Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Kan Kaybeden Karaneniz Bölgesi

KAN KAYBEDEN KARADENİZ BÖLGESİ
VE ÜZÜCÜ BİR İSTATİSTİK..

Bir ülkede bir bölge bu kadar ihmal edilebilir mi? diye bir soru sorarsanız, Türkiye’de bunun karşılığı Karadeniz Bölgesi olacaktır. Kendi adıma aklımın erebildiği kadar geriye gidip, son 50 yılın bir değerlendirmesini yapabiliyorum. Başta Samsun olmak üzere, ne yazık ki gözüken tablo hiç de iç açıcı değil. Buna hemen itirazların geldiğini de duyar gibiyim. Çünkü yıllardır bilinen, Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgemizin en fazla göz ardı edilen bölgemiz olduğudur. Gerçekten de hızlı bir kalkınma sürecine girilen yıllarda Devlet bütçesinden ve yatırımlardan en büyük aslan payını başta Ankara, İstanbul olmak üzere Türkiye’nin Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri almıştır. Bu dönemlerde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin bu yatırımlardan en az yararlanan bölgeler olduğu doğrudur. Hatta devlet politikalarını yönlendirenlerin yaptığı en büyük yanlışlardan birsinin de, bu bölgelerin cezalandırılacak kamu görevlilerinin sürgün yerleri olarak görülmesidir. Özellikle Cumhuriyetin öncesinde ve ilk yıllarında bu bölgelerde gelişen gerici ve Kürtçülük yanlısı isyanların da bu göz ardı edişte payı olduğu bir gerçektir. Ancak 1970 li yıllardan başlayarak Devlet politikalarında yatırımlar için yeni bir tercih gelişmiştir. Bu bölgelerde sorunların gittikçe artması ile bunun belli kesimlerce sürekli gündeme taşınması ve her seçim de muhalefet partilerinin oy toplamak amacıyla bu konuyu işlemesi sonucu, hükümetlerin bu bölgelerin sorunlarını çözmek yönün de çok ciddi ve o derece de doğru bir uygulaması başlamıştır. Buna göre hükümetler, yatırım planlarında nerede sorun varsa, kim çok ağlıyorsa oralara öncelik vermiştir. Bu değişimde en büyük avantajı da Doğu ve Güney Doğu Bölgesi ile tutuculuğun yoğun olduğu iller ( Konya gibi ) sağlamıştır. Doğu ve Güney Doğu Bölgesine yapılan yatırımların son yıllarda artmasında, uzun yıllar öncesine dayalı olarak çok uzun vadeli hazırlandığı, bugün çok daha iyi anlaşılan Amerika’nın “Büyük Orta Doğu projesinin”, de etkisinin olduğu bir başka gerçektir.
Olaya bu pencereden bakılınca, Karadeniz bölgesi açısından acı gerçek bütün açıklığı ile ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu bölge ve halkı Devletine hiç sorun olmamıştır. Karadenizli vatanına bağlı, çalışkan ve ekmeğini taştan çıkartan insan yapısındadır. Bu nedenle olacak kendi topraklarında doymayınca, kendini daha verimli ve ekonomik yönden güçlü yerlere atmıştır. Bugün, başta Marmara ve Ege Bölgesi olmak üzere buralarda hangi başarılı iş adamı ve esnafının geçmişini araştırsanız altından çoğunlukla mutlaka bir Karadenizli çıkacaktır. Ancak, bu olgu Zonguldak’tan Rize’ye kadar uzayan Karadeniz Bölgesinin ekonomik yönden hızla gerilemesine neden olmuştur. Son yıllarda ki hükümetlerin, fındık, tütün ve şeker pancarı başta olmak üzere tarım politikalarında ki ülke çıkarları yönünden anlaşılmaz ve kabul edilemez uygulamaları, Karadeniz Bölgesini bitirmiştir. Bunda, bölge milletvekillerinin basiretsizliği ile bölgenin sorunlarını hükümetler ve TBMM düzeyinde yeterince anlatamamaları ve ortak tavır sergileyememelerinin de büyük etkisi olmuştur. Bölge illerinin ortak hareket etmek yerine, birbirleri ile didişmesi ve bölge lideri olmak adına birbirlerinden bir şeyler koparmaya çalışmaları da çöküşü hızlandırmıştır. Son iki dönem de iki başbakan çıkartan Rize’nin dahi bunun karşılığını aldığı söylenemez.
Böylesine ekonomik yönden yetersiz kalan bölge de doğal olarak her türlü olumsuzluklar da yaşanmaya başlamıştır. Ne kadar diğer bölgeler tarafından reddedilen berbat uygulama varsa, bunlar yatırım adı altında bu bölge illerine dayatılmıştır. Bir mobil Santral, bir Nükleer Santral belası gibi. Devletin bu bölge insanına katkısı olacak hiçbir ciddi yatırımı yoktur. Bu konuda hiçbir önemli özel sektör yatırımı da teşvik edilmemiştir. Bu bölgedeki kadar kötü karayolu ağı artık Doğu ve Güney doğu Anadolu Bölgesinde dahi yoktur. Son yıllarda yapımına başlanan tek önemli yatırım olan sahil yolu da, yanlış tercihlerle Karadeniz Bölgesinin doğal güzelliğini katletmiştir.
