Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Samsun Nostaljisine Bir Darbe Daha…

mail: sadisubasi@denizeczaneoptik. com SUNUŞ

SAMSUN NOSTALJİSİNE BİR DARBE DAHA..
Bir kenti o kent yapan ve kentlerin geçmişini gelecek kuşaklara taşıyan bazı önemli yapıtlar vardır. Bunlar o kentin tarihidir. Bunlar, o kentte yaşayanların geçmişini yaşatan önemli eserlerdir. Bu, o kentin mimarisini yansıtan eski bir binası, bir tarihi eseri, bir caddesi, bir sokağı, hatta asırlık bir ulu çınarı da olabilir. Bunlar, o kentin geleceğe açılan pencereleridir. Bu yapıtlarını, gelecek kuşaklara taşıyabilen kentler farklılıklarını hemen hissettirirler. Ne yazık ki, biz ülke olarak bırakın kentler bazında, milli benliğimizi gelecek kuşaklara taşıyacak ulusal değerlerimizi dahi koruyamıyoruz.
Yurt dışına çıkınca bu farkı çok daha belirgin olarak görebiliyoruz. Bir Roma, Floransa, Venedik, Paris, Kopenhag, Madrid, Barselona bunlardan bazıları. Bu kentlerde yıkılmaya yüz tutmuş yapıtlar, araç trafiğine zor izin veren sokaklar, tarihi eserler, binalar nasıl ayakta tutulmuş insanı şaşırtıyor. Ama hepsinin bir ortak yanı var o da, bu kentleri yönetenler kentlerini ranta kurban etmemişler. Üzülerek söylemek gerekirse artık millet olarak genlerimize işleyen bir özellik öne çıkıyor. Bu özelliğimiz, çıkarını gözetmek uğruna sorumlu konumdakilerin dahi gözünü döndürmüştür.
Geçmişi yok etme yanlışının tüm kentlerimizde olduğu bir gerçektir. Ancak, Samsun geçirdiği istila ve yangınlar nedeniyle, zaten çok önemli yapıtları günümüze taşıyamamıştır. Kalan az sayıdaki Samsun mimarisinin örneği evlerinin ( kuleli ev, çiftlik caddesinde ki onlarca tipik Samsun evi ve 100. yıl Bulvarının üst kısmında ki ahşap mimarinin en güzel örnekleri ) yok edilmesine izin verilmiş veya ayakta kalma savaşı verenleri de ( bu tür az sayıda kalan bazı evler veya taş han, bedesten gibilerini de) ya, yıkılmaya veya hoyratça kullanıma terk etmiş bulunuyoruz.
Bayramdan önce telefon açan bir arkadaşımın feryadı benim bu yazıyı yazmama zemin hazırladı. Samsun da çok tanınan bu dostum telefonda, “bu kentte hiç mi sivil toplum kuruluşu yok?” diye başlayan bir feryatla, Samsun adına büyük bir yanlışı duyuruyordu. Anlattığı şey inanılacak gibi değildi. Samsun’un en eski caddelerinden birisinin, bir yerinden trafiğe kapatılarak üzerine inşaat yapıldığını söylüyordu. Şaka yaptığını sandım, ama dostum burnundan soluyordu. Birden gözümün önüne tarihi Mecidiye Caddesinin nasıl ortadan ikiye bölündüğü ve ortasına şehirler arası çevre yollarına özgü bariyerli bir üst geçit kondurulduğunu hatırlayınca, işin şakaya gelir yanının olmadığını anladım. Bayram sonrası bu caddeyi görmeye gittiğimde gözlerime inanamadım. Benim çocukluğumun da ilk 10 yılının geçtiği, çocukluk anılarımı taşıyan bir tarihi cadde yok edilmişti. Atatürk Bulvarının henüz açılmadığı yıllarda, bu cadde Bafra yönünden Samsun’a girişin tek yoluydu. Bu cadde, Belediye meydanına giden tek yoldu. Bu cadde, Samsun’un yapılmış ilk ciddi şehir planının bir parçasıydı. Bu cadde, Samsun da bulunan geçmişin meşhur Meleğin Hanı olarak bilinen hanın bulunduğu caddeydi. Samsunlunun kışlık kömürünü dağıtan Umumi Mağazalar TAŞ nin bulunduğu, Samsun’un ilk ambarı olan KÖSEFOĞLU Ambarının bulunduğu caddeydi. Hatta o tarihlerde bu ambarın sahibi aile, üç oğlunu birden çaparlarla yapılan nakliye sırasında Karadeniz’e kurban vermiş ve tüm Samsun bu büyük acıyla sarsılmıştı. Henüz buz dolaplarının evlerimize girmediği 1950 li yıllarda Kösefoğlu Ambarının köşesinde kalıp, kalıp buz satılırdı. O yıllarda, ramazan yaz aylarına rastlamıştı. O yıllar, akşamları kuyruğa giren insanların, testere ile kesilerek ortasından ip geçirilip, talaş tozuna batırılarak satılan buz kalıpları ile iftarda hararet giderdiği yıllardı. Adı Necipbey olan bu cadde işte böyle bir caddeydi. Samsun’un ilk ticarethanelerinin bulunduğu ticaretin merkeziydi.
