GEZİ İZLENİMLERİ -2
Geçen haftaki köşe yazımda gezinin ilk bölümünden bazı izlenimlerimi sizlerle paylaşmıştım. O yazımda bahsettiğim, içimde kalmış bir özlemi yerine getirmek için gezimizin dönüş yolunu İzmir, Çanakkale, Gelibolu, Tekirdağ, İstanbul olarak planladık. Amacımız tarihimizin şanlı sayfalarından birisi olan Çanakkale Savaşlarının geçtiği Gelibolu Yarımadasını ve şehitliklerimizi gezmekti. Böylece geciken bir ziyareti yerine getirdik. Bugün üzerinde özgürce yaşadığımız topraklarımızın düşman işgalinden kurtarılmasının önemli mihenk noktalarından birisi olan Çanakkale Zaferinin yazıldığı gelibolu yarımadasını, o yörenin çocuğu olan kuzenimin eşinin rehberliğinde doyasıya gezdik. Sabah erken saatlerde gelibolu yarımadasına geçip Seddülbahir'den başlayarak 250000 şehitimizin yattığı
toprakları karış karış dolaştık. Mustafa Kemal Atatürk'ün isabet eden kurşundan göğsündeki saati sayesinde kurtulduğu Conk bayırını, düşmanın ''nasıl olsa burası sarp kayalık, buradan beklemezler diyerek çıkartma yapmaya başladığında karşısında Mustafa Kemal ve Türk Askerini görünce bozguna uğradığı Arıburnunu'' , dünyanın en kanlı savaşlarından birisinin geçtiği bu toprakları görmeden, bu Ülkenin ne bugünü nede geleceği için ahkam kesmenin nekadar boş olduğunu biraz geçte olsa anladım. Çanakkale boğazını çevreleyen siperleri Ulu Önder Atatürk'ü ve şehitlerle gazilerimizi yaderek dolaştık. Her metrekaresinde bir şehitimizin yattığı varsayılan Gelibolu Yarımadası gerçekten bir Ulusun yeniden varoluşunun bir simgesi. Sevgili dostumun anlatıklarını dinlerken gözlerimin yaşardığını hissettim. Şehitlerimizin anısına dikilen muhteşem anıt bu zaferi bütün ihtişamı ile haykırıyordu. Mustafa kemal'in zekasını hesaba katmayarak büyük bir bozguna uğrayan düşman güçlerinin bu topraklarda bıraktığı askerlerin anıt mezarları bizim şehitliklerin hemen yanı başında adeta bir tarih dersi veriyordu. İşgalci güçlerin emellerine alet olarak kendileri için hiçbir anlamı olmayan bir savaş için dünyanın öbür ucundan Gelibolu'ya gelip, buralarda can veren gencecik, günahsız çocukların mezarlıkları günümüzde aynı yanlışa bizim çocuklarımızı sürüklemeye çalışanlar için sanki birer ibret vesikasıydı.1918 de bazı ulusların kendileri için hiçbir anlamı olmayan bir savaş için çocuklarını Çanakkale'ye ölüme gönderirken yüklendikleri vebal ve tarihi yanılgı günümüzde de benzer uygulamalara alet olan uluslara hiçte ders olmamışa benziyordu.
Gelibolu yarımadasında yer alan çok sayıdaki şehitliklerimiz ve hemen yanıbaşında yer alan düşman askerlerine ait mezarlıklara konmuş kitabeler günümüzün bazı aymazları için birer ders niteliği taşıyordu. Yabancı askerlerin mezarlıklarına konan kitabedelerde Ulu Önder Atatürk'ün
bu askerlerin ana babalarına hitaben söylediği ''çocuklarınız artık bizim çocuğumuzdur. burada bizim çocuklarımızla yanyana yatıyorlar.'' sözleri nekadar güzel barış çağrısı ise bizim şehitliklerdeki inanç ve iman dolu sözleri de bazıları için o derece anlamlıydı. Mustafa Kemal'in bu yazıtlardaki sözlerini okuduktan sonra Ona saygısızlık yapanların bu Ülkenin gerçek sevdalıları olamıyacağına bir kez daha inandım. Dönüş yolunda bu geciken ziyaret nedeniyle kendimi suçlarken bazı hatırlatmaları yapmam gerektiğini de farkettim. İstanbul'a dönünce ilk işim çocuklarıma yapacakları ilk gezinin adresinin kesinlikle Çanakkale olması gerektiğini hatırlattım. Bir hatırlatmayıda Millieğitim ve okul müdürlerine yapmayı görev sayıyorum. Bayram ve sömestre tatillerinde okulların düzenlediği gezilerin programına mutlaka Gelibolu 'yu almalılar. Burada yapılacak gözlemlerin tarih derslerinde öğretilenlere çok daha anlam kazandıracağına inanıyorum.
Üzülerek söylemek gerekirse tarihimizi çok iyi öğrenmiyoruz. Özellikle yeni nesiller geçmişimizden yeterli bilgiye sahip değiller. Ancak bu bilgilere yeterince sahip olununca bu toprakların bizlere nasıl ve hangi bedeller uğruna emanet edildiği çok daha iyi anlaşılıyor. Bu topraklarda gözü olanların nekadar uzun vadeli hesaplar içinde olduğunu ve silahla yapamadıklarını günümüzde nasıl ve hangi metodlarla adım adım uygulamaya koyduklarını neyazıkki çoğumuz hala göremiyoruz. Bu Ülkenin geleceğinde büyük sorumluluğu olan aydınlarımızın çoğunluğunda oluşan vurdumduymazlık ve ''Bu Ülke'ye bir şey olmaz''saplantısı gerçekten üzücü ve bir okadarda düşündürücü. Haftaya buluşmak üzere hoşçakalın...
SADİ SUBAŞI