KONYA'Kİ İNŞAAT FACİASI NIN sAMSUN'LUYA UYARISI VE ASIL SUÇLULAR
Kurban bayramını tüm Türkiye'ye zehir eden Konya'daki Zümrüt apartmanı faciası üzerinden daha on gün geçmeden unutulmaya veya unutturulmaya başladı. Her zaman olduğu gibi Ülkeyi yönetenlerden gelen ''sorumlular en ağır şekilde cezalandırılacaktır''açıklamaları ile sevdiği aile fertllerini kaybeden insanlar kaderine terkedildi. Ülkemizde insana verilen değeri en güzel şekilde gözler önüne seren bu ve benzeri felaketler ne ilk nede son olacaktır. Ülkemizi yönetenlerin bu konulardaki ciddiyetsizliği sürdükçe , millet olarak bu acıları yaşamaya devam edeceğiz . Her defasında bir iki müteahhit veya teknik sorumlu tutuklanır , kısa süre sonra çok az cezalarla onlarda kurtulur , olan ocağı sönenlere olur. Ne yazıkki bu olaylardan sonra bir yetkili çıkıp da bu çarpıklıklara son noktayı koyacak radikal düzenlemelerin yapılmasına öncülük etmez.
Bu olaylarda genelde ya malzemeden çalınmış veya yer seçiminde hata yapılmıştır. Daha acısı bu binalarda oturan onlarca insanın göz yumması ile giriş katlarında rant sağlamak için , binanın statiğini bozacak ana kolonların bir kısmı kaldırılmıştır. Bunların hepsi ayrı ayrı suç unsurudur. Eğer olaylara biraz cesaretle yaklaşacak olursak , bu işteki asıl sorumluları açıkça görebiliriz.
1-İnşaat sektörün de söz sahibi olan mimar ve inşaat mühendislerinin yıllardır şikayetçi oldukları müteahhit tanımının yasal bir çerçeveye oturtulmayışı ve gerekli yasal düzenlemelerin hala yapılmamış olması, bu konudaki en büyük sorumluluğu ilgili bakanlık yetkilileri ile bu mesleklerin haklarını korumak için kurulmuş TMMO yöneticilerine yüklemektedir. İlk okul eğitimi olmayanların dahi istediği yerde ve her büyüklükte binayı yapabildiği bir ülkede bu yanlışa bu güne kadar göz yuman devlet yöneticileri birinci derecede suçludur. İkinci suçlu ise kuruluş amaçları dışına taşarak ülkenin başka sorunlarına mesleki sorunlardan daha çok zaman ayıran ve öncelik veren meslek odalarıdır. Bu konuda eğitim alan yetkili ve sorumlu olması gereken mimar ve inşaat mühendislerini para sahiplerine mahkum eden uygulamalara isyan edip , gerekli direnci ve eylemi ortaya koyamayanların hiç mi vicdani sorumluluğu yoktur. Yasal düzenlemeler yapılana kadar, yetkisiz kişilere mimarlar proje çizmeyerek, inşaat mühendisleri de statik hesap sorumluluğunu almayarak bir direnç başlatmalıdırlar. Bu ülkede direnmeden kimsenin hakkını alamadığını artık görmelidirler. Bu hem kendileri, hemde günahsız insanların can kaybının önlenmesi için gereklidir.
