TOPLUMSAL HUZUR VE BARIŞIN YOLU..
Günümüzde öylesine olaylar oluyor ki, yaşam en azından bir bölüm insan için çekilmez hale geliyor.
Kadınlar, çocuklar en acımasız taciz ve tecavüzlerin hedefi haline geliyor, bir biri ardına kasaplık koyun gibi kesilip parçalara ayrılarak katlediliyorlar.
Çocuk yaştaki kızlar sapkın erişkinlerin cinsel egolarının tatmin aracı haline getiriliyor. Bu işin sektör haline geldiğini görmek tüyleri diken diken ediyor.
Organ mafyasının çocukları kaçırarak öldürdüğü söylentileri dahi, topluma korku salmaya yetiyor.
Can güvenliğinin olmadığı, kişisel yaşamın ve özgürlüklerin ayaklar alındığı, özel yaşamlardan kesitlerin yazılı ve görsel medyaya servis edildiği günlerden geçiyoruz.
Düşününüz ki, her insanın hatırlamak dahi istemediği, pişmanlık duyduğu geçmişine ait kötü bir anısı olabilir. Tanrının dahi af dileyeni affettiğini anlatan bir dinin üyesi olarak bizler, insanların geçmişi ile ilgili hatalarını hangi hakla yayabiliriz.
Ne yazık ki, dünya insanının yaşam standardını yükselten ileri teknoloji, ülkemizde tehdit, şantaj ve özgürlükleri kısıtlayan araç olarak kullanılır hale geldi.
En sıradan insan dahi dinlenme ve teknik takip adı altında izlenme korkusunu yaşıyorsa,
Giyim mağazalarında giyecek denemek için soyunma kabinine girmek dahi korkulur hale gelmişse,
Uzaktan kayıt yapabilen cihazlarla yatak odalarının mahremiyetine girilebiliyorsa,
Bunları yaşayan bir toplumun huzurlu olmasını nasıl beklersiniz?
Çok uluslu sermayenin orta ölçekli ticari işletmeleri ezip geçtiği,
Köylünün üretici olmaktan çıkartılıp üretmeden tüketen haline getirildiği, sonunda da yoksulluğa mahkûm edildiği,
Toprağından kopartılan yüzbinlerce köylü gencin, büyük kentlerin karanlık sokaklarında iş ararken mafya tuzaklarına düşüp perişan olduğu,
Zenginle fakirin arasında ki uçurumun hızla büyüdüğü,
Topluma yön verecek ve örnek olacak siyasetçilerin, birbirlerine projelerle üstünlük sağlamak yerine, küfre varan hakareti tercih ettiği,
Ortamda toplumsal barış nasıl sağlanır?
Gelecekleri adına gencecik yaşlarda taşıyamayacakları sınav yarışına sokup yarış atı haline getirdiğimiz çocuklarımızı, daha hayatlarının başlangıç noktasında sahtecilik ve ayırımcılıkla tanıştırırsak,
Onlara nasıl güvenli bir yaşam sunabiliriz?
Ülkemizin geleceğini teslim edeceğimiz çocuklarımıza art arda bu kadar haksızlığı nasıl layık görürüz?
Onları, geleceğe hazırlamak üzere emanet edeceğimiz eğitim kurumlarının başına böylesine çapsız yöneticileri nasıl getiririz?
Yaptıkları kasıt seviyesinde ki seri hataları “Sehven” diye geçiştirenleri, nasıl o görevde tutmayı sürdürürüz?
Sürdürürsek, bu gençlerin gelecek umutlarını yerle bir ettiğimizi nasıl göremeyiz?
Korkulara mahkûm edilmiş,
Fakirin daha da fakirleştiği,
Zan altında kalmış yöneticilerin aklanmaya gerek duymadan yönetmeyi sürdürdüğü,
Kendisini dolandıranların davalarının örtbas edildiği,
Yargı bağımsızlığının kalmadığı,
Bir toplumun, yarınlarına güvenle bakmasını nasıl bekleyebiliriz?
Bu koşullarda ülkemizde, yarınlara güvenle bakmanın tek yolu kalmıştır. Bu da toplumun, başta siyasetçileri olmak üzere yargısıyla, tüm kurum ve kuruluşları ile özeleştirisini yapıp silkinmesi ile mümkündür.
Ülkeyi yönetmeye talip olanların tutuculuğu, gericiliği ve kavgayı değil, çağdaş yaşamı hedef alması ile mümkündür.
Kısacası toplumsal huzur ve mutluluğun yolu, önce adam gibi adam olmaktan, sonra da insanları adam yerine koymaktan ve adam gibi yönetmekten geçmektedir.
Adam gibi adam nasıl olunur?
Bakınız, “Adam” nasıl olunuru, Rudyard Kipling dizelerinde ne güzel anlatmış..
EĞER...
Eğer, herkes kendini kaybedip seni suçladığı zaman,
Sen soğukkanlılığını koruyabilirsen;
Eğer, herkes senden kuşkulandığında,
Sen kendine güvenip tüm şüpheleri hoşgörüyle karşılayabilirsen,
Eğer, sabırla bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan;
Eğer, iftiraya uğrar da iftira ile karşılıkta bulunmazsan;
Yalanla karşılık vermezsen yalana,
Eğer, kendini evliya sanmadan, kin tutmayabilirsen kin tutana;
Eğer, düşlere kapılmadan düş kurabilir, düşünebildiğin halde,
Düşüncelerinin kölesi olmazsan;
Eğer, ne çok uysal olup, ne de çok akıllıca bir tavırla konuşmazsan;
Eğer, felaket ve saadetle yüzleşebilir ve bu iki sahtekârı aynı şekilde
Karşılayabilirsen;
Eğer, hayatını adadığın şeylerin yıkılışını seyredebilir ve yıkılmadan
Koyulabilirsen,
İşe yeniden döküp ortaya varını yoğunu, yitirdiklerini dolamaksızın Dile, baştan tutabilirsen yolunu;
Eğer, iş işten geçtikten sonra da yüreğini ve bedenini bütün direncinle
Seferber edip herkesin vazgeçtiği anda, sen amacına yönelebilirsen;
Eğer, herkesle birlikte olur da, erdemli kalabilirsen, unutmayabilirsen
Halkı, krallarla gezerken;
Eğer, dost da düşman da incitemezse seni,
Ne küçümser ne de yüceltirsen çevreni;
Eğer, herkesi önemseyebilir fakat kimseye bağımlı olmamayı bilirsen;
Eğer, her saatin her dakikasına emeğini katarsan hakçasına;
Her şeyiyle dünya önüne serilir.
İşte o zaman oğlum, "Adam oldun" demektir.
Adam gibi adamların çoğalması dileğiyle, iyi haftalar..
01 Mayıs 2011
SADİ SUBAŞI