e-mail: sadisubasi@denizeczaneoptik. com. tr SAMSUN
BANKALARIN AB TOPLANTILARI VE ANLAŞILMAZ TAVIRLAR
Avrupa Birliğine girebilme çabalarımızın sürdüğü günümüzde moda olan bir kampanya yürütülüyor. Bu işin sponsorluğuna da bankalar ve günümüzün revaçta olan medya kuruluşları soyunmuş gözüküyor. TV’leri açıyorsunuz, hemen her gün bir kanalda bu konuda bir program var. Bununlada yetinmiyorlar, illeri dolaşan gezici bir ekip oluşturarak tabir yerindeyse “beyin yıkama”programları uyguluyorlar. Çeşitli isimlerle (eko diyolog, Anadolu sohbetleri gibi) geniş katılımlı düzenlenen bu toplantılarda konuşmacılar genellikle o bilinen insanlar. Deyim yerindeyse “kerametleri kendinden menkul”ekonomist kökenli üniversite hocaları ile AB uzmanı veya AB temsilcisi sıfatları ile bu işe soyunmuş profesyoneller. Her şey güzelde, benim hala çözemediğim bir konu var. Bu ikna turu görüntüsündeki çabalar niye? Bu ülkede az sayıdaki radikaller dışında AB’ye girmeyi isteyen mi var? Gündemde girilip girilmemesi konusunda bir referandum mu var? Benim bildiğim bu soruların cevabı hayır. O halde bu telaş neden? Gittikçe dozu artan bir şekilde bu kampanyalar yoğunlaşıyor. Adeta KKTC’de yapılan referandum öncesi kampanyaları hatırlatıyor. Bu kampanyaların arkasında Avrupa Devletlerinin olduğu izlenimi var. Bizi AB’ye alma çabasındalar görüntüsü ile çelişecek bir karşı tavır, yine bu ülkelerin devlet veya hükümet başkanlarından birbiri ardına patlıyor. Almanya, Fransa, Belçika ve Avusturya en önde yer alan ülkeler. Ben bu çelişkiyi çözemiyorum. Bizi gerçekten istiyorlar mı, yoksa istiyor görüntüsü altıda biraz daha yolmak ve kuşa çevirmek mi istiyorlar? Bunu bir anlayan varsa bana da anlatırsa kafam rahatlayacak.
Çünkü bu toplantılara birazda bu açmazımı aydınlatmak için gidiyorum. Ama bu toplantılarda bu soru işaretlerini gidermeye olanak tanınmıyor. Bu bankaların yerel yöneticilerinin iyi niyet ve çabasından hiç kuşkum yok. Ama yapılan sohbet programları toplumu aptal yerine koyacak düzeye geldi. Bu tür, soru soranın aşağılandığı davranışları toplumumuzun hakettiğine inanmıyorum. Ama üzülerek belirtmeliyim ki Samsunluya bu tavırları layık görenler alkışlarla uğurlanıyor.3-4 ay önce sayın başbakan ve maliye bakanı da TSO’nun plaket töreninde Samsunluyu incitecek sözler söyledi, karşılığı bol alkıştı. NTV’nin “Eko Diyalog” ve Garanti Bankasının “ Anadolu Sohbetleri”isimli salon toplantılarındada benzer şeyler yaşandı. Eko Diyalog’ta sorular yazılı alındı. Önceden ayarlanmış kişilerin çanak soruları cevaplandı. Yanıltıcı açıklamalar ile ilgili yöneltilen sorular özellikle ayrıldı ve cevaplanmadı. O toplantının sonunda konuşmacı Prof. Dr. asaf Savaş Akad’a sahneden inmeden sorumu yönelttim. Aldığım cevap “çoğunluğu ilgilendiren genel konulara cevap veriyoruz”oldu. Geçen hafta sonunda Garanti Bankasının Büyük Otelde gerçekleştirdiği “Anadolu Sohbetleri”proramında yaşananları kısaca özetlemek istiyorum. Olanları içime sindiremiyorum. Yorumu da sizlere bırakıyorum.
