Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Köy Enstitüleri Gerçeği

  1. YILINDA KÖY ENSTİTÜLERİ GERÇEĞİ
    Geçtiğimiz hafta sonu, ülkemizin geleceğine güneş gibi doğan ve en gerekli olduğu sırada, siyasetçilerin ülke çıkarlarını değil, siyaseti baskı altında tutan güç odaklarının çıkarlarını korumak adına kapatılan Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 74. yılıydı.
    Bugün ülkemizin eğitimde ki sefil durumu, bu örnek kuruluşu yok edenlerin ne büyük günah işlediklerinin göstergesidir.
    Köy enstitüleri kurulduğu 1940 yılından, kapatıldığı 1954 yılına kadar yetiştirdikleri öğretmenlerle özellikle köylerde ki Türk insanının sadece eğitimini değil, yöresini de kalkındıracak eğitim modeli ile çağdaş Türkiye’nin geleceğine güneş gibi doğmuştur.
    Batı dünyasının da dikkatini çektiği için gönderdikleri uzmanların yerinde yaptıkları incelemeler sonrası, Köy Enstitülerinde uygulanan eğitimi, eğitim seviyesi düşük tüm ülkeler için rol model olarak tanımlamışlardır.
    Türkiye’nin kaderini değiştirecek bu örnek eğitim kuruluşunu kuran, 1940'lı yılların Millieğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i ve bu enstitülerin kurulmasında ki en büyük yardımcısı İsmail Hakkı Tonguç'u saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyorum.
    KÖY ENSTİTÜLERİ GERÇEĞİ:
    Kurtuluş Savaşın da bir mucize yaratarak son vatan toprağını düşmandan temizleyen o başarılı liderlerin savaş sonrası en büyük hedefleri, toplumun eğitim seviyesinin hızla yükseltilmesi çalışmalarını başlatmak olmuştur.
    Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Latin alfabesini getirmesi ile yüzünü batı dünyasına çeviren Türkiye’de, artık eğitim seviyesinin yükseltilmesi kaçınılmaz bir hedeftir. Eğitimin ilk basamağı olan okur-yazarlık oranının yükseltilmesi için hızla yaygınlaştırılan ilkokul eğitiminin bir sonra ki basamağı, idealist ve çağdaş Türkiye’yi yaratacak öğretmenlerin yetiştirilmesiydi.
    Neredeyse tüm Anadolu'nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği göz önüne alınarak, Köy Enstitüleri 1940 yılında dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün himayesinde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından ve İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla köylerden seçilen ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylerine giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesi ile kuruldular.
    Geleneksel öğretmen okullarında yetişmiş öğretmenler için köylerde öğretmenlik yapmak, istenerek yapılacak bir görevden çok, zorunluluk olarak algılanıyordu. Oysa okuma yazma oranı Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda %5 bile değildi. Bunun yanında nüfusun % 80'lik bölümü köylerde yaşıyordu.
    Bu nedenle, Köy Enstitüleri'nin kurulması ve yaygınlaşması konusunda pedagoji uzmanı Halil Fikret Kanad'ın, “Zorunluluktan değil, özveriyle öğrenci yetiştirecek köye göre öğretmen” Fikri ilke olarak alınmıştır.
    1940 yılından başlayarak, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya şehirlerden uzak, ancak tren yollarına yakın tarıma elverişli 21 bölgede köy ilkokullarına öğretmen yetiştirmek üzere Köy Enstitüleri açılmıştı.
    Bu okullardan yetişen öğretmenler öğrencileri eğitirken köylülere de hem örgün eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak, hem de modern ve ilmi tarım tekniklerini öğretecekti.
    Bu öğretmenler, gittiği yörelerde bilinmeyen tarım türlerini de köylülere öğretecekti. Kitaba, deftere dayalı öğretim yerine, “İş için, iş içinde eğitim ilkesi” Tatbik ediliyordu.
    Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. Derslerin % 50'lik bölümü temel örgün eğitim konularını içeriyordu. Geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi.
    1940-1946 arasında köy enstitülerinde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve üretim yapılmıştı. Aynı dönemde 750.000 yeni fidan dikilmişti. Oluşturulan bağların miktarı ise 1.200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santrali, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapılmıştı.
    Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmişti.
    1926 yılında Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin, " Toplam 4 Köy Muallim Okulunu" açmasından sonra, Saffet Arıkan’da 1936 yılında önce Eğitmen kursu, sonra Köy Muallim Mekteplerinin açılmasını sağlamıştır.
    Bunlardan iyi sonuçlar alınması ve 3 yıllık bir deneme sonrasın da, 17 Nisan 1940 Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel döneminde çıkartılan 3803 sayılı kanunla İlk Köy Enstitüsü açılmıştır.
