e-posta, sadisubasi@denizeczaneoptik. com SUNUŞ
BİR ÜLKENİN ÇIKARLARINA UYMAYAN ÖZELLEŞTİRME
OLAMAZ, OLMAMALIDIR..
Yabancı sermaye hemen her ülke için önemli ve arzulanan bir yatırım modelidir. Özellikle de işsizlik sorunu üst seviyelere çıkmış ve yatırım sıkıntısı çekilen bizim gibi ülkeler için çok daha önemlidir.
Yabancı sermaye demek, ülkede yeni yatırımların yapılması ve yeni iş alanlarının açılması, dolayısıyla da işsizlerin sayısının azalması demektir.
Yabancı sermayenin bir ülkeye katkı sağlayabilmesi için yeni fabrikalar ve tesisler kurularak yeni katma değer ve yeni iş alanları( istihdam) yaratılması, ek ihracat olanakları oluşturulması gereklidir.
Ancak o zaman, bu tür yabancı yatırımlar, “Doğrudan yabancı yatırım” olarak adlandırılabilir.
O nedenle, yeni fabrika ve tesisler kurmak yerine Türkiye’de zaten marka olmuş, gelir getirip istihdam sağlayan tesisleri satın alan yabancı sermayeye, “Doğrudan yabancı yatırım” denemez.
Ekonomi literatürlerin de bu şekilde tanımlanan yabancı sermaye olgusuna Türkiye açısından bakıldığında, durum hiç de bu tanımlamaya uymamaktadır.
Özelleştirme yasasında yapılan değişiklikler sonrası, üzülerek söylemek gerekirse ülkemizin çıkarlarının korunması ilkesi büyük çapta önemini yitirmiştir. Sıcak para gelsin de bedeli ne olursa olsun anlayışı öne geçmiştir.
Ülkemizin kar eden, dolayısıyla ülke hazinesine ve ülke ekonomisine çok büyük katkısı olan fabrika ve tesislerin neredeyse tamamı son altı yılda özelleştirme yolu ile yabancı kuruluşların eline geçmiştir.
Bunun anlamı, yabancı sermaye girişinden umulan yeni fabrikaların kurulması, yeni iş alanlarının açılması ve de ek katma değer yaratılması yerine, zaten bizim olan kendi öz değerlerimizin birer birer elimizden çıkmış olmasıdır.
Ülkemiz adına kaybedilen öz kaynaklarımızın maddi değerleri bir yana, ülkemizin gerek iç ve gerek dış güvenliğinin de ipotek altına sokulması gibi bir olumsuzlukla karşı karşıya kalınmıştır.
Bunun çok daha açık anlamı, ülkemizin önce ekonomik bağımsızlığının, sonra da siyasi bağımsızlığının yabancıların kontrolü altına sokulması demektir.
Aynen ünlü atasözümüzde vurgulandığı gibi, “Dimyata pirince gidilirken, evde ki bulgurdan da olmak” durumu ile karşı karşıya kalınmıştır.
Özelleştirme adı altında elimizden çıkan kuruluşların adını yazmaya bu sayfanın yetmeyeceğini söyleyerek çok önemli bazılarını hatırlatmak istiyorum.
Özelleştirme İdaresi başkanlığı tarafından TMSF aracılığı ile yabancılara satılan bankalarımız ile Türkiye finans sektöründe ki yabancıların payı,
% 50’nin üzerine çıkmıştır.
Bankacılık sisteminin yabancıların eline geçmesi ile Türk Ekonomisinin yabancılar tarafından kontrol edilmesine zemin hazırlanmıştır.
Böylece reel sektör şirketlerine kredi veren yabancıların elinde ki Finans sektörü, ekonomik bağımsızlığımızı da denetimleri altına almıştır.
İletişim sektörünün en önemli kuruluşları olan Telekom, Telsim, Türkcell, Avea ve Türk kablo da yabancı şirketlerin eline geçmiştir. Bunun anlamı, ulusal haberleşme güvenliğimizin kontrolünün de yabancıların eline geçtiği gerçeğidir.
Artık istendiğinde iletişim kesilerek ülkemizde ki haberleşme felç edilebileceği gibi, ülkemizin gerek güvenliği ve gerekse stratejisi ile ilgili gizli bilgilere de yasa dışı yollardan ulaşılabilecektir. ( Son yıllarda yaşanan telefon dinleme rezaleti ve toplumda oluşan dinlenme korkusu bunun en güzel örneğidir.)
