BU NASIL DEMOKRASİ? DEMOKRASİNİN
“GÜDÜMLÜSÜ” VEYA “İLERİSİ” OLUR MU?
Dünyanın tüm çağdaş ülkelerinde uygulanan demokrasiler aynı kural ve aynı yöntemleri içerir. Kısacası demokrasilerin uygulaması açısından değişik şekilleri yoktur.
Gel gör ki, biz yaratıcı bir millet olduğumuz için olsa gerek demokrasi rejimini de zamana, günün gereklerine ve de ülke yönetimini elinde bulunduranların isteklerine göre farklı şekillerde uyguluyoruz.
Bu nedenle de, zaman zaman bizim demokrasinin adı, “Güdümlü demokrasi”, bazen da “İleri Demokrasi” oluyor.
Hepsi bir yana, kuralları bir yana itip kanıtlanamayan iddialar ve sınırsız demagoji eksenine oturtulmuş bir demokrasi olabilir mi? İşte bizde ki demokrasi böyle bir demokrasi.
Demokrasimiz Askeri darbeler sonrası uygulanan rejimim adı da demokrasi, günümüzde uygulanın da adı demokrasi, Fransa’da, İngiltere’de uygulanan rejimin de adı Demokrasi.
Eğer oralarda uygulanan rejimin adı demokrasi ise, bizimkine nasıl demokrasi diyebiliriz?
Yasaları tam uygulama becerisini gösteremeyen siyasetçilerin yarattığı karmaşayı ortadan kaldırmak ve demokrasiye yeniden işlerlik kazandırmak iddiası ile darbe yapanların ilk işi özgürlükleri kısıtlamak oldu.
Bu demokrasiye “Güdümlü Demokrasi” adını verdik.
Günümüzde ise, darbe yönetimlerinin hazırladığı Anayasa’nın kısıtlayıcı hükümlerini değiştirmek ve daha çok özgürlük getirmek iddiası ile yapılan referandumdan destek alan Siyasi İktidar’ın ilk işi, yargıyı vesayet altına almak ve dün yakındığı YÖK gibi kurulumları kendi ekibi ile donatıp, aynen devam ettirmek oldu.
Buna da, “İleri Demokrasi” dedik.
Geçmişte de tam bağımsız olmayan yargı, bu kez tamamen vesayet altına alınmıştı.
Dört yıl önce başlayan ve toplum vicdanını son derece rahatsız eden, bir türlü sonuçlandırılmayan tutuklamalar Referandum sonrası yaygınlaşmaya başladı. Hala da tutuklamalar sürüyor.
Neredeyse ordunun tüm üst kademesi tutuklandı ama dört yıldır süren davalarda, hala ortaya çıkan kanıtlanmış bir tek bir sonuç yok.
Bu kez de, “İleri Demokrasi” adı altında özgürlükler kısıtlanıyor, insanların özel yaşamları kasetlerle servis ediliyor. Basının muhalif kalemleri işinden uzaklaştırılıyor.
Bu nasıl iş? Bu nasıl demokrasi anlayışı? Anlayan var mı? Bilmiyorum.
Her türlü demagojinin hak sayıldığı yöntemlerle yapılan siyasetin demokrasiler de yeri olabilir mi?
Ama ne yazık ki, bizde herkesin kendine göre bir demokrasisi anlayışı olduğu için bu tür uygulamalar da artık alışkanlık haline geldi.
Ülkemizde ki Demokrasi sürecinde yaşanan bu olumsuzlukların temelinde, çağdaş demokrasilerin olmazsa olmaz asgari şartlarının henüz ülkemizde sağlanamamış olması yatmaktadır.
Demokrasinin ilk uygulanmaya başladığı tarihten itibaren, “Demokrasi, eşit seviyede ki toplumların rejimidir.” diye tanımlanmıştır.
