ONURSUZ YAŞAMA MAHKUM TOPLUM MODELİ
Yaz boz tahtasına dönen eğitim sisteminin yetersizliği, siyasetteki aşınma, ekonomik sorunların artarak tavan yapması ve yıllarca süren yüksek enflasyon toplumun büyük bir kesiminde inanılmaz bir ahlaki çöküntüye ve moral bozukluğuna yol açtı.
Üniversiteyi bitirmiş, hatta askerliğini de tamamlamış bu ülkenin geleceği olan milyonlarca gencimiz işsizlik sorunu altında eziliyor. O yaşta içtiği sigaranın parasını dahi ailesinden istemeye mecbur bırakılmış ve yaşamını kahve köşelerinde geçirmeye mahkum edilmiş bu gençlerimizin içine düştükleri ruh halini düşünebiliyor musunuz? Yetiştirdiği 2-3 çocuğunun hepsi de işsiz olan bir ailenin içinde bulunduğu açmazı ve ana baba olarak yaşadığı çaresizliği ve bu çaresizlik içinde onurlarını ayaklar altına alırcasına siyasetçilerin ve kent yöneticilerinin önünde yalvar yakar oluşunun acısını hissedebiliyor musunuz?
Hemen her konuda yaşanan denetim yetersizliğinin yarattığı boşluktan yararlanan fırsatçıların prim yaptığı bir toplumda namuslu insanların duydukları tepkinin boyutlarını ve çoğunun ideallerini yıkarak düzene ayak uydurmaya başladığını çaresizlikle izlemiyor muyuz?
Ülkeyi daha iyi yönetmek ve çağdaş bir Türkiye idealleri uğruna siyaset yaptığını söyleyenlerin her gün gazete manşetlerine taşınan etik dışı davranışlarını, hatta suiistimal haberlerini yüzümüz kızararak izlemiyor muyuz? Ülkenin gelir kaynaklarının teslim edildiği siyasilerin ve üst düzey yöneticilerinin siyasi dokunulmazlık zırhı altında aile fertlerine ve yakınlarına nasıl çıkar sağladıklarını ve bunu yaparken toplumu nasıl hiçe saydıklarını şaşkınlık ve tepki ile seyretmiyor muyuz?
Görsel ve yazılı medyanın, artık çıkar sağlama aracına dönüşmesi sonucu işin boyutlarının nereye vardığını görmüyor muyuz? TV’lerde yayınlanan show programlarının ahlak dışı çarpık ilişkileri ve olayların kahramanlarını, toplumu özendirecek şekilde sunmalarının yarattığı ahlak aşınmasına, kimsenin dur deme cesaretini gösterememesini içinize sindirebiliyor musunuz? Toplumun çoğunluğu böyle istiyor gibi savunmalarla ve reyting uğruna, asli görevlerinin toplumu iyiye yöneltmek olduğu gerçeğini inkar etmelerine, ne zamana kadar göz yumulacak?
Toplumun en çok güven duyması gereken ve son sığınağı olan hukukun da bu aşınmadan payını alması ve üst kurullarına siyasetin sokulması, buralarda görev yapanların dahi yetkilerini kullanamamaktan yakınır hale gelmesi sizi düşündürmüyor mu?
Yaşamın hemen her kesitinden bir başka örnekle yukarıda saydıklarımı artırabilirsiniz. Ne yazık ki, bu yaşananlar ülkemizin bu günkü gerçekleri. Bu tür örnekler ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında ki sömürgelerde görülebilirdi. 1950 den bu yana süregelen dışardan borç alarak ülkeyi yönetme politikaları bu ülkeyi borç batağına düşürmüş ve İMF denen günümüzün sömürge düzeninin ekonomi komiserinin emrine ve talimatlarına mahkum etmiştir. Özellikle 1980 askeri müdahalesi sonrası oluşan yönetimlerin uyguladığı milli çıkarlarımızı göz ardı eden ekonomik politikaları sonucu toplum inanılmaz bir tüketim harcama alışkanlığına itilmiştir. Enflasyonist yaşam körüklenmiş, insanlar kazandıklarının ötesinde harcama yapma cesaretine kavuşturulmuştur. Kredi kartları ve özel kampanyalarla pompalanan çoğu dış kaynaklı lüks tüketim malzemeleri hem ailelerin hem de ülkemizin öz kaynaklarını eritmiştir. Yerli üretimi yapılan bir sürü maddenin ithali yolu açılmış, yerli üretici perişan edilmiş, bu uğurda harcanan dövizler sonucu mahkum olduğumuz IMF’ in dayatmaları ile ekonomik bağımsızlığımız tartışılır hale gelmiştir.