Bu bölgede anarşik olay yoktur. Bu bölge insanı kanaatkardır. Bu bölgede etnik bir olay da yoktur. Bu bölge insanı ağlamasını bilmez. O halde, “ağlamayana meme vermezler” deyiminin çok geçerli ülkemizde Karadenizli bunun kötü sonuçlarını yaşamaktadır ve bu gidişle yaşamaya da devam edecektir. Ancak bıçak kemiğe dayanmıştır. Karadenizli ne kadar kanaatkar ve ne kadar çalışkansa, bir o kadar da Karadeniz gibi hırçındır. Fındık isyanı ile başlayan uyanış, inanıyorum ki birilerinin dikkatini bu bölgeye çekecektir.
Ekonomik güç kaybeden Karadeniz Bölgesinde sosyal içerikli sorunlarda artmaktadır. Yapılan istatistiki çalışmalarda iç açıcı olmayan tablolarla karşılaşılmaktadır. Hafta içinde konunun uzmanı birisinden dinlediğim bir tespit tüylerimi diken, diken etti. Bu konuya değinmeden önce bazı şeylerin altını çizmek istiyorum.
Ülkemizde son yıllarda sıkça konuşulmaya başlayan çarpık cinsel ilişkiler ve tecavüz olayları artık daha kötü boyutlara ulaşmaya başlamıştır. Özellikle, neredeyse bebekleri dahi içine alacak çocuk pornografisi bir fantezi olmanın ötesine geçmiştir. Eşlerimizi ve çocuklarımızı gözümüz kapalı teslim ettiğimiz doktorların isimlerinin de bu pis işere bulaşması son derece ürkütücüdür. Çağımızın büyük yeniliği internetin de kötüye kullanması ile işin boyutları Uluslar arası düzeye ulaşmıştır. Bu iğrençliklere iki hafta önceki köşe yazımda da değinmiştim. Gelinen noktada yeniden bazı şeylerin altını çizmek ve cesaretle tartışmak gerektiğine inanıyorum. Olayları yok kabul ederek, hızla gelişen bir dünyada dar kalıplara sıkışarak ve kültürel yapımızı bahane ederek bir yere varamayız. Toplumuz ahlaki yönden çökmektedir. Artan cinsel suçların temelinde de bu kısıtlamalar ve yukarıda söylediğim tutucu tutumun büyük etkisi vardır.
Karadeniz Bölgesi açısından beni çok üzen ve yukarıda sözünü ettiğim konu da, bu ahlaki çöküşün boyutlarının nerelere ulaştığını göstermesi bakımından önemelidir. Olay şu; tüm Türkiye de artış gösteren aile içi cinsel suçların yapılan incelemesi ve bu konuda ki istatistiksi çalışmalarda bu iğrenç ilişkinin, en yaygın olduğu bölgenin Karadeniz Bölgesi olduğu gerçeğidir. Çok uzun yıllar adli tıp kurumunda görev yapan bir uzmanın araştırmasının sonucu olarak dinlediğim bu tespit ve bunları anlatan bir başka uzmanın değerlendirmesi bu konunun çok ciddi olarak irdelenmesi gerçeğini ortaya koymaktadır. Konunun hassasiyeti nedeniyle açıklanamadığı söylenen bu incelemenin ortaya koyduğu en önemli nedenin, yörede ki yerleşim birimlerinin çok dağınık ve toplu yaşamın dışında oluşudur.
Buluğa eren gençlerin kaçınılmaz ilk doğal ihtiyacı sekstir. Bunun cinsel ilişki dışında değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen uzman, iki karşı cinsin bir arada yaşamasının ve birbiri ile görüşmesinin dahi yanlış dürtülerin önüne geçtiğini söylemektedir. Bölgemiz adına bunları dinlerken bazı gerçekler de gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Bölgemiz de Çorum hariç hiçbir ilde, yasalarla belirlenmiş ve sağlık kontrolleri düzenli yapılan genelev bulunmayışını, Demirperde Ülkelerinde ki rejim değişikliği sonrası, bu ülkelerden gelen fahişelerin özellikle Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesinde çok konuşuluyor olmasını hatırlayınca tutucu ve kısıtlayıcı uygulamaların sonuçlarının yarattığı olayların nerelere uzandığını çok daha iyi görebildim. Şöyle gerilere giderek düşündüğümde, toplum adına ahlak bekçisi kesilen yerel yöneticilerin, daha çağdaşını yapacağım deyip bölgede ki tek genelev olan Samsun genelevini nasıl kapattıklarını ve daha sonra yapılanı da “ ben kendime genelev açan yönetici dedirtmem” mantığı ile sosyal yaşama böylesine önemli katkısı olacak bir yapıyı nasıl yok ettiklerini hatırladım.
Sokak aralarına, apartman katlarına taşınan yasa dışı fahişeliğin ve çağın hastalığı AİDS’e zemin yaratan olayların, ve bu olanakları da bulamayan çevrelerde artık aile içi cinsel istismar boyutlarına uzanan iğrençliğin asıl sorumluları, bu kafadaki dar görüşlü bağnaz yöneticiler değil midir? Son yıllarda özellikle gençler arasında artan ahlak dışı olayları ve extasy isimli ilacın kullanımında ki artışın araştırılmasında bu gerçeklerinde değerlendirilmesin de yarar olduğuna inanıyorum.
Çağımızda toplumları yönetmeye soyunanların daha çağdaş ve cesur bir anlayışa sahip olması gerektiği konusuna inanan birisi olarak, bunları sizlerle paylaşmak istedim. Sağlık dolu günler sizlerle olsun.
17-ARALIK-2006 SADİ SUBAŞI