Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Kuş Gribi-İhmal ve Panik

e-mail; sadisubasi@denizeczaneoptik SUNUŞ

KUŞ GRİBİNDE İHMAL VE PANİK

Bayram tatilini kuş gribi haberleri ve endişe dolu bekleyiş ile geçirdik. Öylesine sorunlu bir bölgede yaşıyoruz ki, olaysız bir yılımız geçmiyor. Jeopolitik açıdan bakıyorsunuz etrafımız birbirine taban tabana zıt özelliklere sahip ülkelerle çevrilmiş. Kültür dil, din ve sosyal yaşam özellikleri ile birbirinden çok farklı ülkelerle komşuyuz. Dini benzerlikleri olanlarla dahi birbirine zıt mezhepler nedeniyle yakınlaşamıyoruz. Böylesine güvensiz bir çevre nedeniyle rahat değiliz.
Jeolojik yapı olarak da çok sağlam bir arazi yapısına sahip olmadığımız için deprem riskini sürekli yaşayan bir ülkeyiz. Bunun yanında coğrafya olarak da tanrının bahşettiği her türlü doğa güzelliğine ve verimli topraklara sahibiz. Ancak şöyle geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz bir gerçek var. O da hemen her yıl bir felaketle sarsılmışız. Ya bir doğa felaketi olan deprem ve sel veya terör gibi bir güvenlik sorunu Ülkemizi sarsmamış olsun. Bunların bir kısmını doğanın bize reva gördüğü felaketler, bir kısmını ise böylesine stratejik bir konumda ki topraklarda çok güçlü olmamızı kendi çıkarlarına uygun bulmayan süper güçlerin yarattığı senaryolar olarak görebiliriz. Tabii tüm kabahati doğaya ve dış güçlere havale ederek bu olumsuzluklardan da sıyrılamayız. Millet olarak olumsuzlukların nedenlerini en azından azaltmak veya gidermek gibi bir kültürel yapıya da bir türlü kavuşamadığımızı kabul etmeliyiz. İşte bunun çok kötü bir örneğini bugün değişik bir açıdan sizlerle paylaşmak istiyorum.
Geçen yıl, bu aylarda uzak doğu ülkelerinde ilk kez kuş gribi ortaya çıktığında, uzmanlar Türkiye’nin çok ciddi risk altında olduğunu duyurmuşlardı. Çünkü Türkiye coğrafi yapı olarak göçmen kuşlarının çok önemli geçiş yolları üzerinde bulunuyordu. Gerek doğudan batıya ve gerekse kuzeyden güneye ısı farklılıklarına göre sürekli yer değiştiren kanatlılar bu virüsü Ülkemize mutlaka getireceklerdi. Söylermisiniz , geçen yıldan bu olayların patlak verdiği güne kadar hangi stratejik önlem alındı? Özellikle ağustos aylarında, tüm Asya’yı dolaşıp kuzeyden güneye inmek için kuzey ve kuzey doğudan Ülkemizi baştan başa geçen bıldırcınların ilk uğrak yerinin kuzey ve kuzey Anadolu bölgesi (Karadeniz bölgesi ) olduğunu bilmeyen var mı? Bu bildiğimiz kuş türü. Bunun dışında binlerce kanatlının Ülkemize geçici de olsa uğradığı bir gerçek. Peki bu gerçek ortadayken koca yaz ve sonbahar boyu alınan bir önlem veya halkı bilinçlendirme yöntemi hatırlıyormusunuz? Bıldırcınlar serbestçe avlandı. Kafeslerde satıldı ve yendi. Kırsal alanlara inen veya oralarda yaşayan binlerce kanatlı bunların muhtemelen taşıdığı virüslerle bir şekilde temas etti. Bu kaçınılmaz bir olguydu. Doğanın kuralları ile baş etmek zordur. Bu ancak akıllı ve cesur yöntemler uygulayarak yapılacak çalışmalarla mümkündür.
Oysa biz ne yaptık? İlk alarm 2 ay kadar önce bir sulak alan olan Manyas’ta patladı. Onu bile bir uyarı olarak algılayamadık. Ya ciddiye almadık veya bir şeyleri korumak adına kafamızı kuma soktuk. Bayram öncesi çok değişik yerlerde ortaya çıkan kuş gribi vakalarını dahi, önce zatürre veya pnomoni teşhisi ile geçiştirmeye çalıştık. Ne var ki bu kez olay çok ciddiydi ve konuyla dünya sağlık örgütü de yakından ilgileniyordu. Sonuçta önlemler alınmaya ve işin üzerine doğru bir şekilde gidilerek şüpheli vakalar hastanelerde kontrol altına alınmaya başlandı. Umarım alınan önlemler, bu felaketin daha fazla yayılmadan ve Ülkemiz ekonomisine çok zarar vermeden atlatılması için yeterli olur.
