TOPLUM SAĞLIĞINI TEHDİT EDEN UYGULAMALAR..
Yıllardır hükümetlerin bir türlü başaramadığı önemli bir toplumsal konusu da sağlık alanıdır. Mesleğim gereği 38 yıldır içinde olduğum ve birebir yaşadığım sağlık sorunları bu süre içersinde bir türlü geçerli ve toplumu mutlu edecek bir sisteme bağlanamamıştır. Bu uzun süreçte, bir dönem hariç, sürekli doktor bakanlar tarafından yönetilen Sağlık Bakanlıkları ve hükümetler bu işin içinden çıkamamıştır. Zaman, zaman aynı hükümetin değişen bakanları ile dahi değişenlik gösteren sağlık politikaları ve kısa vadeli siyasi hesaplara dayalı uygulamalarla, sağlık sorunları gündemden hiç düşmemiştir. İşin anlaşılamaz ve en acı yanı, Sağlık Bakanlığı yapanların, geçmişlerinde bu sorunları en çok yaşayan doktorlar, hatta başhekim ve tıp fakültesi öğretim üyeleri oluşudur. Bu sorunların çözüm yollarını en iyi bilmesi gereken bu insanların, siyasi sorumluluk aldıklarında bu bilgi ve deneyimlerini politik çıkarlar uğruna feda etmeleri anlaşılacak ve kabul edilebilecek bir şey değildir.
İşte böyle bir karmaşa ve belki ileride geri dönülmesi çok zor olacak bazı yeni uygulamalar da bu dönem yaşanmaktadır. Hekimleri çok daha fazla ilgilendirecek konulara değinmeden ana hatları ile bazı ciddi endişeleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Çağdaş dünyada uygulanan modeller ve Türkiye’nin gerçekleri göz ardı edilerek, sağlık sektörüne dikte edilenler, toplumun sağlığını sarsacak boyutlara ulaşmıştır. SSK’ nın Sağlık Bakanlığı bünyesine katılması ile başlayan olumlu tablo ne yazık ki sürdürülememiştir. Sağlık hizmetinin özel sektörden satın alınmasının kolaylaştırılarak başlatılan uygulama ile bir anda kent merkezleri özel poliklinik ve hastanelerle dolmuştur. Ticari amaçla ve büyük umutlarla kurulan bu sektöre özellikle hekimler büyük yatırımlar yapmıştır. Bu sektör, tüm sosyal güvenlik kuruluşlarına ait hastaların da tedavisini üstlenerek, başlangıçta önemli bir potansiyel yakalamıştır. Bu kuruluşlara yönelişin artması ile sağlık giderlerinin bir anda patlamasının da etkisi ile Maliye Bakanlığı sağlık harcamaları ile ilgili olarak büyük kısıtlamalar getirmiştir. Yapılan son kısıtlamalarla özel sağlık kuruluşlarının geleceği sıkıntıya girecektir. Sağlık hizmetlerinin özel sektörden satın alınması uygulamasının başlaması ve bu sektörün cazip hale geldiği günlerde, devlet kuruluşlarında ki çok sayıda hekim istifa ederek veya emekli olarak bu özel kuruluşlara geçmiştir. Bu kısıtlamalar en çok bu insanları zora sokacaktır. Bu noktadan geriye dönüşte çok zor olacaktır.
Öte yandan ilaç alımları ve geri ödemelerine getirilen akıl ve mantık dışı kısıtlamalar, yaşlı ve emekliler başta olmak üzere, sağlık güvencesi şemsiyesi altında ki çok sayıda insanı ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya bırakmıştır. Kullanımları devamlılığı zorunlu kılan, başta kolesterol ilaçları olmak üzere bazı ilaçlara getirilen tahlil sonuç uygulaması ile, bu ilaçlarla sağlığını güvenceye alan hastalara adeta ,“ ilacı kes ki, kolesterolün yeniden yükselsin ve tahlil sonuçların kötü çıksın ve ilacı almaya hak kazanabil “ denmektedir. Buna benzer akıl ve mantık dışı bir çok kısıntı ile zaten zar, zor geçinen maaşlı ve dar gelirli insan önemli bir sağlık harcaması ile karşı karşıya bırakılmış, daha açıkçası sağlığını koruyamama riskine itilmiştir. Ne yazık ki bu kısıntılar, ülkemiz çıkarlarından daha çok, ekonomik olarak dışa bağımlı hale gelen Ülkemize İMF in dayatmaları ile gündeme gelmiştir.
Bu sektörün içersinde olan birisi olarak, ilaç harcamaları ve tedavi giderlerinde ki aşırı savurganlık ile artık herkes tarafından bilinen hastane ihalelerinde ki soygun düzeni konusunda, bazı önlemlerin alınmasının gerektiğine inanan birisiyim. Ne var ki, kaş yaparken göz çıkarma becerisini, bu konuda da gösteriyoruz. Benim asıl sorumlu tuttuğum kesim, Sağlık Bakanlığı bürokratlarıdır. Çoğu, yıllardır bu bakanlık kademesinde çalışan bürokratların bu güne kadar gösterdiği beceriksizliği anlayamıyorum. Yoksa , bir Avrupa ülkesinin tamamında bulunan MR cihazının sadece bir büyük kentimizde bulunuyor olması ve her geçen gün bu merkezlerin yenilerinin açılabilme cesaretinin yaşandığı bir ülkede, önlem alınmasını yadırgamak mümkün değildir.
İlaç ödemelerinde her gün değişen kurallar ve her sağlık kuruluşunun uygulamaları farklı algılaması ile çok büyük sıkıntı içersinde olan bir başka kesim de eczanelerdir. Haklı, haksız yapılan kesintiler, bu karmaşa içersinde kasıta dayalı olmayarak yapılabilecek hatalı işlemlerin dahi bazı kurumlar tarafından sözleşme iptallerine kadar götürülmesi sonucu , eczaneler ilaç vermeye korkar hale gelmiştir. Eczacılık hizmeti artık eczacı ve bir kalfa ile götürülebilecek bir iş olmaktan da çıkmıştır. En az iki bilgisayar sistemi ve bunları kullanabilecek yetenekte yardımcı personel zorunlu hale gelmiştir. Bunun anlamı bu işin maliyetinin de çok artması demektir. Kısıtlı olanaklarla çalışan eczacılar, geri ödemelerin de henüz tam düzenli hale gelmemesi sıkıntı çekmektedirler.
Sonuç olarak denetime evet, hesapsız-kitapsız uygulamalara hayır.
Tabii, bir başka yazı konusu olabilecek endişem doğru çıkmazsa. Korkum, eczacılık sektörü açısından büyük tehlike, dış kaynaklı zincir eczanelerdir. Eğer asıl amaç, bu uygulama zorlukları ile canından bezdirilecek eczacıların getirilmeye çalışılan yeni sistemi kabule zorlanması ise, bu Türk eczacılığının sonu olacaktır. Son beş yılda, yerli ilaç sanayinin tamamen bitirildiği ve tüm yerli ilaç firmalarının dünya ilaç tekellerinin ithalatçısı haline getirildiği göz önüne alınırsa, bu endişe çok da yersiz karşılanmamalıdır.
Tüm halkımıza, böylesine zor şartlara karşı sağlıklı günler diliyorum.
23-Temmuz-2006
SADİ SUBAŞI