Önünde ve arkasında iki büyük bulvarın ( Atatürk ve 100. yıl Bulvarları) açıldığına göre bu yol korunamaz mıydı? İş yerimin bulunduğu yere yapıldığı için “çıkarına dokundu da onun için itiraz ediyor denir” endişesi ile Mecidiye Caddesinin yok edilmesine seyirci kalmanın acısını hep içinde hissettim. Geçmiş yıllarda kent adına yapılan yanlışları her platform da eleştiren bir kişi olarak bu yanlışa seyirci kalamadım ve konuyu köşemde sizlerle paylaşmak istedim.
Yaptığım araştırma da, bu bölgede yapılan imar değişikliğinin rahmetli Muzaffer Önder döneminde meclisten geçtiğini, hatta ondan öncesinin de bulunduğu ilk duyumlarımdı. Bazılarına göre bu işin öncesi Sayın Kemal Vehbi Gül ve kısa bir süre görev yapan rahmetli Selahattin Ereren dönemlerine kadar dayanıyordu. O yörede iş yeri veya tapulu yeri bulunanların hepsi tanıdığım insanlar. İnsanları belki de aileden kalmış yerlerini korumaya ve ona sahip çıkma kavgasına iten bu imar değişikliğini anlamakta sıkıntı çekiyorum. Asıl üzüntüm, önceliği bu kadar eskiye dayanan bir düzenlemenin, bu güne kadar ciddi boyutta gündeme gelmeyişi ve tartışma konusu yapılmayışı. Bir zamanlar yeni vilayet binasının buraya yapılması düşünüldüğünde, buna karşı çıkanlar arasında olan birisi olarak bu işi nasıl atlamışız anlamıyorum. Şimdi herkes topu bir başkasına atıyor. Sen, insanların yerlerini elinden alır ve imar değişikliği ile yerleri harmanlarsan, onlarda doğal olarak malına sahip çıkma kavgası verir ve gücü olan mahkeme kararı ile de olsa milletin yolunu sahiplenir. İşin bu güne kadar sarkmasının nedeni de, zarar görenlerin yargı yoluna baş vurması ve davayı kaybetmeleri sonucu imar değişikliğinin gereklerinin yerine getirilmeye başlamasından ibaret gibi görünüyor. Anlaşıldığı kadar her şey yasal. Bunlara söyleyecek tek sözüm yok. Bu uygulama kimin yararına, kimin zararına olmuş bu da benim hiç umurumda değil. Umurumda olan, bu kentin birileri kızsa bile, gerçekten sahipsiz oluşu.
Çok etkin olduğuna inandığım TMMOB ve ona bağlı Mimarlar, İnşaat Mühendisleri , Şehir Plancıları Odası Samsun Şubelerinin ve kent adına söylemlerde bulunan başta SAM-SEV olmak üzere bir çok STK nın bu olayı gözden kaçırması beni üzüyor. Bu imar değişikliğinde hiçbir şekilde rolü olmadığı anlaşılan Büyük Şehir Belediyesinin bu günkü yönetiminin bu düzenleme karşısında hiçbir şey yapamaması da çok üzücü. Ancak, üzülerek söylüyorum Samsun adına bir çok güzel şeyin gerçekleştirildiği başarılı bir döneme Mecidiye ve Necipbey Caddesinin yok edilmesi olayı acımasız şekilde damgasını vuracak ve bu yanlışlar yıllar geçse dahi, bu dönemin hatırası olarak anılacaktır.
Bilgisine baş vurduğum Önder yönetimin başkan yardımcısı ve bu imar değişikliği projesinde önemli rolü olduğu anlaşılan sevgili dostum Arif Katar’dan aldığım bilgiler arasında, bu yolun bulvarlara çıkışının da projede yer aldığı şeklindeydi. Yine aldığım bir duyuma göre, bu düzenleme de yeşil alan ve otopark yeri olarak ayrılan bir bölümünde alt belediye tarafından yeşil alandan çıkartılarak, gelir sağlamak amacı ile özel hastane için satıldığı veya satılmak üzere olduğu bilgileriydi. Bu satış işlemi dahi, bu düzenlemede ki yanlışlığı apaçık ortaya koyuyor. Siz istediğiniz kadar iyi niyetli olun, bir doğal güzelliği bozarsanız bu yol olur ve bir başkası da gelir işte böyle bir yerlerini tırtıklar. Yakın geçmişimizde, Samsun’ un bir çok güzel ve yeşil alanı, kitabına uydurularak çirkin yapılaşmaya ve ranta böyle kurban edilmedi mi? Yazık, çok yazık..
Bazı şeyler vardır, her hali ile yasalara uygundur. Ancak bir de kamuoyu vicdanı vardır. Bu olay kamu vicdanını sızlatmıştır. Sözlerimi o caddede gözlemlerde bulunurken, bir an da karşıma çıkan emekli bir banka müdürünün, beni şaşırtan tepkisiyle bitirmek istiyorum. Son derece saygılı ve ölçülü bir Samsunlu olarak tanığım bu insan, o anda yaşadığı şaşkınlığı ile bana hesap soruyordu. Tepkisi o kadar büyüktü ki, ona hiçte yakışmayan bir uslupla kenti yönetenlere de ağır sözler sarf ediyordu. Aslında bu sözler bir anlamda işin özetiydi.
Hiç kimse bir öncekini suçlayarak bu sorumluluktan kendisini kurtaramaz. Bu imar değişikliğinde etkin olmayan, susan veya bir şeylerin karşılığında onay veren herkes tarih önünde ve Samsun Halkının vicdanında mahkum olmuştur. İyi haftalar dileğiyle.. 05- KASIM-2006

SADİ SUBAŞI