ECZACILARIN DRAMI. NEDEN BU KADAR SAHİPSİZLER?
Çok önceden Eczacı Odalarımız ve Türk Eczacılar Birliği, nöbet tutan eczanelerin korunması talebinde bulunmasına rağmen, eczanesinde gece nöbeti tutan, bir anlamda kamu hizmeti yapan meslektaşlarımız vurularak öldürüldü.
Son olarak da Ankara Tıp Fakültesi Hastanesi’nin Eczanesinde görev yapan tam dört meslektaşımız, yine o hastane de görev yapan ve sicili bozuk olduğu açıklanan bir teknisyen tarafından hunharca katledildi.
Bu cinayetler, dışardan bakanlar için artık günümüzün sıradan olayları haline gelmiş olan cinayetlerden birisi olarak görülebilir.
Ancak, bu kez bu dörtlü cinayetle işin boyutları değişmiş ve dört meslektaşımızın katledilmesinin, sıradan cinayetlerden birisi olarak geçiştirilme şansı kalmamıştır. Bu olaydan pis kokular gelmektedir.
Daha açıkça söylemek gerekirse, bu dört cinayet sağlık kurumlarında süregelen ve yıllardır göz yumulan bir takım yanlışların giderilememesinin sonucudur. Aslına bakılırsa, bu yanlışların böyle bir acıyla gündeme gelmesi de, olayın sorgulanacak bir başka boyutudur.
Bu yanlışlara geçmeden bazı şeylerin sorgulanması ve irdelenmesinde yarar görüyorum.
Türkiye son yıllarda uyuşturucu cenneti haline gelmiştir. Önceleri Güneydoğu Anadolu Bölgemizde üretilen uyuşturucuyu pazarlamak için çeşitli yollardan Türkiye üzerinden yurt dışına kaçıran uyuşturucu baronları, sınır denetimlerin artması ile artık bu uyuşturucunun önemli bir kısmını yurt içinde pazarlamaya başlamıştır.
Yetkililerin yaptığı açıklamalardan anlaşıldığına göre, uyuşturucu kullanımı ilköğretim seviyesinde ki çocuklarımıza kadar inmiştir.
Uyuşturucu kullanımın hızla yaygınlaşmış olması, ülkemiz açısından terörden dahi daha tehlikeli hale gelmiştir. Çünkü zor kullanarak da olsa, terörün kökünü kazıyabiliriz. Ama geleceğimiz olan çocuklarımızı uyuşturucu bağımlısı haline getiren bu tehlike, kolay kolay sonlandırılacak bir olay olmadığı gibi uyuşturucu bağımlısı çocuklarımızı yeniden yaşama kazandırmak da çok kolay değildir.
Son günlerde Güneydoğu Bölgemizde ki tarlalarda yakıldığı açıklanan tonlarca uyuşturucu imalinde kullanılan “Hint Keneviri” Ekiminin yıllardır yapıldığı bilinmiyor muydu? Biliniyorduysa, PKK’ nın en büyük gelir kaynağı olan bu üretimler neden bugüne kadar önlemedi? Eğer bilinmiyorduysa, ülkemizi yöneten siyasi iradelerin yönetim yetersizliğine bağlı olarak PKK Terörünün bu kadar azmış olmasını da çok yadırgamamak gerekir.
Belki de hepsinden çok irdelenmesi gereken bir başka şey de, bağımlılık yapan ilaçların kullanılmasının yaygınlaşmasıdır.
Uyuşturucunun çok pahalı olması, uyuşturucu bağımlılarını uyuşturucu etkisi olan ilaçlara yöneltmesi nedeniyle bu tür ilaçların eczanelerden yeşil ve kırmızı reçete ile alınması zorunlu hale getirilmişti. Ayrıca, Sağlık Bakanlığı tarafından da üretim ve satışının kayıtları tutulmaya başlamıştı.
İşte bu nedenlerle, uyuşturucu ilaçları yasa dışı yollardan temin eden çeteler türemiştir.
Bu nedenle, doktorların zimmetinde olan yeşil ve kırmızı reçetelerin çalınarak bu ilaçların çalıntı reçetelerle eczanelerden alınması, sıkça başvurulan bir yöntemdir.
Bunun dışında, yatan hastalar için hastanelerce alınan bu tür ilaçların bir şekilde hastanelerden çalınması veya sarf edilmiş gibi gösterilerek dışarı çıkartılmasını sağlamak için hastanelerde çalışanlar kullanılmaya başlamıştır.