    1941 de, 4274 sayılı yasa ile de, köylerde çalışacak sağlık memuru ve ebelerin de bu okullarda yetiştirilmelerine karar verilmiştir.
    Köy Enstitüsünün açılmasını mecbur kılan, zamanın Türkiye'sinin sosyal yapısını da göz önüne almak gerekir. 1935 verilerine göre 16 milyon nüfusumuzun 12 milyonu köylerde yaşıyordu.
    Bu nüfus, ilkel bir şekilde tarımla uğraşıyordu. Köyler ve topraklar ağaların emrindeydi. Köylüler onlara bağımlı şekilde yaşamlarını sürdürüyorlardı.
    40 bin köyün 35 000’ in de okul ve öğretmen yoktu.1.700 000 çocuktan sadece 300 000’ i okula gidebiliyordu. Bunlardan sadece binde biri, bir üst kademedeki okullara devam edebiliyordu. Geri kalan çocuklar ise ailelerine yardımcı oluyor, zamanla öğrendiklerini de unutuyorlardı.
    Yüzdeye vurduğumuzda, erkeklerin % 76,7 si, kadınların % 91,8 i okuryazar değildir. Mevcut öğretmenlerin %78 i kentlerde, % 22 si de okulu olan 4-5 bin köyde çalışmaktaydı. Şehirlere alışkın olan öğretmenler, tıpkı bugün ki gibi uyum sağlayamama korkusuyla doğuya ve köylere gitmeyi düşünmezlerdi.
    İlkel de olsa, tüm üretim araçları ağaların elindeydi. Köye, çiftliğe, mezraya doktor, hemşire, ebe gitmezdi. Hastalar, üfürükçülerin, muskacıların ve ermiş gözü ile bakılan kişilerin eline bırakılmıştı.
    Ülkenin bu durumu, Atatürk ilke ve inkılaplarına, Cumhuriyete ve halk felsefesine uymuyordu. İşte bunlara çare olarak Köy Enstitüleri kurulmuştu.

KÖY ENSTİTÜLERİ NEDEN KAPATILDI?
Köy Enstitüleri yasasının kabulü sırasında, zaten bunun uzun ömürlü olmayacağı belli olmuştur. Çünkü yasanın oylanacağı gün, TBMM’nin 426 Milletvekilinden başta Celal Bayar, Adnan Menderes olmak üzere, sonradan Demokrat Parti’yi kurup katılacak olan 148 Milletvekili meclise gitmemiştir.
Yasa, meclis oturumuna katılan 278 milletvekilinin oybirliği ile kabul edildi. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de, yasayı destekliyor ve "Kitap mermi gibidir" Veciz ifadesiyle taraf olduğunu belirtiyordu.
Bazı güçler, ağalık düzenini yıkacak bu yasanın çıkmasını istemiyordu. Çıktıktan sonra da aleyhine propaganda yapmaya devam ettiler. Daha çocuk yaştaki Köy Enstitüleri boy hedefi olmaya başlamıştır. Büyük toprak ağası Eskişehir Milletvekili Abidin Fotuoğlu bir konuşmasın da, henüz mezun dahi vermeyen Köy Enstitüler için 1943 de, "Bunlar yetiştiklerinde bizim kafamızı keserler" sözlerini sarf ediyordu. Yetiştiler ve kafa da kesmediler ama sonuçta kazanan ağalık düzeni olmuştu.
CHP, "Çiftçiyi Topraklandırma" adlı yasa taslağını TBMM ne getirdiğinde, birçok Milletvekili CHP’ den istifa etti. Bunlar daha sonra Demokrat Partiyi kurdular.
Bilindiği gibi bunların çoğu, toprak ağası, köy ağası, şeyhler, dedeler olup, söz sahibiydiler. Tabiatıyla Köy Enstitüsüne karşı olacaklardı.
Yetişen gençler, babalarına benzemiyor, ağalık ve aşiret düzenine karşı başkaldırıyorlardı. Şeyh ve şıhların eteklerini öpmüyorlar, ağaların önünde baş eğmiyorlardı. Bilime önem veriyorlar, ağalık sistemini ve köylünün fakirliğini sorguluyorlardı. Hak hukuk aramaya başlıyorlar, Atatürk İlke ve İnkılaplarını, düşüncelerini en üst seviyede tutmaya başlıyorlardı..
Bu gençlerin çoğalması ile bu insanın çıkarlarına dokunulması kaçınılmazdı. Hatta CHP’ den ayrılmayan milletvekilleri içinde de, Köy Enstitüsüne karşı homurdananlar gün geçtikçe artmaya başlamıştı. İstifaların durdurulması lazımdı.
