TERSANE VE SÜMERBANK İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRME
Geçen haftanın iki önemli konusu gündeme oturdu ve önemli yankılar yaptı. Bunlardan yerel olanı, uzun süredir tartışılan ve çirkin politikalar uğruna sonunda Samsun adına bir kez daha sonu hüsran gibi gözüken meşhur “tersane” olayı, genel olanı da maliye bakanı sayın Unakıtan’ın Sümerbank hakkında sarfettiği, ülkesini seven herkesi isyan ettiren sözleri. Bugün sizlerle bu iki konuyu paylaşmak istiyorum.
1999 yılı başlarında Denizcilik Müsteşarlığı Gemi İnşa Sanayii ve Tersaneler Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir fizibilite raporu sonucu Karadeniz Bölgesinde yapılacak bir tersane için en uygun yer olarak Gelemen sahili belirlenmiştir. Ancak bu tersane projesinin Samsunlu yetkililer tarafından o dönemlerde yeterli ilgi ve desteği bulamaması sonucu ilgili genel müdürlüğün tozlu raflarına terkedilmiştir.(Bu değerlendirme o dönem genel müdür olan sayın Korel Özbenli’ye aittir.)2000 yılında benim başkanlığımda göreve başlayan SAM-SEV yönetimi Ankara’ya giderek uzun temaslar sonucu bu dosyayı raflardan indirtmiş ve Samsun gündemine taşımış, o dönemin Samsun milletvekillerinin de desteği ile
Hükümet tarafından yeniden ciddi olarak ele alınmıştır. O dönem sonuç alınamamış ve AKP nin iktidara gelmesi ile Samsun milletvekilleri seçim öncesi verdikleri sözler doğrultusunda konuyu hükümete taşımış ve sonunda iş gerçekleşme aşamasına gelmiştir. Bu işi, başından itibaren canlı tutan ve genel müdür sayın Sami Kabaş ile görüşmeleri sürdüren SAM-SEV sayın Kabaş’ı Samsun’a davet ederek ilk resmi açıklamayı bizzat kendisinin ağzından yerel seçimler öncesi SAM-SEV merkezinde yapılmasını sağlamıştır. O güne kadar bu işin içinde ve önünde olan SAM-SEV işin bundan sonraki bölümünün artık yetkililerin olduğunu düşünerek ve birazda tersane projesinin yerel seçimler öncesi iktidar adayları tarafından siyasi rant aracı olarak çok acımasızca kullanılmasından rahatsızlık duyarak konunun dışında kalmayı uygun bulmuştur. Tüm bu anlattıklarımın canlı tanıkları olan yerel gazete kupürleri arşivlerimizde durmaktadır.
Yukarıda anlattıklarım nedeniyle bugüne kadar sustuktan sonra hafta içi yeniden gündeme gelen ve yeni bir tartışmaya neden olan tersane olayı için kendimi bazı şeyleri söylemeye ve açıklama yapmaya zorunlu gördüm.
