Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Aydın Kim

AYDIN KİM ?

Ülkemizde son yıllarda eğitim, kültür, sanat, spor ve ahlaki konularda hızla yaygınlaşan erozyon, toplum yapımızı öylesine olumsuz etkilemeye başladı ki, artık toplumlar için çok büyük önem taşıyan bazı kavramlarda anlamını yitirmeye başladı. Bunlardan birisi de “ aydın “ kavramıdır. Nedir aydın? Aydın kimdir ? Ortalık da kendini aydın olarak tanımlayan o kadar çok kişi ahkam kesiyor ki, sanırsınız bu ülkenin ne çok aydını varmış da bizim haberimiz yokmuş. İşte bu nedenle, bugün sizlerle aydın kimdir ? sorusuna cevap arayacağım.
Bu gün büyük ansiklopedi Meydan Larousse karıştırdım. Aydın tarifini, “ kültürlü olan, görgülü ileri görüşlü, ışık saçan, etrafını aydınlatan, merakından veya mesleği gereği çeşitli bilgilerle donanmış ve bu bilgilerini geniş kesimlere ulaştıran kişi” olarak tanımlıyor. Yani bilgili olmak yetmiyor bunu etrafına yaymak da önemlidir. Ama, çok daha önemlisi, bu bilgilerin yaşadığı toplumun çıkarlarına hizmet ediyor olması gerekir diye düşünüyorum.
Bu ansiklopedik bilgiler doğrultusunda Ülkemizde ki aydınlara ve yaptıklarına bir göz atalım. Ne yazık ki, günümüz Türkiye’sinde, aydın tanımlamasına uygun birikimlerini toplumun çıkarları için kullananlardan çok, siyasi gösteri malzemesi yapanlar alkış alıyor. Bilgi, deneyim ve birikimlerini yaşadıkları ülkenin çıkarlarına ters düşecek şekilde kullananlara ben bu Ülkenin aydını olarak bakamıyorum. Sık, sık yaygın basında yayınlanan aydınlar bildirilerini hatırlayınız. Basın, bu bildirilerin altında imzaları olanları aydın olarak tanıtır. Bu imza sahiplerini incelediğinizde çoğunun tiyatro, sinema oyuncusu, yapımcısı, editör, romancı, gazeteci veya TV sunucusu ile bazı çok bilinen sivil toplum kuruluşlarının lider ve üyeleridir. Bunlar birikimli olmalarından çok entelektüel yanları ağır basan insanlardır. Altına imza koydukları bildiriler genellikle siyasi içeriklidir. Ya, güney doğu sorunu ile ilgilidir veya Kıbrıs konusunun gündem de olduğu tarihlerde Kıbrıs ile ilgilidir. Hemen hiç birisi de ulusal çıkarlarımıza destek anlamın da değildir. Siz bunların, toplumu yakından ilgilendiren eğitim, sağlık, yoksulluk veya toplumu çağdaş yaşamdan uzaklaştırmaya çalışan akımlara karşı hazırlanmış bir bildirisini hatırlıyor musunuz? Bu imza sahibi entelektüellerin imza attıkları bildiriler, Kıbrıs konusunda olduğu gibi AB güdümünde ve onların çıkarı doğrultusunda olabildiği gibi, Güneydoğu Bölgemiz de oluşturulmaya çalışılan Kürt Devletinin zeminini hazırlayacak yapılanmaya destek anlamında da olabilmektedir.
Burada bir kesim aydının hakkını teslim etmek gerekir. Sırf entelektüellik adına bu işe özenen aymazları saymazsak, özellikle Güneydoğu sorununda bilinçli hareket edenler gerçekten aydındır. Bunlar birer kürt aydınıdır. Davaları uğruna bilgi, birikim ve kazandıkları seçkin konumu kendi toplumlarının çıkarları için kullanmaktadırlar. Bunların tek eksiği bunu açık, açık yapmak yerine başka postlara bürünerek takıya yapmalarıdır. Oysa, gerçek aydın olmanın birinci kuralı, bilgi ve birikimlerini hiçbir şeyden çekinmeden açıkça ve cesurca anlatmaktan geçmektedir.
Ülkemiz için en büyük şansızlık ve tehlike, bu toplumun kendilerine sağladığı olanaklarla gerekli bilgi ve deneyim donanımını kazanmış çok sayıda yazar, çizer ve gazeteci takımının, kişisel çıkarları uğruna dış güçlerin talimatları ile bu Ülkenin insanına ihanet etmeleridir. Bunların aydın diye topluma tanıtılması kabul edilemez. Üzülerek görüyoruz ki, çok sayıda birikimli insan dahi bu yazarların etkisi ile zamanla onlar gibi düşünmeye ve etrafını da yönlendirmeye başlıyor. Bence asıl sorun da burada. Bu şartlanmış aydınlar! bir yer de görevlerini yapıyorlar. Ama içimizde yaşayıp gerçeklere gözünü yumacak kadar etki altında kalan, gözlerinin önünde gelişen olaylara ve yanlışlara sessiz kalabilenleri nasıl aydın olarak tanımlayacağız? Çünkü amaçları ve çıkarları için her şeyi yapabilecek kadar gözü dönen günümüz siyasilerinin de en çok sevdikleri ve yararlandıkları bu aydınlar! değil mi?
Bu yazdıklarımın en güzel örneğine son günlerde tanık olduk. Ünlü oyuncu ve yapımcı Yılmaz Erdoğan, sanatçılığının ona verdiği duygusallık gücünü de kullanarak geçtiğimiz günlerde bir açık mektup yayınladı. Bu, Güneydoğu da son günlerde onlarca asker ve sivil insanımızın acımasızca şehit edildiği ortamın yarattığı tansiyonu da iyi değerlendirerek yapılan bir barış çağrısıydı. İlk bakışta kulağa çok hoş gelen, destek de bulan bu çağrı, ne yazık ki inandırıcı olmaktan uzaktı. Belli bir amaca hizmet etmek için kaleme alındığı, olayları iyi takip edenler açısından çok da şaşırtıcı değildi.
Nitekim dün internetten çok kişiye ulaştığını sandığım Yılmaz Erdoğan’a yazılmış açık mektup geldi. Bu mektup da, altı çizilen hususlar yukarıda yazdıklarımı doğrulamaktadır. Bu elektronik postadan birkaç cümle alıntı yaparak yorumu sizlere bırakıyorum.

