e-mailsadisubasi@denizeczaneoptik. com SUNUŞ
DEVLETİ KÜÇÜLTMEK KİMİN İŞİNE YARIYOR?
Özal döneminde başlayan Devlet’in küçültülmesi yaklaşımları sonrası bir dizi küçültme operasyonu başlatıldı. O dönemlerde, çokça söz edilen bir deyim kafalara yerleşmişti. Söylenen, bu Ülkede ki devletçiliğin demirperde ülkelerinden daha da etkin olduğuydu. Kurtuluş savaşı sonrası ortada yokluğun kol gezdiği dönemlerden bu günlere, bu Ülkeyi , büyük önder ve devrimci Atatürk’ün öncülük ettiği Devletçilik anlayışı ve uygulamalarının getirdiği göz ardı ediliyordu.. Toplum devletine o kadar inanmıştı ki, Devlet baba olarak algılanılır ve hemen herkes Devlet kapısında iş peşinde koşardı.
Geçen süreçte Ülkemizin gelişmesi ve özel sektörün de güçlenmesi ile devletçiliğin getirdiği bazı uygulamalar kısıtlayıcı ve gelişimi yavaşlatıcı olarak görülmeye başladı. Gerçekten de bunun en çok hissedildiği alan bürokrasinin çok zor işleyen ve insanları canından bezdiren uygulamalarıydı. Olaya bu pencereden bakılınca yapılmak istenen küçültme çok yerindeydi. Ancak aradan geçen 20 yılda bürokrasi hiç te söylendiği gibi küçülmedi , bazı düzelmeler yanında o bürokrsinin can sıkıcı ve işleri yavaşlatan uygulamaları hala devam ediyor.
Devlet belki bu anlamda küçülme işini yapamadı ama, toplumun o çok inanıp güç aldığı Devlet imajı yıkıldı. Artık, bazı çok kötü uygulamalar ve bir türlü önlenemeyen soygunlardan bunalan insanlar, ilk bunaldığı anda faturayı Devlete çıkartıyor. Devlet her kötülüğün sorumlusu olarak algılanmaya başladı. Günümüzde devlet otoritesi ve gücünün sarsılması sonucu büyük bir boşluk yaşanıyor. Toplum neye, nasıl inanacağını şaşırmış durumda.
Bunları söylerken kimse devletçiliğin katı kuralları yanında olduğumu sanmasın. Bu noktadaki endişelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Toplumda artık çok kişi benim endişelerime katıldığını yakından biliyorum.
Son 20 yılın getirdikleri ile bizden alıp götürdüklerini şöyle gözünüzün önünden geçirin. Çağdaş teknolojinin bazı yeniliklerine kavuştuğumuz doğru. Demokratikleşme adına önemli adımlar atıldı bu da doğru. Ama bunların diyeti çok ağır oldu. Ülkeyi yönetenler bir sürü yolsuzluğa bulaştı. Aileleri ve yandaşları Devletin kasasını boşalttı. Yolsuzluklar artık alışkanlık haline geldi. Devlete güvenip bankalara parasını yatıran milyonlarca insan dolandırıldı. Bankalar Ülkeyi yönetenlerin gözü önünde boşaltıldı. Devletten dolaylı olarak çalınan para miktarı Türkiye’yi İMF kıskacından dahi kurtaracak boyuttaydı. Her dönem kendi hırsızını ve köşe dönücüsünü yarattı. Devlet kasasından beslenerek zenginleşen bazıları, hükümet kim olursa olsun gemisini yüzdürmeyi öğrendi. Gelinen nokta ne yazıkki bu. Toplum , Ülkeyi yöneten hükümetler ile devleti eş anlamlı algıladığı için, her uygulamanın faturası devlete çıkartılmaya başladı. İster bilinçli olarak, isterse bilinçsiz olarak yapıldı, nasıl kabul ederseniz edin, sonunda istenen oldu. Devlete güven bitti.
Bir şeyi yeni bir şeyle değiştirmek istiyorsanız, yerine ya daha iyisini koymak veya mevcudun kötü olduğuna ve mutlaka değişmesi gerektiğine toplumu inandırmanız gerekir. Bu pencereden son 20 yılın Türkiye’sine bakarsanız çok daha farklı bir olay görebilirsiniz sanıyorum. Bu pencereden görünen manzara şu ; Toplum, ülkeyi yönetenlere güvenini yitirmiş ve yıllardır bir arayış içersinde. Siyasi partiler sırayla gözden düşmüş ve yeni yeni oluşumlar denenmiş. O geçmişin kalıplaşmış siyasi taraftarı dağılmış. Her seçimde bir arayış içersindeki toplum, bir yeniye sarılmış. Her defasında yanılan toplum sonunda mevcut sisteme inanç ve güvenini yitirmiştir. Gelinen nokta, istenen noktadır. Toplum sonunda mevcutun yerine yenisinin konmasını kurtuluş olarak görmeye başlamıştır. Artık yeni bir sistem getirebilmek için zemin hazırdır. Bölgemizdeki bir ülkede de 25 yıl kadar önce mevcut yönetimden bunalan halka radikal bir rejim bir gecede getirilmiş ve halk başlangıçta destek de vermiş, ama daha sonra neye uğradığını şaşırmıştır.
Ne yazık ki bizim gibi borç batağına düşürülmüş ve İMF e teslim olmuş ülkeleri dış güçlerin etkilemesi ve hatta yönlendirmesi kaçınılmazdır. O ülke ve o bölge üzerinde çıkarları olan süper devletler artık istediklerini dolaylı olsada yaptırmayı başaracaklardır. Günümüzde İMF ve AB dayatmaları ile bu ülkeyi ayakta tutan , milli çıkarlarımız için gerekli olan ve yarın gerektiğinde çok arayacağımız kurum ve kuruluşlarımız o güçlerin baskısı ile birer birer elimizden çıkarılmaktadır. Oysa özelleştirme gibi çok masum bir değişim uğruna bizim gözden çıkardığımız bazı kuruluşları, bizden daha liberal görüşlere sahip bir Fransa ” ulusal çıkarlarımız için gerekli” gerekçesi ile yabancı ortaklı şirketlere satışına izin vermiyor. Lüks tüketime alıştırılmış 70 milyon insanı ile ve hiçbir ülkeye nasip olmayacak geleceğin çok önemli zengin yer altı kaynakları ( bor, platinyum , uranyum, neptinyum vs ) ile geniş tatlı su olanaklarına sahip bu ülkenin , çağımızın modern sömürgecileri olan süper devletlerin iştahını kabartmadığını söyleyebilirmisiniz? Bu gerçekler karşısında , Türkiye üzerinde her türlü oyunun oynandığını nasıl göremeyiz? Bu ülkeler için amaç bu ise, ülke- miz üzerindeki çıkarlarını korumak adına da istedikleri sistemleri yerleştirmek- ten kaçınmayacaklarını da görmemiz lazım.
Bu pencereden bakarak bunları söyleyenleri, bu çıkarcı kesimlerin ve uzantılarının ”senaryo üretenler olarak, hatta daha da ileri gidip paranoya ile suçlamalarını çok iyi anlıyorum da , bu ülkeyi sevdiklerine emin olduğum ama, işleri tıkırında olduğu için kafalarını gömdükleri kumdan bir türlü çıkartamayan dostlarımızı bir türlü anlayamıyorum.
Umuyorum işin farkına vardıklarında çok şey için geç olmaz. İyi haftalar dileğiyle..25-EYLÜL-2005
SADİ SUBAŞI
.