Eşit seviyeden anlaşılan ise, kendi oyunu kendi özgür iradesi ile kullanabilecek seviyedeki insanlardır.
Hiç bir demagojiye sığınmadan, dürüstçe bunun bizim ülkemizde geçerli olduğunu söyleyebilir miyiz?
Halkımızın eğitim seviyesi aynı mıdır?
Hala önemli oranda okuma yazma bilmeyenlerin sayısı az mı?
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çok sayıda aşiret yok mu? Aşiretlerde kararı veren tek güç, aşiret reisi değil mi?
Seçim sonuçlarını belirleyecek kadar güçlü tarikatlar yaygın değil mi?
Gerek aşiret reislerinin ve gerekse tarikat şeyhlerinin işareti ile blok oy kullanılmıyor mu?
Hala bazı ailelerde eşler kocasının yönlendirmesi ile oy vermiyor mu?
Özet olarak söylemek gerekirse, bu ülkede çok önemli sayıda insanımız özgür iradesi ile oy kullanmıyor, kullanamıyor.
Eğer yukarıda da belirttiğim gibi çağdaş demokrasi, eşit seviyede ki insanların seçici olduğu bir rejim ise, bu kural bizim ülkemiz için ne kadar geçerlidir söyleyebilir misiniz?
O zaman demokrasimizin uygulanması açısından bazı sıkıntıların olduğunu yok sayamayız.
Geçtiğimiz yıl bir TV canlı yayınında manken Aysun Kayacı sanırım bu olumsuzluklara dikkat çekmek istemiş ve “ Benim oyumla, bir çobanın oyu nasıl bir olur?” Diye, amacını aşan bir laf etmişti.
Hemen ertesi gün bizim demokrasi havarileri linç kampanyası başlatmıştı. Hiç kimse de, “Durun bakalım bu kız ne demek istedi? Dediklerinde hiç doğruluk payı yok mu?” Diye kafa yormak zahmetine katlandı mı?
Oysa bundan ağır bir Demokrasi değerlendirmesi, yüz yıl önce ünlü Alman Filozof Nietzsche tarafından bakın nasıl yapılmış;
"Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabi okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır!
Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz ama yeri gelince demokrasi’nin de sorgulandığı da bir gerçek.
Tüm bunlara rağmen şunu da belirtmek isterim ki, şu an da Dünya’da uygulanan rejimlerin tartışmasız en iyisi “Demokrasidir”.
O halde, Ülkemizi yönetenlere düşen görev de, demokrasimizin önünde ki engelleri kaldırmak ve eğitim farklılıklarını gidererek bireylerin özgür iradesi ile oy kullanabilmelerini sağlamak olmalıdır. Halkımıza düşen görev de, siyasetten korkarak uzak durmak yerine, siyasetin değişik kademelerinde görev alarak, demokrasimizin kalitesinin yükselmesine katkı yapmaktır.
Bu konuda da bir başka filozof Yunanlı Aristo şunları söylemiş;
Aristo diyor ki,
Siyasete girmek istemeyen aydınları bekleyen korkunç son, cahiller tarafından yönetilmektedir.
Başka söze gerek var mı? İyi haftalar… 03 Temmuz 2011
Ecz. SADİ SUBAŞI
Merhaba,
Maili okudum, çok yerinde tespitler yapıyor.
Evet, ben de demokrasinin ayni görüşler yönünde gelişen realizme, pragmatizme, pozitivizme ve idealizme dayalı analitik felsefe, mantık, bilim, teknoloji ve ekonomik ilerleme düşünceleri ve uygulamaları ile ilerletilebileceğini düşünüyorum. Realist ve materyalist analitik ve sentetik kültür, siyaset felsefesi ve bilimi, bilimsel model ve yöntem düşüncesi zenginlikleri ile geliştirilebileceğini; bilimsel ve düşünsel derinlik, genişlik, esneklik ile geliştirilebileceğini düşünüyorum.
Saygılar, sevgiler, sö