10 yıl öncesine kadar ürettiği tarım ürünleri ile kendi kendine yeten 7 ülkeden birisi olmakla gururlanan bu ülke artık buğdayını dahi dışardan almak zorunda bırakılmıştır. Bu gün köylümüzün ana gelir kaynağı olan tütün, şekerpancarı, fındık, haşhaş, ekimi ya engellenmekte veya verimli olmayan oranlarda kısıtlı olarak ekimine izin verilmektedir.
Köylümüzü tembelliğe mahkum eden bu dayatmalar karşılığı ona sus payı olarak dekar başına dağıtılan paralar uluslararası kuruluşlardan neyin karşılığı olarak gönderilmektedir? Bu onur kırıcı bir uygulama değil midir? Açlığa mahkum edilen köylümüzün bu paraları kabul etmek zorunda kalışı kırsal kesimdeki halkımızın onurunu zedelemiyor mu?
Devletine güvenerek birikimlerini bankalarda değerlendirenlerin paralarını dolandıranların hala özel uçakları ile caka satması banka mağdurlarını rencide etmiyor mu?
Bu yanlışları önlesin diye sorumluluk verdiği siyasilerin de büyük bir cüretkarlıkla sahip oldukları yetkileri benzer şekilde kendi çıkarları için kullanmaları, daha da ötesi TBMM tarafından koruma altına alınmasını bu toplum içine sindirebiliyor mu?
TV’lerin özendirdiği çocukların içine düştüğü fuhuş, tecavüz, kapkaç ve artık orta öğretim okullarına yansıyan yaralama olayları ailelerini perişan etmiyor mu?
Resmi kurumlarda aynı odayı paylaşan aynı seviyede ki görevlilerden Özal’ın deyimi ile “işini bilenler” hızla ekonomik güç kazanıp daha itibarlı hale gelirken devletine sahip çıkan ve namuslu kalarak ekonomik sorunlarıyla uğraşan görevlilerin onuru yaralanmıyor mu?
Biraz da sistemin gereği kümeste oldukları için yüksek vergiler altında ezilen esnaf ve işveren, memur ve işçinin sık sık çıkarılan vergi afları sonucu aklanan ve bu ülkeye en büyük kötülüğü yapanlarla farklarının kalmadığını görmeleri, onları aşağılamıyor mu?
İşe almak için uygulanan sınavlar sonucu başarılı olan gençlerin daha sonra yapılan göstermelik mülakatlar sonucu kendi yerlerine yetersiz insanların alınması karşısın da uğradığı hayal kırıklığı ve çaresizlik bu gençleri birer isyankar haline getirmiyor mu?
İlk bölümde yazdıklarım gibi bu örnekleri de çoğaltabiliriz. Gelinen nokta bu ülkenin geleceği açısından ciddi endişeler yaratmaktadır. Eğitim sistemimizde ki yetersizlik ve yaz boz uygulamalar sonucu toplum bilinci de gelişmediği için bu olanları sorgulayan ve hakkını arayabilen bir toplum olamadık. Sonuçta dayatılan bu onur kırıcı yaşam biçimini kolaylıkla kabullenebiliyoruz. İşte korkutucu olan da bu. Böylesine sindirilmiş bir topluma her türlü oldu bittiyi kabul ettirmek ve ülkenin çıkarları için yanlışlara direnenleri de bir şekilde yok etmek çok kolaylaşır.
Bu gerçekleri söyleyebilen ve yazabilenler için ‘’ bir takım odaklar karamsar tablolar çiziyor’’ demek işin en kolayı. Kim ne derse desin bu ülkeyi seven birisi olarak bunları içime sindiremiyorum ve direniyorum. Çünkü bu toplum bunu hak etmiyor.
Tüm bunların düzeldiği bir Türkiye umuduyla, iyi haftalar..
02-04-2006
SADİ SUBAŞI