Bir gün, Kepirtepe Köy Enstitüsüne ziyarete giden Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bir kız öğrenciye, çantasında neler olduğunu sorar. Kız çantasını açar ve içindekileri göstererek, " Bir parça ekmek, bir parça köfte ve birde Dünya Klasiklerinden bir kitap "çıkar.
Çok mutlu olarak etrafındakilere, "Ne zaman Türkiye'de, erinden generaline, sade vatandaşından Cumhurbaşkanına kadar, herkes ekmekle kitabı bir araya getirebilirse, gerçek kalkınma başlamıştır demektir " Diyen İnönü, bir süre sonra baskılara dayanamayarak, Hasan Ali Yücel ve İsmail Tonguc'u görevden alarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na Reşat Şemsettin Sirer'i getirir.
Sirer, 1947 de, "tüm Köy Enstitülerinin kuruluş özelliklerini ortadan kaldıracak, bu okulları sıradan bir köy okulu haline getirecek şekilde müfredat programını değiştirir.
Böylece, erimekten korkan İnönü'nün sırtından da yük kalkmış olur ama bugünkü sefil eğitim sisteminin de önünü açılmış olur.
İşte bu dönem, CHP’ i toparlanmanın yolunun “Sağcılara yaranmaktan geçtiği” Yanlış inancı ile İmam Hatip Okullarının önünün açılması dönemidir.
Bu çabalar da işe yaramaz ve CHP seçimi kaybeder. 1950 seçimleri ile iktidara gelen Demokrat Parti, 27 Ocak 1954 de 6234 nolu yasa ile Köy Enstitüleri uygulamasına tamamen son verir.
Köy Enstitülerinde toplam olarak 17342 öğretmen yetişmiştir. Bunların 1398 i bayan 15943 ü erkektir. Yine bu okullarda, 7300 sağlık memuru, 8756 eğitmen yetişmiştir.
Böylesine çağdaş eğitim modeli ile yetişecek sorgulayan, inceleyen çağdaş insanların sayısının artmasından tüm dönemlerde korkan siyasetçiler, onun yerine kurguladıkları dini uygulamaların öne çıkartıldığı, çağdaşlıktan uzak, sorgulamayan, hak aramayı bilmeyen insan yetiştiren bugünün sistemi yerleştirilmiştir.
O da yetmemiş ve on yıldır iyice yazboz tahtasına çevrilerek gençlerin kafası allak bullak edilmiştir.
KÖY ENSTİTÜLERİ KAPANMASAYDI NELER OLMAZDI?
Köyden kente göçler olmazdı. Yoksulluk, hırsızlık, gasp bu derece artmazdı. Okumayan çocuk, çorak toprak kalmazdı.
Boşa akan, kullanılmayan, değerlendirilmeyen su kalmazdı. Dışardan bu çapta tarım ve sanayi ürünleri almaya mahkûm olunmazdı.
İhracatımız ithalatımızdan az olmazdı. Heykelleri yıkmaz, resimleri yırtmaz, opera, tiyatro ve baleyi kapatmaya kalkmazdık.
Üretim yapmayan fabrikalar açmaz, üretim yapan fabrikaları yıkmazdık. Böylesine sınırsız özelleştirmelere kalkışılmazdı.
Dershaneler ve paralı eğitim olmazdı. 81 ile öğretmensiz, araç gereçsiz üniversiteler açmazdık.
Siyasi cinayetler olmazdı. Hapishanelerimiz dolup taşmazdı. Dolayısı ile terör ortamları oluşmaz, ihtilal dönemleri yaşanmazdı.
AB ye yalvarmak zorunda kalarak küçük düşmezdik.
Sonuç olarak söylemek gerekirse, Avrupa ve Amerika’nın rol model olarak önerdikleri bu muhteşem eğitim projesi, çıkarlarını ülke çıkarlarının önünde tutan çapsız siyasetçilerin kurbanı olarak yok edilmiştir.
Günümüzde yaşanan ve akıl erdiremediğimiz olaylar da, işte bu kafaların ürünüdür.
Yaşamını sürdüren Köy Enstitüsü mezunu öğretmen sayısı çok azaldı. Eğer çevrenizde tanıdığınız bu öğretmenlerden kaldıysa ve eğer bu güne kadar onlardan birisi ile sohbet etmemişseniz, lütfen on, onbeş dakikanızı onlara ayırarak onlarla konuşunuz. Çevrenizde yok ise, Öğretmenler Evi Lokalinde bu saygıdeğer öğretmenlerinden bir kaçını bulabilirsiniz. Konuştuğunuz da, ne kadar donanımlı ve saygı duyulacak insanlar olduğunu sizde göreceksiniz.
Güzel ülkemizin hak ettiği çağdaş eğitim ve yaşam biçimine inanan yöneticiler tarafından yönetildiği günleri görmek dileğiyle, iyi haftalar. 20. 04. 2014

Ecz. Sadi SUBAŞI