Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

CHP'deki Sorunlar.

CHP’DE Kİ BÜYÜYEMEME VE UMUT OLAMAMA SORUNU
VE SAMSUN’DA Kİ DURUMU..

Radyo Hayat Yayıncılık AŞ tarafından başlatılan “CHP KARADENİZ BÖLGESİNDE NEREDE?” başlıklı araştırma kapsamında tarafıma da yöneltilen soru ile ilgili kişisel görüş ve değerlendirmem, çoğu partilinin yorumundan farklı olmayacaktır. CHP’nin şu anda içinde bulunduğu durumu ve son genel seçimde de beklenenin çok altında oy almasının nedenlerini irdelemeden, 1950 sonrası Türkiye’sinin siyasi yapısına değinmek istiyorum.
Türkiye’nin çok partili sisteme geçişi ile başlayan siyasi yarışta, DP ile başlayan ve 1960 ihtilali sonrası DP’nin yerini alan AP ve 1980 ihtilali ile de onun yerini alan DYP ve yeni kurulan liberal ANAP ile devam eden merkez sağ politikalar, Türkiye’nin dinsel yapısını çözmüş ve bunu da çok iyi değerlendirmiştir. Bu partilerin Laik ve Çağdaş Demokrasiler de yeri olmayan bir şekilde dini siyasete alet etmesi ve bunun oya çevrilmesi çalışmalarına karşılık, CHP Büyük Önder Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetini çağdaş dünyaya sokabilmek amacıyla yaptığı devrimlerini savunuculuk görevini üstlenmiştir.
CHP’nin özellikle laik düzene sahip çıkma çalışmaları karşısında sağ partilerin CHP’ni dinsizlikle suçlaması ve DP’nin iktidara gelir gelmez Türkçe ezanı kaldırarak başlattığı dinsel politikalar, daha sonra tarikatların da işin içine sokulması ile sağ partilere giderek daha geniş halk desteği sağlamıştır. CHP ise devrimlere sahip çıkmanın diyetini ödeyerek Türkiye seçmeninin %10 ile %35 arasında değişen bölümüne sıkışıp kalmıştır.
% 98’i Müslüman olan Türkiye, Atatürk’ün yaptığı devrimlerle ve yerleştirdiği laik düzeni ile dünyanın en çağdaş İslam Ülkesi haline gelmiştir. Ancak bu dönemde merkez sağ partilerin yıllardır acımasızca kullandığı dini yorumlarla oluşturduğu ortam bir anda dini çok daha iyi kullanan dinsel ağırlıklı partilerin eline geçmiştir. Sonuçta merkez sağ yerini bu işi daha iyi yapan dinsel ağırlıklı partilere terk etmiştir. Boynuz kulağı geçmiş ve günümüz Türkiye’sin de artık merkez sağında ötesinde ki dinsel ağırlıklı siyasi anlayış, ezici çoğunlukla ülke yönetimini ele geçirmiştir.
Türkiye’de ki bu siyasi yapılanmayı ana hatları ile belirledikten sonra CHP’nin büyüyememe ve alternatif haline gelememe sorununu irdeleyebiliriz.
Türkiye günümüzde çok önemli ve kritik bir noktaya gelmiştir. Merkez partilerin yok olduğu bu siyasi yapının içinde, ayakta kalabilen ve alternatif olabilecek tek parti, merkez solu temsil eden sosyal demokrat anlayıştaki CHP’dir. Ancak asıl sorun da burada başlamaktadır. Çünkü CHP kendisine umut bağlayan Laik ve Çağdaş, Atatürk’ün yaptığı devrimlere inanmış halk kesimine umut olamamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, bir yanda rejim değişikliği, diğer yanda iç ve dış güçlerin iş birliği yaparak üniter yapımızı değiştirmeye yönelik çabalarından doğan endişeleri yaşadığı bu dönemde, CHP kendini yenileyemeyerek ve iç sorunlarından sıyrılamayarak kendisine umut bağlayanları hayal kırıklığına uğratmaya devam etmektedir. Çünkü dinine bağlı toplumumuzun dini duygularına hitap ederek yürütülen politikalar ibadethanelerle, topluma dinini öğretmek ve din adamı yetiştirmek üzere kurulmuş okulların açık desteği ile büyük bir güce ulaşırken, CHP yeni politikalar üretememiş ve sadece eleştiri yapmakla yetinmiştir. O nedenle bugünkü siyasi yapının oluşmasında ve bugünkü güce erişmesinde CHP’nin de büyük katkısı olmuştur.
