CHP İÇİN ARANAN KAN BULUNDU.
Yazılarımı takip edenlerin çok iyi hatırlayacağı gibi, sık sık vurguladığım bir konu da, Samsun’un siyasi alanda iyi temsil edilemediğidir. Son otuz yılı irdelediğimiz de TBMM’ne donanımlı, Samsun gerçeklerini iyi bilen ve Samsun çıkarları söz konusu olduğunda istifayı göze alabilecek milletvekili gönderemediğimiz gerçeği ile karşı karşıya kalırız. Sanıyorum bu nedenden dolayı yıllardır bakanlık koltuğuna hasretiz.
Bugüne kadar siyasetin üst kadrolarında yer alan bir siyasetçiye de sahip olamadık. Samsun’dan milletvekili seçilen SHP Genel Başkan’ı Sayın Murat Karayalçın ile kısa bir sürede olsa, Sayın Tansu Çiller’in kurduğu koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcılığı gibi üst düzeyde bir şans yakalanmıştır. Ancak, üzülerek söylemek gerekirse yeri gelince Samsunlu, yeri gelince Çamlı Hemşinli ( RİZE) olan Sayın Murat Karayalçın’ın Başbakan Yardımcılığı döneminde de Samsun adına bir kazanım sağlanamadı.
Bu nedenlerle, 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrası Sayın Mehmet Ağar’ın DP Genel Başkanlığından ayrılması ile boşalan DP Genel Başkanlığına talip olduğunu açıklayan DYP Samsun eski İl Başkanı Sayın Erdem Demirdağ’ı ilk kutlayanlardan birisi de bendim. 22 Temmuz 2007 seçimlerinin umduğunu bulamayan bir başka partisi de CHP olmuştur. Yıllardır başarısız sonuçlar almasına ve Türkiye’yi alternatifsiz hale getirmesine rağmen görevinden ayrılarak yani kadroların önünü açmayan Sayın Deniz Baykal’a karşı ciddi bir tepki başlamıştır. Sayın Baykal ve ona bağlı politbüro gibi çalışan üç beş arkadaşı dışında hemen hemen tüm partililerin de desteğini kaybetmiş bulunan Sayın Baykal’ın koltuğuna Şişli Belediye Başkanı Sayın Mustafa Sarıgül’den sonra Samsun Milletvekili Sayın Prof. Dr. Haluk Koç’ta talip olmuştur.
Üç hafta önceki köşe yazımda bu konuya değinerek, seçim sonuçlarının yarattığı moral bozukluğu ile sessiz kalan Sayın Koç’a bir çağrı yapmıştım. Çağrımda, partinin kendisine ihtiyacı olduğunu, artık adının genel başkanlık için geçtiğini, o nedenle de bu sorumluluktan kaçamayacağını, çağrılara kulak vererek guruplarla görüşmeye başlaması gerektiğini sizlerle de paylaşmıştım.
O gün geldi. Artık resmen açıklanmamış olsa da, Sayın Koç CHP Genel Başkan adayıdır. Sayın Baykal’ın politikaya soktuğu Sayın Koç, geçen dört buçuk yıllık parlamenterlik döneminde büyük bir başarı göstererek CHP’nin 2. adamı haline gelmiştir. CHP Grup Başkan Vekili sorumluluğun hakkını dört dörtlük vermiştir. En ateşli ve sıkı muhalefeti o yapmıştır. Yalnız iç politikada değil, dış politikalar konusunda da onun sesi sıkça duyulmuştur. Ulusalcı kimliği yanında cesur ve kararlı konuşmaları ile partili partisiz hemen herkesin beğenisini almıştır. Liderlik vasfı sonradan kazanılacak bir şey değildir. Bu vasıfların Sayın Koç’ta bulunduğuna inanıyorum.
Sayın Koç’un tek dezavantajı siyasete tabandan gelmeyişidir. Ancak Sayın Koç çalışkanlığı ve zekâsı ile geçen dört buçuk yılda beklenenden daha büyük mesafe kat etmiştir. Bunu şunun için söylüyorum. Daha ilk günden sayısı az da olsa bazıları, Sayın Koç’u bu açıdan eleştirmekte ve genel başkanlık makamı için henüz erken şeklinde söylemlerle kafaları karıştırmaya çalışmaktadırlar. Bu söyleme kısmen bende katılıyorum. İnanıyorum ki, Sayın Koç da bunu değerlendirecek ve kadrosuna siyasetin tabanından gelmiş deneyimli düzgün siyasetçiler alacak ve onlardan danışman olarak yararlanacaktır.
