Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

30 Ağustos ve Hatırlattıkları…

30 AĞUSTOS VE HATIRLANMASI GEREKENLER..

30 Ağustos, bir ulusun esaret altına alınmasına direnişinin zaferle sonuçlanan tarihi Başkumandanlık Meydan Savaşının kazanıldığının kesinleştiği tarihtir. Tarihi zaferlerle dolu bir Ulusun dünya tarihine geçirttiği en son askeri başarısıdır. 30 Ağustos, Askeri alanda kazanılan bir zaferin, diplomatik alanda kazanılacak LOZAN ANTLAŞMASI ile noktalandığı bir sürecin başladığı gündür. Bu savaşı iyi değerlendirmek için Türklerin Anadolu’ya girişinden başlayarak yaşananların hatırlanması lazımdır.
Alpaslan’nın 1071 yılında Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’ya hakim olan Selçuk Türklerine karşı batının başlattığı, Türkleri Anadolu’dan çıkartma amaçlı Haçlı Seferleri,1095 yılında başlayarak 1270 yılına kadar devam edecektir. Haçlı Seferlerinin nedenini sadece dinsel nedenlere bağlamamak gerekir. Asıl neden, Batının uzun vadeli sömürgeci çıkarlarının önünün kesileceği endişesidir. Çünkü hızla Anadolu’ya yerleşerek, çok sayıda Türk beylikleri kuran Türklerin, Ortadoğu’nun zengin ekonomik kaynaklarına ve Hint yoluna hakim olmaya başlaması Batı’yı korkutmuştur.
1270 yılına kadar Haçlı Seferlerine beylikler halinde karşı koyan Anadolu Türkleri, Anadolu’yu ve Ortadoğu’yu talan eden Batı’ya karşı birleşme gereğini duyarak, 1299 da kurulan Osmanlı Devleti’nin idaresi ve bayrağı altında birleşmişlerdir. Daha sonra Ortadoğu’da ki toplumları da içine alarak büyük bir güç haline gelen Osmanlı Devleti 1683 kadar bu bölgede inisiyatifi elde tutma başarısını göstermiştir. Bu dönemde Avrupa’nın doğu kapılarından, Hint okyanusu, Asya ve Afrika kıtaları arasında ki geçiş noktalarını elde tutmuştur. 400 yıl kadar süren bu hakimiyet, çıkarları büyük ölçüde etkilenen başta Avusturya ve Rusya ve diğer güçlü Avrupa devletlerinin her türlü yolu deneyerek yürüttüğü mücadele sonucu yavaş, yavaş zayıflamıştır. Bunun sonucu olarak Akdeniz, Karadeniz ve Hint yolları üzerinde ki etkinlik kaybedilmiştir.
İç ve dış güçlerin ortaklaşa yürüttüğü çabalar sonucu çöküş sürecine giren Osmanlı’yı yok etme girişimleri, kaybedilen 1. Dünya Savaşı sonrası doruğa çıkmıştır. İmparatorluğun çökmesi ile sonuçlanan bu savaşın sonunda, imzalanan MONDROS MÜTAREKESİ, VE SEVR Antlaşması ile İmparatorluğun toprakları Avrupa Devletleri arasında paylaşılmıştır. Çanakkale’de, Mısır ve Irak cephelerinde kesin sonuçlu yenilgiler alınmamasına rağmen bütün ordularımız dağıtıldı.
Artık asırlardır süren Türkleri Anadolu’da çıkartma çabalarının sonuna gelinmiştir. Anadolu parça, parça bölüşülmüş ve Türkleri Anadolu’nun ortasında dar bir alana sıkıştırarak, kendi topraklarında esir ederek kontrol altında tutma formülü başarıya ulaşmıştı. Ancak hesap edemedikleri iki şey vardı. Birincisi Türklerin çağlar boyu hür yaşamış hür yaşayacağı ve esareti hiçbir koşulda kabullenemeyeceği gerçeğiydi. İkincisi ise, daha sonra yenilgilerine gerekçe olarak gösterecekleri ve “asrın dahisi karşımıza çıktı” diyecekleri büyük Asker ve Diplomat MUSTAFA KEMAL’Dİ.
Türkler için iki yol kalmıştı. Ya, esreti kabul edecek veya kendisine kurulan bu zinciri kıracaktı. Anadolu perişan ve yokluk içersinde çırpınıyordu. Ordu dağıtılmış, kendiliğinden oluşan çeteler yer, yer bölgesel savunmalar yapıyordu. İşte böyle bir ortamda bu oldu bittiye isyan bayrağını açan MUSTAFA KEMAL, 19 Mayıs 1919 sabahı davasına inanmış 18 silah arkadaşı ile Samsun’a çıkarak milli mücadelenin ilk ateşini yakıyordu. Batının abluka çabası doğuda Ermeni çetelerinden, güneyde Arap’lardan destek görüyordu. İçerde de şeriat yanlısı ayaklanmalar ve direniş sürüyordu. Büyük Önder işte böylesine bir ortamda, ayağında çarığı, üzerinde giyecek giysisi olmayan Anadolu insanına umut aşıladı. Hiç kimsenin ummadığı bir şekilde başlayan milli mücadele, 22 Ağustos da başlayıp 30 Ağustos da ki büyük taarruzla zaferle sonuçlanıyordu. Hızla Anadolu’yu düşmandan temizleyen ordu birlikleri, 09 Eylül de İzmir’i de kurtararak , Başkomutan Mustafa kemal’in “ ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri “ emri ile son düşman askerini de Anadolu’dan atıyordu.
30 Ağustos Zaferi Türklerin esaret çemberini kıran zafer yanında, esaret altındaki milletlerin uyanmasına ve bağımsızlıklarını kazanmasına da yol açmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği “yurtta sulh, cihanda sulh “ politikası ile kurulan laik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti bugün bu zaferin 84. yıl dönümünü kutluyor. Bu bağımsızlığın nasıl kazanıldığını, üzülerek söylemek gerekirse yeni nesil yeterince kavrayamadı veya yeterince öğretilemedi. Dün bizi savaş alanlarında yenemeyen ve bu toprakların zenginliklerinde gözü olan Avrupa’nın aklı hala Sevr de. Atatürk’ten sonra sürdürülemeyen devrimler ve milli ekonomiye sahip çıkma ilkeleri, bilinçli bir şekilde yozlaştırıldı. Geldiğimiz bugün kü durumumuz, böylesine büyük çabalar ve şehitler uğruna kazanılan zaferlere gölge düşürmeye başlamıştır.
Dış borca mahkum olarak ekonomik bağımsızlığını kaybeden Ülkemize, her türlü dış dayatmalar yeniden başlamıştır. Süper tek güç haline gelen Amerika’nın doymak bilmeyen Ortadoğu iştahı en başta Türkiye’yi tehdit etmeye başlamıştır. En çok birlikteliğe ihtiyacımız olan bir dönemde, biz hala içimizde rejimi karuyabilme kavgalarını sürdürüyoruz.
İşte hatırlatmaya çalıştığım bu geçmişimizi göz önüne alınca, 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI’nın çok görkemli kutlanması gerektiğine inanıyorum. Bu konuda Valilik, Garnizon Komutanlığı ile Büyük Şehir Belediye Başkanlığının büyük bir kutlama töreni hazırlamış olmasından dolayı büyük bir sevinç duyuyorum. Tüm Samsunluların özellikle zafer yürüyüşüne katılmaya davet ediyorum. Zafer haftanızın güzel geçmesi dileğiyle.. 26-Ağustos-2006
SADİ SUBAŞI