“ANADOLU SOHBETLERİ” adıyla Türkiye’yi gezen ve 27. 19-ağustos Cuma günü Samsun’da gerçekleştirilen programın 1. bölümünün konuşmacıları, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Deniz Gökçe ( Dünya Ekonomisi ve AB sürecindeki Türkiye Ekonomisi ve Samsun ), Tüsiad AB Temsilcisi Dr. Bahadır Kaleağası, Yöneten ise Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Osman saffet Arolat’tı. Deniz Gökçe konuşmasında, Türkiye ölçeğinde Samsun’un ekonomik ve kalkınmışlık kriterlerini, DPT ve DİE’nin harita ve istatistiki raporlarını göstererek anlattı. Bu sunumda Samsun’un kalkınmış iller kapsamında 3. kategoride sosya-ekonomik kalkınma sıralamasındada 32. sırada yer aldığını gösterdikten sonra, Samsun’un Devletin kamu harcamalarından da en düşük yararlanan iller arasında yer aldığını vurguladı. Bu söylemlerden sonrada, Samsun’un tüm ulaşım olanaklarına ve büyük bir potansiyele sahip olmasına rağmen hakettiği karşılığı alamadığının altını çizdi. Soru cevap bölümüne geçildiğinde ilk soruyu ben sordum. Sorum Deniz Gökçe’yeydi. “Sunumunuzda verdiğiniz verilere göre Samsun’un hakettiği karşılığı alamadığını belirttiniz. Devletimiz 3-4 yıl öce sayısı 50’ye ulaşan kalkınmada geri kalmış ili kalkınmada öncelikli iller kapsamına almıştır. Samsun’da bu 50 ilden birisidir. Bu yılın başında çıkartılan bir yasa ile teşvik alan illere özel olanaklar sağlanmış ve bu 50 ilden sadece Samsun bu kapsamın dışında bırakılmıştır. Bu konuda Samsun halkı ve çok sayıda STK ortak bir kampanya başlatmıştır. Ancak Samsun’u yönetenler, Samsun adına siyaset yapanlar ve işin içinde olması gereken önemli bazı STK lar bu işin dışında kalmış ve desteklememiştir” dedikten sonra “Sayın Başbakan’da geçtiğimiz günlerde teşvik verilen illere yatırım gitmeyişinden yakınıyordu. Ulaşım olanaklarının tümüne sahip ve sanayi alt yapısını tamamlamış, küçük ölçekli çok sayıda sanayi kuruluşunun bulunduğu Samsun’a bu olanak sağlansaydı teşvik alan çevre illerde bu günkünden çok daha iyi ekonomik güce ulaşırdı” diye düşünüyorum. Siz bir ekonomist olarak konuya açıklık getirirmisiniz? diye sorumu yönelttim. Sayın Gökçe “cevabımı beğenmeyeceksiniz”diyerek başladığı konuşmasını alışageldiğimiz öğütler ve kendisinin nasıl başarılı olduğunu anlatan konu dışı söylemlerle sürdürünce “bunlar sorumun cevabı değil”diye araya girdim. Bu kez konuşmasını“sorunuzu cevaplamayacağım”diye noktaladı. Soruların cevaplanmadığı bir toplantıda, neden soru- cevap bölümü olur? diye düşünürken bir başka dinleyici çok güzel bir soru sordu. Soru “yapılan sunumda, ülkemizde katma değerin arttığı ve belli bir rakama ulaştığı belirtilerek, özelleştirilecek kuruluşların geliri ile bunun daha da artacağının söylendiğini, oysa özelleştirilecek Tüpraş, Ereğli Demir Çelik ve Telekomun kar eden kurumlar olduğu için, bunların katma değerinin zaten ülkemizde kaldığını, bunların mal varlığının devrinden kazanılan parayla katma değerin nasıl artacağıydı”Sayın Gökçe’nin cevabı son derece rahatsız edici ve tokat gibiydi.”Bu tür yaklaşım ve değerlendirmeler paranoyadır.” Üzülerek söylemek gerekirse bu cevaba hiçbir tepki gelmedi. Soruların cevaplanmadığı veya insanların horlandığı toplantıya daha fazla dayanamayarak 1. bölümün sonunda toplantıyı terkettim.
Kendi düşüncelerini veya para karşılığı gündeme taşıdıkları görüşleri paylaşmayanlara karşı koydukları tavrı, bilim adamı kimliği ile bir türlü bağdaştıramıyorum. Kendilerinden başka kimsenin okumadığını veya akıllarının ermeyeceğini mi düşünüyorlar? Olaya böylesine iyimser gözle baksak bile, ben Türk Toplumunun bunları haketmediğini düşünüyorum. Korkarım bu yaklaşımlar AB konusunda yarardan çok zarar veriyor. Bu yanlışlara ortam hazırlayanları da yadırgıyorum. Bu ülkenin çıkarlarına sahip çıkmanın suç olarak algılandığı bir dönem mi yaşıyoruz? Yazık çok yazık. İyi haftalar..21-Ağustos-2005
SADİ SUBAŞI