Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Referandum Onarılmaz Bir Kamplaşmaya Zemin Hazırlıyor.

REFERANDUM ONARILAMAZ BİR KAMPLAŞMAYA
ZEMİN HAZIRLIYOR…

İçeriğinin hemen hemen hiç anlatılmadığı, çoğu insanımızın neyi neden oylayacağını bilemediği “Referandum” tartışmaları ve bir seçim öncesi havasına sokulan meydan konuşmaları, akıl almaz bir üslupla devam ediyor.
Temposu giderek artan ve seviyesi de o ölçüde düşen söylemler, ülkesini ve insanını seven hiçbir siyasetçiye yakışmıyor. Öylesine sözler kullanılıyor ki, bir siyasetçinin bunları söyleyebilmesi için kaybedeceği hiçbir şeyinin kalmamış olması gerekir ki, bunun adı ülkemiz adına felaket haberidir.
Eğer bu Referandumdan çıkacak bir “evet” veya “hayır” ile her şey altüst olacak ise, ben bu referandumu istemiyorum. Eğer böyle bir tehlike var ise, toplumdan saklanan da bir şeyler var demektir.
Bu gidiş, benim gibi çok kişiyi endişelendiriyor. Bu ülkede yaşayan ve yaşamaktan mutlu olan insanları korkutmaya veya en azından endişeye düşürmeye, bizi yönetenlerin hakkı olamaz.
Tarihin karar vermesi gereken ve yaklaşık seksen yıl önce o günün koşulları içersinde olmuş bir olayı ve yaşanan acıları, Referandum için kullanmak ülke sevgisi ile bağdaşmaz.
Yine demokrasimizin en büyük ayıplı sayfalarından birisi olan 1960 ihtilali sonrası yaşanan idam olaylarını bir oy için gündeme taşımak, hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Hele de, bir insanlık suçu olan idam cezasının kaldırıldığı bu ülkede, “Beyaz gömlek” Mesajları vermek, siyaset yapmak değildir. Tarihe mal olmuş bu yaraları kaşımak, bu acıları yaşayanların yaralarını bir kez daha kanatmak demektir. Türkiye’nin yarınlarına da yansıyacak, derin yaralar açmak demektir.
Sayın Başbakan’ın gerginlik üzerine oluşturduğu politikaya muhalefet liderlerinin de ayak uydurmaya çalışmak gibi bir yanlışa düşmesi sonucu, demokratik yaşamda yeri olmayan bir siyaset yapısı oluşmaya başladı.
İş artık rakiplerinin kökenlerini, daha da kötüsü fiziksel eksikliklerini gündeme taşımak gibi insanları aşağılayıcı seviyeye düştü. Hangi toplum, bu anlayışa sahip siyasetçiler tarafından yönetilmeyi kabullenir, bilemiyorum.
Bu inatlaşma ve hukuk tanımayan dayatmalar, toplumda akıl almaz bir kamplaşmaya zemin hazırlamaya başladı. Sivil Toplum Kuruluşlarını siyasetin içersine çekme yanlışları, tehdit boyutlarına ulaştı.
Sivil Toplum Kuruluşlarını oylarının rengini söylemeye zorlamak, “BİTARAF OLAN BERTARAF OLUR” Gibi söylemlerle toplumsal kuruluşları açıkça tehdit etmek, nasıl bir cesaret ve nasıl bir güç gösterisidir ve hangi demokrasilerde yeri vardır, anlamak mümkün değildir.
Siyasi bir irade ortaya koyarak bugüne kadar rastlamadığımız bir güç gösterisi de Samsun’da yaşandı. Adı sanı duyulmamış bir takım dayanışma derneklerinin çoğunluğunu oluşturduğu ve sivil toplum kuruluşu olduğunu iddia eden 94 kuruluş, “Evet Kampanyası” başlatmış. Artık yasaların hiçbir öneminin kalmamaya başladığı bir ortamda, bu işin hukuki tarafından daha çok, bir başka yönü benim dikkatimi çekti.
Sayısı çok bu kuruluşların içersinde, son yıllarda adı çokça duyulmaya başlayan az sayıda ki bazı Sivil Toplum Kuruluşları’nın, “VARLIK NEDENLERİ DE” bu eylemle ortaya çıkmış oldu.
Geçtiğimiz dönemlerde, Samsun’un çok önemli sorunları için SAM-SEV’İN düzenlediği her toplantıya bu kuruluşlarda davet edilirdi. Samsun’un iş dünyasına katkıda bulunmak iddiası ile kurulmuş bulunan bu Sivil Toplum Kuruluşları, gündemi Samsun olan bu toplantılara ya katılmazlar veya Samsun’un çıkarları doğrultusunda alınan kararları imzalamazlardı.