Bilindiği gibi genel müdür sayın Sami Kabaş tarafından yapıldığı söylenen “Samsun Tersanesi sahilinde 60 metre açığa kadar deniz derinliği 10 metreyi geçmiyor, bu nedenle tersanenin bu şekilde yapımı zor. Yer tahsisleri yapılmasına rağmen yeni bazı düzenlemelerin yapılması gerekli. Bunun için Samsun Valiliği YPK ya başvuracak”açıklaması, zaten bu konuda kafalarda oluşan karmaşık soruları bir anda yeniden gündeme taşımıştır. Bir iş bu kadar siyasete alet edilirse sonunda olacağı buydu. Samsun’un kaderi bu demekle geçiştiremeyiz. Bu kentin iş aş bekleyen insanları bu kadar suistimal edilemez. En azından ayıptır ve yazıktır. Gerçi toplum bunun cezasını er geç sorumlulara kesiyor ama, sonuçta zarar gören hep Samsun oluyor. Olay böyle bir gelişme gösterince konuya bir kez daha değinmek zorunda kaldım. Ortada bir çarpıklık var diye düşünüyorum. Bu bölgenin tersane için en uygun bölge olduğunu ortaya koyan fizibilite raporu şimdiki genel müdürün genel müdür yardımcısı ve sayın Korel Özbenli’nin de genel müdür olduğu dönemde hazırlanmıştır. Bu kararlarda her ikisinin de imzaları vardır. Biz o zaman da, deniz derinliği konusundaki endişelerimiz nedeniyle, kendilerine sormuş ve hiçbir sorunun bulunmadığı yanıtını almıştık. O halde şimdi aynı genel müdür tarafından yapılan “ derinlik yeterli değil “sözleri nasıl açıklanabilir? Böyle çelişki olabilirmi? İşin çarpıcı olanı , aynı gün hemen hemen tüm yerel gazetelerde yer alan haberin aynı metin oluşu. Haber nerden ve hangi kaynaktan çıktığı önemli. Cumartesi günü genel müdür sayın Sami kabaş’ı arayarak haberleri ilettim ve neler olup bittiğini sordum. Bana söylediği böyle bir açıklamasının olmadığı ve derinlik konusunda sorun bulunmadığıydı. Trabzon’da katıldığı bir
Festival sırasında görüştüğüm için daha fazla detay alma şansım olmadı. Ancak kendisinden gazeteleri aldırıp okumasını ve Samsun kamuoyuna ikna edici bir açıklama yapmasını önerdim. Kendilerinin izni ile de “ben böyle bir açıklama yapmadım” şeklindeki sözlerini sizlere ilettim.
Umarım detaylı bir açıklama daha sonra kendileri tarafından yapılacaktır.
Bu konuda her şeye rağmen benim de ciddi endişelerim var. Birincisi bu alandaki yapıldığı söylenen tahsisler, tersane konusunda yatırım ve deneyimleri olan firmalara mı yapılmıştır? Kimdir bu firmalar? Neden hiçbir çalışma yapılmamaktadır?”Mendirek ve belirli deniz dolgusu yapılmadan hiçbir yatırımcı buraya tesis yapmaz”sözleri bir tersane sahibi dostumuzun iddiasıdır.”İstenen bazı kiralama kuralları belirlenmeden yabancı yatırımcı ortak bulunamaz, devletin yapmayacağı bu dolguları yapmak için de gerekli olan 100 milyon doları hiçbir yerli yatırımcı kolay kolay buraya gömmez”sözleri de bu işin uzmanlarına aittir. Bu değerlendirmeler tarafımdan AKP Samsun il başkanı sayın Fuat Köktaş ve genel müdüre aylar önce iletilmiştir. Şu ana kadar bunlara hiçbir yetkili açıklık getirmedi. Teşvikin verilmediği Samsun’a hiçbir akıllı yatırımcının para gömmeyeceğini söylemeye hiçbir yetkilinin dili elvermiyor. Bence tersane ile çıkan son söylentiler, biraz da bu gerçeğin görülmesi ile artık alıştığımız taktikler ile bu tersaneninde bir başka cazip bölgeye kaydırılmasının alt yapısının oluşturulmaya başladığı izlenimlerini taşıyor. Beni asıl korkutan bu ihtimal. Bu tersanenin altı ayda hizmete gireceğini açıklayarak, alınacak binlerce işçi için ön kayıt yapanlara şimdi düşen önemli bir görev vardır. Arkalarına aldıklarını söyledikleri hükümet desteğinin gücünü göstermeli ve bu tersane için yapılması gerekli devlet yatırımlarının yapılmasını sağlamalıdırlar. Aksi halde bu gün yalanlanacak iddialar bir süre sonra gerçekleşir ve tersanede elimizden uçar bir komşu İle gider.
