Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Basın ve Sansür

BASIN, SANSÜR VE KISITLAMALAR ..

Türkiye bugüne kadar yaşamadığımız öyle bir dönemden geçiyor ki, hiç yaşanmamış olaylara tanık oluyoruz. Bu çalkantının sonunun nasıl biteceği konusunda dahi birleşemiyoruz. Bunun sonuçlarının Türkiye’yi çok daha iyi günlere götüreceğini düşünenler kadar, bu gidişin Türkiye’yi sonu bilinmeyen bir yerlere doğru götüreceği endişesini taşıyanlarda var.
Bu çalkantıdan etkilenmeyen hemen hemen hiç bir kuruluş kalmadı. Bu çalkantıdan en büyük payı alanlardan birisi de basın kuruluşları oldu. Basın üzerinde baskı olduğu görüntüsünün oluşması, ülkemiz açısından son derece düşündürücü ve üzücüdür.
Günümüz dünyasında basın, tüm dünya da olduğu gibi ülkemizde de çok önemli bir konuma ve güce ulaşmıştır. Ancak, 4. kuvvet olarak da tanımlanan bu güç son dönemlerde iyice sinmiş ve sindirilmiş bir görüntü veriyor.
Açık bir sansürden söz edilmese de, basının üstü örtülü bir baskının kıskacına girdiği gerçeği de gözlerden kaçmıyor.
Oysa basın, toplumların çıkarlarının ve haklarının korunması noktasında çok önemli bir denetim görevi üstlenmiştir. Bu görevi yapması hangi şekilde olursa olsun ve kim tarafından engellenirse, bunun adı “Sansür” Olarak tanımlanır.
Bugün ülkemizde adı konmamış sansürün işaretleri açıkça gözükmektedir. Örnek vermek gerekirse,
Eleştiri yazısı yazan çok sayıda gazetecinin tutuklanmasının yarattığı korku ortamı,
Sahibi iş adamı olan gazetelerin reklam alamama ve gazete sahiplerinin çıkarlarının zedelenmesi endişesi ile yazarlara yapılan baskılar ve gazetelerden uzaklaştırılması,
Bazı gazete yazarlarının geçmiş dönemlerde kazandıkları büyük paraları ve stratejileri kaybetme korkusu ile kalemlerini özgür kullanmamaları bunlardan birkaç tanesidir.
Toplumu bilgilendirme yönünde de yazı yazan veya haber yapan gazeteciler, ya gazete ve TV’lerden uzaklaştırılmış veya boyunlarına “Terör örgütü” Üyesi oldukları yaftası asılarak, hatta bazıları da hücre de tutuklu olarak yargılanmaktadırlar.
Oysa yasalarımız zaten suç unsuru olacak şeyleri belirlemiş ve bu tür yazı yazanlar için mahkeme yolunu açmıştır.
İşin düşündürücü yanı, günümüz siyasetini eleştirenler cezaevlerinde yatarken, insanların kişilik haklarına saldıran yazılar yazarak açıkça basın suçu işleyen çok sayıda gazeteci hakkında ise, hiç bir yasal işlemin yapılmamasıdır.
Bir ülke için çok önemli olan basın kuruluşlarının açıkça iki cepheye ayrılmış olması ve birbirlerini “Yandaşº” Olarak suçlamaları, özgürlüklerin çok daha genişletildiği iddiasında olunan bir döneme hiç yakışmamaktadır.
Düşüncelerinden ötürü çok sayıda gazeteci ve bilim adamının tutuklu yargılanması, benzer suçtan cezaevinde yatan bir siyasetçinin iktidar koltuğunda oturduğu dönemde yaşanması ise, düşündürücüdür.
Günümüzde gazetecilik anlayışı yerelde ise çok daha farklı bir görüntü vermektedir. Yerelde en azından şimdilik bir baskı söz konusu değildir.
Ancak yukarıda da vurguladığım gibi gazete yönetimlerinden gelen çekingenlik çok daha belirgin hale gelmiştir.
Zaten Samsun gibi reklam olanaklarının kısıtlı olduğu yerlerde yazılı ve görsel basının ekonomik yönden yaşatılması zordur.
Sanıyorum o nedenle, ekonomik gücü olan firmaların verdiği reklamları kaybetmek istemeyen gazeteler, bu firmaların yanlışlarını gündeme taşımamakta ve okurlarının bilgi edinme hakkını kısıtlamaktadırlar. Bunun anlamı bu tür gazetelerin oto sansür uygulaması demektir ki, bu okuyucuya yapılacak en büyük kötülüktür.
Basın organlarının bir başka yanlışı da haberi çarpıtmaktır.
Aynı haberin, değişik gazetelerde bazen taban tabana zıt şekilde yer alması veya bazı çok önemli haberlerin bazı basın organlarında hiç yer almaması, okuyucunun doğrusunu öğrenme hakkını kötüye kullanmak ve onun güvenini sarsmaktır. Bu, düpedüz haberi çarpıtmak ve kendi anlayışına göre yorumlamaktır.
Tüm bu sorunların temelinde yatan ve gazetecilerin özgürce gazetecilik yapmasını engelleyen şey, ekonomik nedenlerden gazetelerin işadamlarının eline geçmiş olmasıdır.
Ticari çıkar ve iş kotarma aracı haline gelen bazı gazetelerin bu anlayışı ise, bir gazeteci için başlı başına sorundur ve onun özgürce yazı yazmasının önündeki en büyük engeldir. Günümüzde unun getirdiği sıkıntı ve sorunlar çokça yaşanmaktadır.
Daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük adına referandumlar yapılan bir ülke için bunlar son derece üzücü bir tablodur.
Gazetecilerin üzerinde ki ekonomik ve siyasi baskıların kalktığı, özgürlüklerin doyasıya yaşandığı bir Türkiye umuduyla, iyi haftalar. 28 Ağustos 2011

Bu hafta yaşayacağımız Ramazan Bayramının dostluk ve barış getirmesi dileğiyle, tüm okuyucularımın bayramını kutluyorum..

Ecz. SADİ SUBAŞI

Sadi ağabey yazdıklarından anlıyorum ki : sen de kendine sansür uygulamışsın bu konu da düşündüklerinin yarısını yazmış ve çok yumuşak bir üslup kullanmışsın gibi geldi bana:))
bir kitabin basılmadan suç unsuru yapıldığı bir ülkede yaşıyoruz... Kanunlarımız hakareti iftirayı suç saymaktadır. Bir kitap basılır suç varsa mahkemeler cezasını verir... Ne ülke ama:((