Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

İşte! Dava Adamı Örneği, Bir Adam Gibi Adam

İŞTE! “DAVA ADAMI” ÖRNEĞİ, BİR “ADAM GİBİ ADAM”

Hatırlayacağınız gibi önceki hafta bu köşede sizlerle, “Adam gibi adam” Olmak yetmez, “Dava adamı olmak” Gerekir başlığı ile bir yazımı paylaşmıştım.
Bu yazımı yazdıktan sonra ki hafta sonu Hürriyet Gazetesin de Soner Yalçın’ın sütunlarında bir mahkeme ifade tutanağı ve bir özgeçmiş okudum.
Bu ifade tutanağı, Ergenekon Davasından Silivri’de tutuklu bulunan 23 yaşında ki genç bir Teğmene ait ve önceki hafta yazdığım köşe yazımda ki “Dava adamı olmak” ile ilgili tanımlamama tam bir örnek.
Bu ifade tutanağı şu anda “Facebook” ve “Twetter” da izlenme rekorları kırıyor. Bu ifade tutanağı ile müthiş ifadenin tamamını bu sitelerin dışında, www. hurriyet. com. tr internet sayfasından yazar Soner Yalçın’ın yazılarının arşivine girerek okuyabilirsiniz.
Bu genç Teğmen suçlu mudur? Değil midir? Bilemem. Umuyorum, çok daha fazla gecikmeden adil bir yargılama sonucu bu genç Teğmen aklanır.
Ama sonuç ne olursa olsun davasına böylesine sahip çıkabilen yaşı küçük, yüreği büyük bu genç subaya ancak saygı duyulur.
Şimdi bu ifadeden bazı alıntıları ve özgeçmişinin önemli kısımlarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Karar sizin..

27 yaşında hayatının baharında ki Mehmet Ali çelebi tutukluluğunun ancak ikinci yılında yapabildiği savunmasının bazı bölümlerde şunları söylüyor;
Ben buraya bu şehitlerimizin yüreklerindeki duygularla, Halkın ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin milletimize olan sarsılmaz inancıyla, bu topraklarda hiç kaybetmeyen Mustafa Kemal devrimlerinin gücüyle geldim.
Burası bizim için Silivri zindanı değil; Kurtuluş savaşında Mehmetçiğin ve şimdi de bizlerin milletimizin namusu, onuru ve bağımsızlığı için savunduğu ÇİĞİLTEPE'dir.
Buradan beni yetiştiren ve bu üniformayı bana lütfeden yüce Türk Milletine, tüm silah arkadaşlarıma ve komutanlarıma sesleniyorum: Çiğiltepe kaybedilmeyecek! Gözünüz arkada kalmasın, burada biz varız.
Ben Harbiye mezunuyum ama bugün Bahriye armasıyla buradayım. Evladı Gökçen'e çok çalışmasını salık veren bir ses duymuştuk, bu çığlık yüreklerimizi dağlamıştı:
“Ben bu hukuksuzlukla yaşayamam. Belki benim ölümüm benim durumumda olanların aydınlığa çıkmasına vesile olur. Şunu bilin ki, en küçük suçu ve günahı olmayan ben, bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum” Diyerek, bize korku salmaya çalışanları böyle küçümseyen, Türkiye Cumhuriyeti'nin var oluşu için kendi yok oluşunun karşısına çıkabilen, Hasdal Askeri Ceza ve Tutukevi'nde bir süre kendisine zincir arkadaşlığı yaptığım komutanım Dz. Yb. Ali TATAR ve onun şahsında tüm şehitlerimizin hakikatte milletimizin kahraman ve vefalı göğsünde yattığını göstermek için bu armayı yüreğime iliştirdim.
O’nunla birlikte tüm Cumhuriyet şehitlerinin ruhlarına Fatihalar takdim ediyor, milletimize başsağlığı diliyorum. (...)
24 aylık bir dönem sonunda kürsüye ulaşabilmenin buruk mutluluğunu yaşıyorum. Bu gencecik yaşımda, dünya üzerinde geçirdiğim sayılı yılların iki tanesini, sözde örgütün sözde yöneticiliği iddialarını çürütmek adına yüce Türk adaletinin karşısına çıkmak için bekleyerek geçirdim.
Her zaman bildiğim, her zaman bilinen suçsuzluğumu; bu en yüce ve doğru gerçeği dile getirebilmek için neden iki yıl beklemek zorunda kaldım, hiç bilemiyorum. Neden sorusu karşısında geceleri duyduğumuz o anlamsız sessizliği ve boşluğu hissediyorum. Üzülüyorum ama bu üzüntünün benliğimi teslim almasına asla izin vermiyorum.
Sadece soruyorum! İki yıl boyunca neden bu savunmasızlık, neden bu korunmasızlık içerisinde bırakıldık! Bu soru burada, bu adalete geç kalmış mahkeme salonunun her köşesinde yankılanıyor. Biz yokken bile bu soru burada bir hayalet gibi geziniyor.
Bir akşam kendisine nazı geçenlerden biri Mustafa Kemal'e şöyle söyler: Düşünmelisiniz ki eğer ölürseniz; heykelinizi paramparça ederler. Yaptıklarınızın hiçbiri ayakta kalmaz. Çok yaşamaya bakmalısınız. Atatürk güler ve şu cevabı verir: - Unutmayınız ki Mustafa Kemal'ler yirmi yaşındadır. Ben Mustafa Kemal yetiştiren Harbiye mezunuyum.
Bu kürsüden ettiğim askerlik yeminine, milletimin üzerimdeki emeğine, sevdiklerimin güvenine muhalif hareket etmemiş olmanın verdiği vicdan rahatlığı ile size şunu hatırlatmak istiyorum. Mustafa Kemal'in ruhu içimde. Ben bir Mustafa Kemal neferi olarak buradayım.
Atatürk yaptıklarıyla biten bir insan değildir. O her kuşakta yeniden başlar. Mustafa Kemal mirası bizim için kocaman bir ikmal deposu, cephe yığınağıdır. Mustafa Kemal Türk milletinin karşısında ne yapmışsa benden de onu göreceksiniz.
O benim yerimde olsaydı nasıl davranacaksa ben de öyle davranacağım. Çünkü O’nun üniformasını taşıyorum. (...)”