Sayın Baykal’ın partisi haline gelen CHP tıkanmıştır. Sayın Baykal tüm başarısızlıklarına rağmen koltuğunu bırakmaya niyetli gözükmemektedir. Yaklaşan yerel seçimlerle ilgili hiçbir çalışma da gözükmemektedir. CHP seçmeninin Sayın Baykal ile girilecek bir yerel seçim yenilgisine daha tahammülü kalmamıştır. Sayın Sarıgül’ün adaylığı da belli bir kesimin dışında destek bulmamaktadır. Eğer CHP de bir değişim yaşanacaksa, Sayın Koç en uygun isimdir ve onu yüreklendirmek ve etrafında toplanmak tüm CHP’lilerin görevi olmalıdır. Aksi halde son seçimde olduğu gibi kendi seçmeni dahi oy vermeyecek veya rejim korkusu ile istemeye, istemeye oy verecektir. İsteksiz verilen oylarla da bir yere gidilemeyeceği son seçimde görülmüştür.
Gelinen bu aşamada inatlaşmanın bir faydası yoktur. Siyaset kurdu Baykal’a bir görev düşmektedir. Artık bu değişim zorunluluk haline geldiğine göre, Sayın Baykal’da bu gerçeği kabullenerek kenara çekilmeli ve kendisinin bulup siyasete soktuğu Sayın Koç’u işaret etmelidir. Baykal’a da yakışan budur. Bunları yapmak yerine, parti içi demokrasisini yok sayarak o makamda oturmanın yan yollarına başvurursa, Sayın Baykal’ın gittikçe azalan saygınlığı daha da sarsılacaktır.
Bir konuya daha değinmek istiyorum; Son günlerde CHP parçalanmak isteniyor yaygaraları ile genel başkanlığa soyunanlar baskı altına alınmak istenmektedir. Bu tür yaklaşımlar ya art niyetlidir veya mevcut sistemden yararlananların koltuklarını kaybetme endişesidir. Daha kötü bir ihtimal ise, bu yapısı ile adeta solu bloke etmiş gözüken CHP’nin bu halinden memnun olan iç ve dış bazı güçlerin CHP’nin alternatif haline gelmesinden duydukları endişedir.
Sayın Koç zor olanı yapmış ve mevcut yapıya karşı adaylığını açıklama noktasına gelmiştir. Sayın Koç adaylığını Samsun’da açıklamalıdır. Sayın Koç’a düşen bir görev de, toplumun CHP’e karşı kaybolan güveni kazanmak üzere yeni bir tüzük ve sosyal demokrasinin günümüz koşullarına göre uyarlanmış kurallarını içeren bir program hazırlatarak hem partililere, hem de kamuoyuna açıklamalıdır. Koç ismi tutmuştur. Bizim toplumumuz güçlüden yana yer tutmayı sever. Göreceksiniz, bugün Sayın Baykal’ın yakınında yer alanlar dahi, yukarıdaki çalışmaları yaparak kendine duyulan güveni biraz daha artıracak Sayın Koç’un yanında yerlerini alacaklardır.
Bugün, Sayın Baykal’a bağlılığı kesin olan bilinen il ve ilçe yönetimleri taşıdıkları sorumluluğu mantık çerçevesinde değerlendirerek, bu değişimin önünü açmalıdır. Aksi halde, tüm Türkiye’de yerel seçimleri kaybetmek ve bu yapının korunmasından çıkarı olanların ekmeğine yağ sürmek kaçınılmaz olacaktır.
Hiç kimse CHP ‘nin kuruluş yıldönümü olan 09 Eylül 2007 günü Anıtkabir’de toplanan insanları kendilerine destek olarak algılamamalıdır. O kalabalıklar, Laik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti ile Atatürk İlke ve Devrimlerine sahip çıkmanın bir gösterisiydi. 14 Nisan 2007 de başlayan, Samsun’da sonlanan cumhuriyet mitinglerindeki muhteşem kalabalığı kendilerine destek olarak algılayanların seçimlerde nasıl duvara çarptığını hep birlikte yaşadık. Bu yanlışı bir kez daha yapmak, sosyal demokrat seçmene ihanet olacaktır. Bu değişime destek vermek en başta Samsun örgünün ve Samsunluların görevi olmalıdır.
İyi haftalar…30 Eylül 2007
SADİ SUBAŞI