İşin bir de öteki yüzü var ki bu gerçekten çok üzücü ve düşündürücü. İlk etapta yaşanan panik ile tam bir canlı katliamı yapıldı. Günahsız binlerce kümes hayvanı ve kuş türü canlı, canlı torbalara doldurulup yakıldı ve toprağa gömüldü. Tüm TV kanalları da bu manzaraları canlı olarak yayınlayıp tüm dünyaya ulaştırdılar. Adeta ‘’bizim ne işimiz var Avrupa Birliğinde ‘’ der gibiydiler. Böylesine bir sorumsuzluğun hiçbir mantıklı izahı yoktur. Bu panik aslında zamanında alınacak bazı basit önlemlerin alınmaması sonucunda yaşanan beceriksizliğin sonucudur. Bu gün gelinen noktada itlaf kesin çözüm olarak görülüyor. Hastalık görülen ve karantina altına alınan bölgelerde uygulanıyor. Nereye kadar itlaf edeceksiniz? Kırsal ve sulak alanlarda, ormanlarda yaşayan binlerce kanatlıyı nasıl yok edeceksiniz? Böyle bir olanak olsa bile, böylesine bir doğa katliamını topluma nasıl anlatacaksınız?
Sermaye güçlerinden çekinerek tavuk çiftliklerinde beslenen kanatlılar için verilen güvenceler ne kadar bilimsel? Kırsal kesimde geçim kavgası veren köylünün hem karnını doyurduğu, hem de satarak geçimini sağladığı kümes besiciliğine son verileceği ne kadar tutarlı ve gerçekçi? Türkiye de 35000 üzerinde köy var. Hadi itlaf edilenlerin parasının bir şekilde ödendiğini kabul edelim, sonrasında bu insanlar bir anda kesilen gelir ve besin kaynakları nedeniyle yaşamlarını nasıl sürdürecekler ? Hiç hastalığın görülmediği bölgelerde halkın elindeki bu hayvanları durup dururken itlaf etmenin o kadar kolay olmayacağını nasıl görmüyorsunuz? Dünya sağlık örgütünün benim köylümü değil , kendi vatandaşlarını çok daha fazla düşünmesinden doğal ne olabilir ki.
Eğer ilk işaretler geldiğinde, Tarım Bakanlığı yetkilileri asli görevi olan halkı bilinçlendirme yöntemlerini uygulasa ve kümes hayvanlarının açık alanlara salınmaması ve kuşlarla temasının kesilmesi gereğini onlara anlatsaydı ve kümeslerin ilaçlanması ile kümes hayvanları ile direkt temas yapılmaması konusunu elindeki geniş uzman kadrosu ile yayabilseydi, belki de bu hastalık ile hiç tanışmayacaktık. En azından şimdi bunları söyleyemeyecektik.
Son olarak ta gözlemlediğim bir yanlış uygulamaya dikkat çekmek istiyorum. İnsan sağlığı hekim ve eczacıların asli konusu olduğu halde son yıllarda Tarım Bakanlığı bir şekilde insan sağlığı ile ilişkili bir çok işte sorumluluk ve görev almaya başladı. Dünya ilaç tekelleri ilaç tüketimini ( israfını ) kendi çıkarları doğrultusunda artırmak amacı ile İMF inde desteği ile bir dizi uygulamayı ülkemize dayatmayı başardı. Bunlardan birisi de vitamin, çocuk mamaları ve bitkisel kökenli bir dizi ilacın Sağlık Bakanlığından ruhsat alma zorunluluğundan çıkartılarak Tarım Bakanlığına verilmesi ve böylece ilaçta uygulanan bir çok kuraldan muaf tutulmasıdır. Bu tür ilaçların eczacı denetimi dışında satılmasına ve reklam yolu ile tüketilmesinin artırılmasına, sonucunda da çok önemli bir milli servetin kaybına olanak yaratılmıştır. Görünen gerçek, kuş gribi olayında Tarım Bakanlığı yapması gereken asli görevinde yeterli olamamıştır.
Alınan önlemler ile kuş gribinin hızı kesilmiş gibi görünüyor. Umarım daha trajik olaylar yaşanmadan bu olaydan sıyrılır ve doğabilecek çok önemli ekonomik kayıplardan kurtuluruz.. Kuş gribinden uzak sağlıklı günler dileğiyle.. 15-ocak-2006

SADİ SUBAŞI