Geçen hafta içersinde özelleştirme kapsamı içersindeki SÜMERBANK konusunda maliye bakanına ait “ kar edeninide, zarar edeninide satacağım. Sümerbank’ın kendi zaten bitti , adınıda sileceğiz, oda unutulacak” türünden açıklamları yaygın basında geniş şekilde yer aldı . Bu ülkenin kurtuluş savaşı sonrası yeniden kurulan Türkiye Cumhuriyetinin hangi yokluklardan geçerek bugünkü duruma geldiğini çok iyi bilen ve Ülkesini seven hemen herkes gibi çok sayıda köşe yazarıda bu sözlere isyan etti. Ülkemizi yıllardır yöneten çapsız politikacıların basiretsizliği ve öz kaynaklarımızı talan eden prenslere gösterilen hoşgörü sonucu içine düşülen ekonomik sıkıntıları aşmak uğruna , iflas etmiş tüccar paniği içersinde bir özelleştirme sendromu yaşıyoruz. Ülkemizin sitratejik çıkarları için vaz geçilemez ve ileride bağımsızlığımızı dahi tehlikeye atacak, hazineye ciddi gelirlerde sağlayan karlı kuruluşları dahi satacağım diyebilen bir yönetim anlayışı çok endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Borç batağındaki ülkemizin kalabalık ve tüketime alıştırılmış nüfusu sömürgeci anlayışın temsilcilerinin iştihanı kabartmıştır. Ayakta durabilmek için İMF den borç almak zorunda oluşumuzu çok iyi değerlendiren başta USD olmak üzere bu ülkeler dayatmalarla Ülkemizin tüm üretim kaynaklarını kestirmekte ve yabancı sermaye ortaklığı kandırması ile geleceğimizin sigortası olan öz kuruluşlarımızı kelepir fiatlarla özelleştirme adıyla sattırmaktadırlar. Bu uygulamaları savunanların ve gündeme taşıyanların yukarıdaki sözleri söylemeleride çok şaşırtıcı değildir. Kurtuluş savaşınından başarı ile çıkılıp Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu sonrası sıra yaşanan yokluklarla savaşma geldiğinde, büyük önder Atatürk ve arkadaşlarının tarım ve sanayi alanında yarattıkları her biri devrim olan bu kuruluşlar, hem önemli eksiklerimizi gidermiş hemde yıllarca yatırımcılara cesaret vermiş ve örnek olmuştur. Sümerbank’ta bunlardan birisidir. Yıllarca ürettiği ayakkabı, ceket, pantolon ve diğer giyim eşyaları ile yoksulluk içersindeki toplumumuza nefes aldırmıştır. Çocukların okul kıyafetlerini en uygun fiatlarla Sümerbank sağlamış ve eğitim alanında önemli katkılar vermiştir. Yıllarca askerin postal ihtiyacını sümerbank karşılamıştır. Düşük ücretlerle zar zor geçinen devlet memuru ve işçimizin çağdaş kıyafetlerle işine gidebilmesi yıllarca Sümerbank sayesinde gerçekleşmiştir. Sümerbank yıllarca sağlamlık ve kaliteninde simgesi olmuştur. Yaşı bugün 50 nin üzerinde olanlar bu dediklerimi daha iyi algılayabilecektir. Sanayideki devrime ayak uyduramaması ve kendini yenileyememesi bu ülkeyi yıllarca iyi yönettiğini sanan siyasetçilerin eseridir. Her şeye rağmen geçmişteki önemli katkıları ile dahi bugün böylesine bir tavrı haketmemektedir. Kapatılacak ve özelleştirelecek olsa dahi isminin dahi unutturulacağını, silineceğini söyleyebilmenin altında bu ülkenin milli değerlerine açık bir tavır yatmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti ile bir türlü yıldızı barışmayanların , Cumhuriyetin yarattığı değerleri önemsemesi de düşünülemez. Bu ülke gaf yapan çok siyasetçi görmüştür. Ama bugün onları hatırlayan dahi yoktur.”Sel gider , kum kalır”diye bir deyim vardır. Sümerbank gibi Cumhuriyetimizin simgeleri isimleri ile de olsa hiçbir zaman unutulmayacaktır. Geçmişteki önemli işlevleri ile Türkiye Cumhuriyet tarihindeki seçkin yerini alacaktır. Ama yukarıdaki yakışıksız sözleri söyleyenleri , çok değil beş yıl sonra kim hatırlayacaktır merak ediyorum. Yazık, çok yazık..
İyi haftalar..31-TEMMUZ-2005
SADİ SUBAŞI