Sadece eleştiren CHP, buna karşılık ekonomide, sağlıkta, eğitimde, terör ve dış siyaset konularında somut projeler ortaya koyamamış, daha da önemlisi olanları da halka yeterince anlatamamıştır. Hatta bu projelerden sağlıkla ilgili olan bazıları seçim öncesinde iktidar partisi tarafından uygulamaya konmuş ve iktidar partisinin ezici bir üstünlükle seçimi kazanmasında önemli rol oynamıştır.
Tüm bunların CHP’nin büyüyememesinde önemli rol oynadığı ne kadar doğruysa, bunlar karşısında CHP’nin etkin ve yeni politikalar üretememesi ve halka inememesinin de o oranda rolü olduğu kesindir. Bence CHP’nin yıllardır yaptığı en büyük yanlış, halka inememek ve onlarla bütünleşememektedir.
CHP üniversitelerde yoktur. Genç kuşakları kucaklayamamıştır. Onların sorunları için proje üretememiştir. 1980 ihtilali öncesi sahip olduğu genç tabana bugün sahip değildir.
CHP’ye en yakın olması gereken öğretmen toplumunu kaybetmiştir. Toplumun düşünen en geniş kesimi olan eğitim camiasının beklentilerine uzak kalmıştır.
Geçmiş yıllarda CHP’nin en büyük destekçisi olan işçi kesimi kaybedilmiştir.
Bu örnekler artırılabilir. CHP bu kadar geniş kesimlerle bağını kopartırken, karşısında ki siyasi yapı, muhtarlar aracılığı ile mahallelerde birebir, hatta ev ev halka ulaşıyor ve onların ihtiyaçlarını ( Hükümetin ve belediyelerin parasal olanaklarını etik olmayan bir şekilde de olsa kullanarak) gideriyorsa, oluşturduğu bayan grupları ile varoşlarda ki kimsesiz ve hastalarla yakından ilgileniyor ve onları sevindiriyorsa, ortaya çıkan seçim sonuçları sürpriz olamaz.
Sadece bu örnekler dahi CHP’nin iyi yönetilmediğini göstermeye yeter sanıyorum. Bu konuda, Genel Başkandan başlayarak bu kadar yanlışı göremeyen veya sadece mevcut yapıyı korumak uğruna görmek istemeyen tüm yönetim birimleri sorumludur. En başta da Genel Sekreter ve Genel Başkan Yardımcıları büyük vebal taşımaktadır. CHP genel olarak nasıl halktan kopmuşsa, Genel Merkez Yönetimleri ve diğer alt birimlerde partililerden kopmuştur. Genel Başkanın etrafında yer alan ve ona şartsız destek veren, partililerin talep ve beklentilerini görmezden gelip parti üst yönetimine taşımayan lider kadrosu baş sorumludurlar.
Yukarıda anlattığım konuda ne kadar doğru bir tespitte bulunduğumu, anlatacağım olay çok güzel açıklayacaktır sanıyorum. Olay henüz erken seçim kararının dahi alınmadığı, sanıyorum 2007 Mart ayında yaşanmıştır. O tarihte bir konferans için Samsun’a gelen CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen konferans sonrası Gazi Müzesi’ni gezmek ister. O dönem de İl Başkanı olan Sayın Suat Binici, Atakent belediye Başkanı Sayın Temel Çalıkoğlu, eski İl Kültür Müdürü Sayın Orhan Pirgayipoğlu ve ben, Sayın Onur Öymen’e müzeyi gezdirdikten sonra müze personelinin çay içme teklifi üzerine, kısa bir sohbet yaptık.
