1970 SONRASI KUŞAĞININ YÖNETTİĞİ TÜRKİYE.
Ülkemizde öylesine karmaşık ve kafaları karıştıran olaylar oluyor ki, bunların nedeni ne olabilir diye araştırdığımda, bakın nasıl bir sonuca ulaştım. Tabii, bu benim değerlendirmem. Bilmem katılır mısınız? Bugün sizlerle bunu paylaşmak istiyorum.
Ancak bu konuya girmeden, önce beni bunları düşünmeye yönelten bazı olguların da altını çizmek istiyorum.
Günümüzde, Sevgi denen insanı insan yapan çok önemli bir duygu, yerini ikiyüzlülük ve yalakalığa bıraktı.
Karşılıksız ve gerçek dostluğun yerini çıkara bağlı riyakârlık aldı.
Yardımlaşma anlayışı yerini, “Nasıl önüne geçerim” fırsatçılığına bıraktı.
Namus ve kan davası cinayetlerini gölgede bırakan bir vahşet yaşanmaya başladı.
Sıradan cinayetleri gölgede bırakacak şekilde çocukların, genç kızların ve kadınların kasaplık koyun gibi parçalara ayrılarak öldürülmesi, sıradan olaylar haline dönüştü.
Tecavüzlerde yaş sınırı bebeklere kadar dayandı ve artık kent merkezlerinde güpegündüz sokaklarda yapılabilecek cüretkârlığa ulaştı.
Toplumu yönetmeye talip olanların bırakın örnek olmayı, siyasi tartışmalarda kullandıkları sözlerin seviyesi, her türlü terbiye sınırını aşacak kadar düştü.
Tanrı tarafından insanların adaletli ve uyum içersinde birlikte yaşamasını sağlamak için sunulan din, ticari kazanç ve sahte itibar kazanmanın aracı haline getirildi.
Artık tüm moral değerler anlamını yitirmiş ve para her kapıyı açan tek anahtar olmuştu.
Kısacası köşe dönmeci bir kültürle yoğrulan bir kuşak köşe başlarına yerleşmişti.
Şimdi bugünkü asıl konumuza geçebilir ve ”Ne oldu bize?”, Bu kuşak bu hale nasıl geldi? Sorularına cevap arayabiliriz.
İnanıyorum ki, sizler de benim gibi onlara kızamayacaksınız.
Çünkü o kuşağı yetiştiren ve onları bu hale getiren, onlara böyle bir yaşamı reva gören bizim kuşaktır.
Bizim kuşak dediğim ise, bugün yaşı altmışa dayanmış olan ve 2. Dünya Savaşının sonrasında ki kıtlık, yokluk ve azla yetinme zorluklarını yaşamış bir kuşaktır.
O kuşak, kendi kendine yetmeyi öğrenmiş ve yapabileceği her şeyi kendi yapmak zorunda kalmış bir kuşaktır.
İşte bu bizim kuşak, çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadığı sıkıntıları çocukları da çekmesin diye ben de dâhil, çoğu kez çocuklarımız istemeden onlara her türlü olanağı sunduk.
Sonunda, istemeden her şeyi önünde bulan bu kuşak, kolaycılığa alışmış ve para onlar için tüm moral değerlerin önüne geçmiştir.
Bu açıdan bakınca bu yapının oluşmasında bizim kuşağın büyük günahı olduğunu görürüz. Çünkü,
Onlar, karartma nedeniyle dışarı ışık sızmasın diye geceleri kapkara perdelerin çekildiği odalarda ders çalışmadılar. Gaz lambası ile tanışmadılar..
Onlar, soğuk banyolarda titreyerek yıkanmadılar..
Onlar, sabah kalkıp titreyerek soba yakmanın zorluklarını yaşamadılar..
Onlar, kendi oyuncaklarını kendileri yapmadılar.
Kayısı çekirdeğini saatlerce taşa sürterek düdük yapmadılar.
İncir dalından flüt yapmadılar.
Telden çember ve araba da yapmadılar. Çember çevirmediler.
Topaç döndürmediler. Sek-sek oynamadılar.