Hiçbir zaman benim senin gibi romantik bir dilim olmadı. O denli lafları arka arkaya dizerek şiir yazmasını ise hiç bilmem. Ama bu benim hassas olmadığım veya duygusuz olduğum demek değildir. Seni anladım, hem de çok iyi anladım. Aman! Sakın! Mütareke basını gibi anladığımı sanma.
Eğer seni görebilseydim bir gün, bir şehidin cenaze töreninde, elinde al bayrakla en önde yürürken, “bu vatan bölünmez” diye bağırırken, yazdığın mektubun içinde ki maddi hataları görmezden gelerek derdim ki, “ en nihayetinde sanatçı kafasıdır, karışmıştır biraz”
Ama; gönderdiğin kanamalı güvercindi silahı eline alıp ilk dağa çıkan. Terörü başlatan ve devam ettiren de o oldu. Hatta terörden ekmek de yedi. Senin savaş dediğinin adı terördür. Savaş devletler arsında olur. Topraklarımız da ayrı bir devlet kuruldu da bizim mi haberimiz olmadı?
“Dağa çıkmak yazgı” dediğin an mektubunda, sende onlardan olmadın mı? Ya da yazgının tarifini mi bilmezsin? Aynı cümle içersine “ kışla da olmak yazgısını” da katarak yaptığın oyunu görmedik mi? Kanlı terör örgütünün eşkiyaları ile bu Ülkenin şerefli askerlerini aynı kefeye koymak seni “ aydın-sanatçı “ yapıyorsa ve mütareke entellektüellerinden de destek alıyorsan eğer, senin de, entellerinin de boynundadır bu işin vebali.. Masumiyetten bahseden güya masum! mektuplar yazarak bu vebale bizi de ortak etmeye kalkma..

Görüldüğü gibi gerçek aydın olmak kolay değil. Vatansever olmadan aydınlık taslamaya kalkmakla, Mustafa Kemal Atatürk’ün yarattığı laik ve çağdaş ve barış yanlısı Türkiye’nin aydını olunamaz.. Tabii, sömürgeleşmeyi globalleşme olarak yutturan anlayış, aydın olabilmeyi de enternasyonal bir kılıfa sokmayı ihmal etmeyecektir. İyi haftalar dileğiyle..
13-Ağustos-2006
SADİ SUBAŞI