve ne kadarı toplumun yararınadır, bu tartışılır ama en azından bir değişim arayışını denemiştir.
Özellikle yenilik ve değişimlere en açık olması gereken, bu anlayışa öncülük edecek siyasi partiler, soysal demokrat partiler olmalıdır, diye düşünüyorum.
Bu açıdan bakınca, CHP son gelişmeler sonucu bir anda kendini CHP Genel Başkanlığında bulan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile bir şans yakalamıştır. Bu şansı çok iyi kullanacağını da, yaptığı yurt gezileri, verdiği mesajlar ve yerinde çıkışlarıyla kanıtlamış bulunmaktadır.
Genel merkez yönetiminde yapılan ciddi değişiklikler de, değişime ışık yakmaktadır. Bu değişimin kent yönetimlerine de yansıması çok önemlidir.
CHP’de, yıllardır hem Genel Merkez’in, hem de İl ve İlçe Yönetimlerinin hiç değişmeyen 25–30 kişi ile sınırlı olarak yönetildiği bilinmektedir.
Yıllardır CHP’ye yeni bir açılım getirememiş insanlarla değişim umudu nasıl yakalanır? Bilmiyorum. Parti dışında kalmış, bugüne kadar hiçbir görev verilmemiş, hatta üye dahi olmamış son derece birikimli genç ve deneyimli STK üyesi insanlardan ne zaman yararlanılacaktır? Merak ediyorum.
CHP, sadece Sayın Kılıçdaroğlu’nun çabası ile yetinmeyi yeterli göremez, görmemelidir. Her kademede değişime yeşil ışık yakacak yeni isimler yönetim birimlerine dâhil etmelidir.
Ülkemizin kaderini değiştirecek uygulanabilir ve kabul edilebilir köklü değişikliklere ihtiyacı vardır. Ancak, bunlar tüm kesimlerin görüşleri de alınarak ve yeterli uzlaşma zemini hazırlanarak uygulamaya konulmalıdır.
Ülkemizin her dönemden daha çok uzlaşmaya ihtiyacı olduğu bir dönemden geçiyoruz. Herkesin bu değişimlere ve yenileşme akımlarına sahip çıkması, çocuklarımızın geleceği için ulusal bir görevdir.
Sorunlarını aşmış, yenileşen ve çağdaş dünyaya ayak uyduran bir ülkede yaşamak hepimizin hakkıdır. Bu umutlarımızın gerçekleşmesi dileğiyle iyi haftalar…27 Haziran 2010
SADİ SUBAŞI