Ve işte o genç subay TEĞMEN MEHMET ALİ ÇELEBİ’NİN müthiş özgeçmişinden bazı notlar.
23 Temmuz 1984'te doğdu. Baba Muharrem Çelebi banka veznedarı, anne Rukiye Çelebi gardiyandı. Annesi Amasya Cezaevi'nde görevliydi ve oğlunu bırakacak kimsesi olmadığı için onu her gün hapishaneye götürdü. Mehmet Ali Çelebi cezaevinin maskotu oldu; Gardiyanlar ve mahkûmlar tarafından büyütüldü. Cezaevi ile, koğuşlar ile tanışması yeni değildi yani.
1990 yılında Amasya Atatürk İlkokulu'nu birincilikle bitirdi. 1995-1999 yıllarında sınavla kazandığı Amasya Anadolu Lisesi ortaokul bölümünü de birincilikle bitirdi.
Tüm diğer sınavları da kazanmasına rağmen, kendi isteğiyle Maltepe Askeri Lisesi'ni seçti. Mehmet Ali Çelebi 2000 yılında Askeri Liseyi de birincilikle bitirdi.
2003 yılında girdiği Kara Harp 2007 yılında okulu dördüncülükle bitirdi. Öğrenim boyunca bütün notları 10 üzerinden 10 ve 9.5'in altına hiç düşmedi. 2007 yılında helikopter pilotu olmayı tercih etti. Sualtı dalgıçlık kursiyerliğini de tutuklanmadan kısa bir süre önce başarıyla bitirdi.
Peki, bu çok başarılı Teğmen Çelebi okul dışında nasıl biriydi derseniz? İşte onun da cevabı;
Tatlı-sert bir mizacı vardı. Sakin ve gururluydu. Doğruluğu ve onuru her şeyin üstünde tutuyordu. Mücadeleciydi.
Harp Okulu öğrenciliği döneminde arkadaşlarına, final sınavları öncesi bir hoca gibi 50-60 kişilik gruplar halinde ders anlatımları ve onların bu anlatımlar sonucunda sınavlarını geçmesi kulaktan kulağa efsane şeklinde anlatıldı.
Tarihe meraklıydı. Başucunda her zaman “Nutuk” Vardı. “Nutuk'u arkadaşlarına ve onların akrabalarına okumalarını salık vermesi, iddianamede altı çizili ve büyük harflerle yazılarak suç unsuru sayıldı Kitap kurduydu. Öyle ki, 2.5 yıllık cezaevi hayatında 500 kitap okudu.
Felsefeye düşkündü.; Bir çok dünya klasiği yanında Mevlânâ'nın Mesnevi'sini çok sevdi. Şiir seviyordu. Şair olarak Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı, Nâzım Hikmet'i, Yunus Emre'yi, Orhan Veli'yi beğeniyordu.
Futbol lisansı da olan Teğmen Çelebi okul takımının başarılı futbolcularından biriydi. Küçüklüğünden itibaren koyu bir Beşiktaşlı ve Amasyasporluydu.
Son söz; Şehitleerine fatiha okuyacak kadar ve Mevlana’dan etkilenecek kadar inançlı, böylesine başarılı bir insan umarım haklılığını kanıtlama olanağı bulur.
İyi haftalar.. 13 Şubat 2011
Not: Halk Gazetesi’nin yazı ailesine katılan Sayın Mehmet Yazıcı ile Sayın İsmail Başaran’a başarılar diliyorum. Aramıza hoş geldiniz..
SADİ SUBAŞI