2-Bu inşaat facialarında bence gözardı edilmemesi gerekli en önemli sorumlu ve suçlu bu tür inşaatlara yeterli denetimi yapmadan ruhsat ve iskan veren belediye yetkililerdir. Aktif heyelan bölgelerinde ki kaçak inşaatlara dahi alınan ceza karşılığı göz yumulduğu herkes tarafından bilinmektedir. Kaçak inşaat konusundaki en büyük yanlış bu tür yapılaşmanın tehlikeli olduğu alanların çok iyi denetlenememesidir. Özellikle böylesine heyelan bölgelerinde inşaatlara göz yuman belediyelerin sorumlu en alt biriminden tepe noktada ki belediye başkanına kadar herkes baş suçlu olarak yargılanmalıdır. Sorgulama süresincede belediye başkanları görevden alınmalıdır. Seçimle gelen bir belediye başkanına verilecek en caydırıcı ceza budur. Devlet artık bu tür olaylarda malzemeden çalarak toplu katliama neden olanlara en ağır cezaların verileceği yasal değişiklikleri bir an önce gerçekleştirmelidir. Aksi halde bu acıların sonu gelmeyecek ve bu düzenlemeleri yapmayanlar, bu cinayetlerin tek sorumlusu olarak vicdanlarda mahkum olacaktır. Bu konuda yapılacak düzenlemelerde devlet yöneticilerinin ve ilgili meslek örgütlerinin en büyük desteği toplumdan alacakları kesindir.
Bu son Konya faciasının Samsunlulara ve Samsun'u yönetenlerede bir ihtar niteliğinde olduğunu düşünüyorum. Samsun da aktif heyelan bölgeleri son derece yaygındır. Geçtiğimiz günlerde jeoloji mühendisleri odası Samsun şubesi başkanı sayın Mete Türker yaptığı açıklamada bu bölgelere dikkati çekmiştir. Gerçektende Çatalarmut, Hastanebaşı, Zeytinlık , Unkapanı, Fatih mahalleleri ile Barış Bulvarı, Kuyu sokak, ve Atakum bölgesinde aktif heyelan bölgeleri gözle görülür boyutlardadır. Barış Bulvarı ile eski havaalanı ve askeri bölgedeki yer kaymaları bu bölgedeki yolları ve tretuvarları bile kaydırmaktadır. Ne varki herkesin gözü önünde bu bölgelerde 4-5 katlı binalar yıllardır yapılmaktadır. Büyük can kayıplarına neden olacak bu inşaatlara hangi nedenle olursa olsun göz yummak cinayet işlemekle eşdeğerdedir. Şükredilecek tek şey Samsun'un kuzey anadolu fay hattına çok yakın olmasına rağmen çok önemli bir deprem yaşamamış olmasıdır. Bu arada halkımızın aile bireylerinin hayatını riske sokarak bu bölgelerde hala inşaat yapmaya yeltenmeleri de cahilliğin ve aymazlığın en büyük göstergesidir. Tanrı Samsun'u Konya'daki facianın benzerinden korusun.
Yazımın son bölümünde bir kutlama görevimi yerine getirmek istiyorum. Bilindiği gibi geçen hafta bölgenin en yaygın gazetesi olan HALK 7. ci yaşını kutladı. Yıllardır yerel yazılı ve görsel medyanın güçlenmesinden yana olan birisi olarak bir gazetemizin 7 yılı başarı ile tamamlamış olmasından büyük sevinç duyuyorum. Tüm yerel medyamızın da güçlenerek yaşamlarını sürdürmeleri en büyük dileğim. Benim de hafta da birde olsa amatörce köşe yazısı yazdığım HALK'ın özellikle yaklaşan yerel seçimler öncesi segilediği tarafsız ve objektif gazeticilik anlayışı her türlü övgüyü hakediyor. Özellikle Ülkemizdeki ulusal medyanın, sermaye gurubu holdinglerin eline geçmesi sonrası, zaman zaman mütareke döneminin gazetelerine benzemekle suçlandığı bir dönemde bir Anadolu kentinde böylesine objektif anlayışla yayın hayatını sürdüren bir gazetede yazmaktan çok mutluyum. Samsun'un sınırlı ekonomik koşullarına rağmen bu gazeteyi bugünlere kalitesini her geçen gün artırarak taşıyan sayın İSMAİL UYANIK ve YUSUF YILMAZ'a teşekkür ediyorum. HALK GAZETESİNİ büyük çabalarla hazırlayan, başta yönetim kadrosu olmak üzere tüm çalışanlarını kutluyor ve başarılarının uzun yıllar devamını diliyorum. İyi haftalar..
SADİ SUBAŞI