‘2004 yılında, Samsun’un ticari ve sanayi yaşamı için hayati bir fırsat olan, “Teşvik Yasası” Dışında bırakılmasına direnen 81 Sivil Toplum Kuruluşu’nun oluşturduğu, “Teşvik Birlikteliğinden” neden çekildikleri ve Samsun’un çıkarlarına neden sırtlarını döndükleri de açıkça ortaya çıkmış oldu.
Söz verildiği halde, “Cazibeli Kentler” Dışında bırakıldığımızı
o dönemin Devlet Bakanı Sayın Nazım Erken Samsun’da düzenlediği bir toplantıda açıklıyordu. O toplantıya katılabilme fırsatı verilen birkaç Sivil Toplum Kuruluşları da onlardı. Samsunluyu derinden yaralayan bu açıklamayı tek söz etmeden izleyenler de onlardı.
Bir başka merakım da, kuruluşların katıldığı o toplantıya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı’nın hangi kimliği ile katılmış olduğudur?
Bundan sonra kendilerini bu topluma nasıl anlatacaklar? Doğrusu merak ediyorum. Tabii, böyle şeyler sorun olacaksa!
Bir başka dikkatimi çeken olayda, geçmişte, Samsun’un ve Samsunlunun çıkarları doğrultusunda SAM-SEV’İN yaptığı her çıkışın ve açıklamanın altında siyaset arayarak eleştiri getiren yerel basınımızın değerli köşe yazarlarının ( Sayın Hayati Kaynar hariç), suskunluğudur.
Siyasetin ve yönlendirmenin, açıkça taraf olmanın en güzel örneğini sergileyen son açıklamayı görmezden geliş, acaba “BİTARAF OLAN BERTARAF OLUR” Söyleminin amacına ulaşmaya başladığının bir göstergesi midir?
Ülkemiz “Referandum” adına böylesine bir gerilimle yatıp kalkarken, dikkatle izlenmesi gereken çok önemli olaylar ve açıklamalar da birbirini izliyor.
Üniversiteye giriş sınavlarında ortaya atılan ve soruların bazı dershaneler tarafından yandaş öğrencilere verildiği iddialarının daha vahimi, bu kez KPSS ( Memur alımı için yapılan) sınav sonuçlarının açıklaması ile yaşanıyor. Aynı aile veya belirli çevrelerde ki birbiri ile bağlantılı çok sayıda kişinin tam puan alması şaşırtıcı olurken, Milli Eğitim Bakanı atamalara engel bir durum olmadığı gibi anlaşılması zor bir açıklama yapıyordu.
Güney Doğu Sorunun da aniden PKK en etkin isminden gelen, “Anlaşma oldu” yönünde ki açıklama ve bunu doğrulayacak ateş kes ve diğer belirtiler ortalığı karıştırıyordu.
Tüm bunlardan çok daha önemlisi, Devletin İstihbarat Daire Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş ve şu anda da en önemli kentlerimizden birisi olan Eskişehir Emniyet Müdürlüğü görevinde bulunan Hanefi Avcı’nın, “Her türlü sonucuna katlanmayı göze aldım” diyerek yayınladığı kitapta yazdıklarıdır.
“HALİÇ’TE YAŞAYAN SİMONLAR, DÜN DEVLET BUGÜN CEMAAT” Başlıklı kitapta yazılanlar ve yaptığı açıklamada söyledikleri, Türkiye’nin içine düşürüldüğü durumu ve geri dönüşü olmayacağını iddia ettiği, Türkiye’ye dayatılan yeni yönetim şeklinin bir Cemaat yönetimi olacağı ve bu cemaatin şu anda Devlet’in tüm kamu kurumlarında yönetimi eline geçirdiği açıklamaları çok vahimdir.
Böylesine önemli bir görevde ki bir insanın, ilk kez böylesine açık ve net şeyleri söylüyor olması, yarın korkusu yaşayanlara “Paranoyak” Damgası vuran “Aymaz aydınları” Uyandırır mı? Bilmiyorum.
Eğer yolsuzluk iddialarına ve Hanefi Avcı’nın anlattıklarına, toplumun tüm kesimlerini inandıracak bir açıklık getirilemezse, söylenecek tek söz kalıyor. Çağdaş demokrasiden yana olanlara geçmiş olsun…
Umarım bunların hepsi bir rüyadır. İyi haftalar…22 Ağustos 2010

SADİ SUBAŞI
Sadi Ağabey tbr.. iktidarın korku imparatorluğu yaratma çabalarını iyi tespit etmişisiniz.. Ülkemiz bu tür siyasi tavırlardan zarar görmektedir... aslında sivil inisiyatif evet hayır dan çok siyasilerin bu aymazlıklarına karşı platform oluşturmalı ve siyasileri uyarmalıdır... sen görevini yapmışsın bence bu yazıyı bütün partilere göndermeni öneririm .. Saygılar Cevdet Mamatoğlu

Türker Türkoğlu 25 Ağustos 2010 Çarşamba 01:33
Özet:

Üstat yüreğinize sağlık günün özeti ancak bu kadar net, bu kadar berrak olabilirdi... teşekkürler...