Sokaklarda cicili ( Enek, bilye) yuvarlamadılar. Tombilis (yakan top) nedir bilmediler. İp çevirmediler. Sokaklarda oynamadılar.
Toprak ve doğal çayırlarda top koşturmadılar. Top( Futbol) oynayabilmek için, bezden top yapmayı da öğrenmediler.
Evlerin arasında top oynarken komşunun camını kırmanın heyecanını ve haylazlığını yaşamadılar.
Komşunun bahçesinden erik, incir de aşırmadılar. Yarım gün okula gidip, kalan tüm boş vakitlerini özel derslerde ve özel dershanelerde geçirmek zorunda kalmadılar.
Ders çalışacağım diye uykusuzluk nedir bilmediler. Sınav stresine dayanabilmek için ilaç kullanmak zorunda kalmadılar..
Kısacası bizim yetiştirdiğimiz kuşak tüm bunları görmedi, yapmadı, yaşamadı.
Keşke onlarda bu zorlukları yaşayarak olgunlaşsaydı. Oysa biz onlara yapay bir yaşam sunduk.
Bunlar yetmiyormuş gibi, geçmişten devir aldığımız birçok güzelliği de onlara aktaramadık.
İşte, bugün bizleri onlar yönetiyor!
Onlara, oynayarak rahatlayacakları çayırlar mı bıraktık?
Onlara, oynayabilecekleri sokakları bile çok görmedik mi? Sokaklardan alıp sefer tası apartmanlarda bilgisayar oyunlarına mahkûm etmedik mi?
Onları, oynayacakları saatlerde dershane dershane koşturup, özel derslere mahkûm ederek yarış atına biz çevirmedik mi?
Onların, arkadaşı ile sohbet ederek okullarına yürüme gitmesine dahi izin vermeyerek, servis araçlarına doldurmadık mı?
Onların, ders aralarında ki 15 dakikalık aralarını (Teneffüs) beş dakikaya indirerek nefes alma, arkadaşları ile sohbet etme fırsatını da ellerinden almadık mı? Okul arkadaşlığının tadını çıkarmalarını engellemedik mi?
Göstermelik çocuk oyun parkları yaptık ama çocuklarımızı oralara gönderebildik mi?
Tüm bunları çocuklarımıza yaşatan de bizim kuşak değil mi?
O nedenle, bizim kuşağın sorumluluğu büyük, suçumuz ağır.
Açıkçası daha iyi yetiştireceğiz diye, yazık ettik çocuklarımıza.
Yaşamın güzelliklerini tatmalarını çok gördüğümüz, çocukluklarını doyasıya yaşama şansı tanımadığımız bu kuşak, şimdi ülkemizi yönetiyor.
Bu gerçekler ortadayken, ülkemizde ki iyi gitmeyen şeylerin hesabını onlara yıkabilir miyiz? Buna hakkımız var mı?
Peki, tüm bunları neden yaptık? Daha çağdaş olacağız diye, değil mi?
Sözü, Mehmet Akif’e bırakıyor ve O’nun, asrımızın hastalığına damga vuran, “Medeniyet dediğin, tek dişi kalmış canavardır” Söylemi ile yazımı noktalıyorum.
Sağlık ve güzellikler dolu bir hafta dileğiyle… 10 Nisan 2011
Ecz. SADİ SUBAŞI
SADİ SUBAŞI
METİN ÖZBASKICI [ 11 Nisan 2011 Pazartesi 22.57 ]
DOMBİLİZ
Sadi ağabey yazını çok beğenerek okudum. Bizler daha lüks yasamak için bencilleştik. Dostluğumuz ve akrabalık ve komşuluğumuz çıkar ve menfaatlerle sınırlandı. Sevgi ve saygı azaldı.
Bu siyasete de damgasını vurdu. Ben inanıyorum ki Türkiye’mizde oy kullanan seçmenin % 70 i kendi ve çevresinin menfaatleri için oy kullanıyor, çevresini bu amaçla yönlendirmeye çalışıyor. Ülke menfeattları hiç önemli değil gibi davranılıyor. Düşünemiyoruz bu yangın bütün ormanı saracak. Bizler de içinde olacağız.
Ne olur biraz daha sevsek saysak... Saygılarımla