Bu yöntem sadece uyuşturucu ve alışkanlık yapan ilaçlarla da sınırlı olmayıp, yatan hastalara fazlaca yazılan veya hastanelerde ölen hastalardan geriye kalan başta kanser ilaçları olmak üzere pahalı ilaçlar, kimler tarafından ve nasıl paraya çevrilmektedir? Bu da, bu tür olaylara neden olacak boyutlara ulaşmıştır.
Hastanelerden gelen pis kokulardan bir diğeri ise, hastanelerin ihtiyacı olan ilaç, tıbbi alet ve sarf malzemeleri ile medikal malzemeler için yapılan ihalelerdir.
Bu ihalelerin nasıl yapıldığı? Bu ihalelerin nasıl kazanıldığı? Bu ihalelerin karşılığının ihaleyi yapan sağlık kurumu tarafından nasıl ödendiği? Bu ödemeler sırasında ihale firmalarının karşılaştığı ahlak dışı talepler sorgulanmadığı sürece, bu ihalelerde ki yanlışların baş sorumlusu ihale firmaları değil, ihaleyi yapan sağlık kurumları ve onların bağlı olduğu Sağlık Bakanlığıdır.
Üç dönem 6. Bölge Samsun Eczacı Odası Başkanlığı, iki yıl üst kuruluşumuz olan Türk Eczacılar Birliği Yönetiminde bulunmuş ve yıllar önce hastane ihalelerine giren bir firmanın ortaklığını yapmış birisi olarak, gördüğüm ve yaşadığım olaylara dayanarak bu kirli çıkar çarkının kolay kolay değiştirilemeyeceğini söyleyebilirim.
Çünkü o dönemlerde bu konuda Sağlık Bakanlığına yaptığımız uyarı başvurularımız, gerekli ilgiyi dahi görmemiştir.
SONUÇ;
Bu tespitlerden de görüleceği gibi yataklı sağlık kurumlarında kural dışı sürdürülen bu çıkar çarkını engellemeye çalışmak, ateşle oynamak demektir.
Çünkü bu konuda bir ucu içeride, bir ucu dışarıda olan bu çıkar çeteleri bu çarka çomak sokulmasından hoşlanmaz.
Sanıyorum ki, görevleri başında aynı anda katledilen dört meslektaşım da, böyle bir çarka izin vermedikleri için bunun karşılığını canları ile ödemiştir.
Acı olan, kendilerine koruma isteyecek kadar tehlikeyi hissetmelerine rağmen, bu meslektaşlarımızın hastane yönetimleri tarafından korunamamış olmasıdır.
Adı bu tür pis işlere karışmış olduğunun ve eczacıları açıkça tehdit ettiğinin bilinmesine rağmen, bu kişinin hala o hastaneye girip çıkmasına göz yuman hastane yönetimi de, bu cinayetlerden sorumlu duruma düşmüştür.
Hatta ölümlerinden sonra koruma istemedikleri yönünde yaptıkları açıklamalar ise, Rektörlük, Dekanlık ve Başhekimlik makamının suçüstü yakalanmış olmasının sonucudur.
Dört eczacının, hakkında suç duyurusu yapılmış bir hastane personeli tarafından öldürülmesine gerekli tepkiyi göstermeyen Sağlık Bakanı ve Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile sivil toplum kuruluşlarının tavrı da göstermiştir ki, hak etmedikleri koşullarda çalıştırılan eczacılar sahipsizdir.
Bugüne kadar görevleri başında katledilen doktor ve eczacıların başına gelenler, yukarıda anlatmaya çalıştığım hastanelerde ki kural dışı olaylara bir şekilde karşı çıkmış olmalarındandır.
Eğer Sağlık Bakanlığı pis kokular gelen bu kirli olayları önleyemezse, bu meslektaşlarımızın ve bundan sonra aynı sonu yaşayacak sağlık çalışanlarının da baş sorumlusu olacaktır.
Dört eczacının birlikte görev başında katledilmesi basit bir olay değildir. Sağlık Bakanlığı ve emniyet güçleri bu ölümlerin altında yatan nedenleri bir an önce çözmeli ve sonuçları mutlaka kamuoyuna da açıklamalıdırlar.
Meslektaşlarımızı koruyamayan ama sicili bozuk bir kişiyi çalıştırmayı sürdüren yönetimler de mutlaka bunun hesabını vermelidir.
Yazık oldu bu meslektaşlarımıza. Işıklar içerisinde yatsınlar. Allah ailelerine sabırların en büyüğünü versin.
İnanıyorum ki, odalarımız ve Türk Eczacılar Birliği bu işin arkasını bırakmayacak ve olayın gerçek nedenlerini bir an önce kamuoyu ile paylaşacaktır.
Camiamızın başı sağ olsun. 03.07.2016
Ecz. SADİ SUBAŞI
http://www. hedefhalk. com/)