Sadece ticari açıdan değerlendirilerek en büyük limanlarımızın yabancılara satılması ile ülkemizin gerek güvenlik ve gerekse egemenlik haklarının zaafa uğratılmasının yolu açılmıştır.
Ülkemizin ilk 500 büyük firması arasında yer alan Petkim, Tüpraş, Telekom, Tekel, Türkiye Şeker ve Çimento Fabrikaları ile Petrol Ofisini de satın alan yabancıların iç pazarda tekel haline gelmeleri ve birçok konuda belirleyici rol üstlenmeleri kaçınılmaz hale gelmiştir.
Son on yılda istihdam ve katma değer yaratacak tek tesis kurulamayan ülkemizde, yerden yere vurulan Cumhuriyet döneminin kazanımları olan ve Türkiye’nin sanayileşmesinin amiral gemileri olarak tanınan birçok kamu tesisi yabancılara satılmıştır.
Yine son 50 yılın bin bir emekle yaratılmış çok sayıda sanayi kuruluşu da çoğu kez de değerleri altında özelleştirme kapsamında yerli yatırımcılara satılarak elden çıkartılmıştır.
Bunları değerinin altında alan yerli kuruluşlar da bir süre sonra bunları çok daha yüksek fiyatlarla yabancı kuruluşlara devrederek yüksek oranlarda kar etmişlerdir.. Tabii bu özelleştirmeler sırasında ortaya atılan iddialar da işin cabası.
Sırada sağlık kuruluşları vardır. Önce özel sağlık kuruluşlarının açılması özendirilmiş ve çok sayıda özel hastane kurulmuştur. Devlete ait sağlık kuruluşlarında ki uygulamalar sonucu, hekimler özel sektöre ait hastanelere kaçırılmıştır.
Daha sonra yapılan uygulama değişiklikleri ve kısıtlamalarla da özel sağlık kuruluşları yaşayamaz hale getirilmiştir. Son günlerde ekonomik sıkıntıya düşen bazı sağlık kuruluşlarının, güçlü sağlık kuruluşları tarafından tek şemsiye altına alınmaya başlaması, akıllara yeni senaryoları getirmektedir.
Eczanelerin de zincir haline getirilme korkusunu yaşadığı düşünülürse, bu senaryonun çok da hayal olmadığı görülecektir.
Bu senaryonun adı, “Küçükleri bir araya topla ve bir tekele pazarla” Projesidir.
İnsan ömrünün uzadığı günümüzde, sosyal güvenlik kuruluşları tüm ülkelerin hükümetleri için bir yük haline gelmiştir. O nedenle de, sağlık giderlerini bütçeye yük olmaktan çıkartmak için sosyal güvenlik kurumlarının özel sağlık sigortalarına devri uzak bir ihtimal değildir.
Yakın bir zamanda sosyal güvenlik kurumlarının ve bir şemsiye altında toplanacak tedavi kurumlarının da, yabancı sağlık sigortalarına satıldığını görmek şaşırtıcı olmamalıdır.
Bunun da anlamı, insanlarımızın sağlık konusunda yabancıların kendi çıkarları doğrultusunda koyacakları kurallar çerçevesinde sağlık hizmeti alabilecekleri demektir.
Bu güne kadar olanlara ve yaşananlara bakınca, yakın bir gelecekte hemen her konuda yabancıların ülkemizde koyacağı kurallarla yaşamak zorunda kalacağımız anlaşılmaktadır.
Bir başka gerçekte, ülkemizin 80 yılda kazandığı kamu ve özel sektöre ait sanayi kuruluşları artık bizim değildir.
İşin asıl üzücü ve ürkütücü yanı, bu özelleştirmelerden gelen paraların işsizlik sorununu çözecek yeni yatırımlarda kullanılmamasıdır. Bu paralar mevcut siyasi sistemin sürdürülebilmesi için taze para olarak kullanılmıştır.
O zaman, “Devlete ne gerek var?“ Diyorsanız, onun da cevabını sanırım bizi yönetenler verecektir.
İyi haftalar.. 31 Ekim 2010
SADİ SUBAŞI