İki saat sonra Ankara’ya döneceğini öğrenince Sayın Öymen’e bir tarizde bulundum. Özetle ” Sayın Öymen siz devlet ricali görmüş, ülkemizi yurt dışında başarı ile temsil etmiş bir hariyecisiniz ve şu anda da Genel Başkan Sayın Baykal’a en yakın birkaç kişiden birisiniz. Göreviniz nedeniyle büyük bir vebal taşıyorsunuz. Samsun’a geliyor, konferansınızı veriyor ve hemen dönüyorsunuz. Seçimlere 7–8 ay kaldı. Üzülerek söylüyorum ama seçim ile ilgili ciddi hiçbir hazırlık yok. CHP bırakın köyleri Samsun merkezinde dahi yok. Sivil toplum kuruluşları dahi partinin önünde. Samsun bir teşvik ihaneti yaşıyor, sivil toplum kuruluşları ortalığı ayağa kaldırıyor. Haritalar bastırıp halkı bilgilendiriyor. Raporlarla kampanyalar yapıyor. Ne bunda, ne de diğer olaylarda CHP yok. Seçimlerde bu millete ne söylenecekte oy istenecek? Bir muhalefet partisi için bundan büyük koz olabilir mi? CHP’nin seçim kazanması için tüm sol oyları alması yanında kararsızlarında oylarını alması gerekirken, bu partinin üyesi olanların dahi bir yarısı oy vermeyeceğim diyor. Buraya kadar gelmişsiniz, bu gece kalmalı ve halkla konuşup bu söylediklerimin doğruluk payını görmeniz gerekirdi. Üzülerek söylemek gerekirse birçok CHP’li başka partilere kaymış. Partilinin de yarısı bu genel başkan varken oy vermem diyor. Söylermisiniz bu durumda CHP nasıl seçim kazanır? Partililer bu dileklerini genel başkana ulaştıramıyor. Sizler halka inmiyorsunuz. Bu gerçekleri genel başkana iletmiyorsunuz. İşte o nedenle büyük bir vebal altında olduğunuzu söylüyorum.”
Aradan çok geçmeden erken seçim kararı alındı. Cumhuriyet mitinglerinde meydanları doldurarak Laik ve Çağdaş Cumhuriyete sahip çıkanlar dahi alternatif olarak göremediği için CHP’ye oy vermedi. Sayın Öymen’e söylediklerim 22 Temmuz seçimlerinde aynen doğrulandı. Seçim akşamı seçim sonuçlarını, “oyumuz yükseldi” diye başarı olarak yorumlayabilen bir parti yönetiminin istifayı dahi düşünmemesi, sanıyorum CHP’nin yönetimsel olarak yaşadığı sorumsuzluğu açık bir şekilde göstermektedir.
Evet. Yukarıda anlattığım birebir yaşanmış söyleşi ve seçim sonuçları, artık bu yapı ile CHP’nin değil büyümek, önümüzde ki süreçte daha da eriyeceğinin işaretidir. Bu yönetim anlayışının partinin önünü açacak yeni bir yapılanmaya zemin yaratmayacağı anlaşılmaktadır. Üst yönetimde ki bu anlayış, parti tüzüğünün daha çağdaş ve demokratik bir yapıya dönüştürülmesine engeldir. Bu yapı, ülke koşullarına göre yeni program ve proje hazırlayamayacak kadar içine kapanmıştır. Dışa kapalı, her yeni fikre karşı koyan yapı devam ettiği sürece, partinin büyümesi ve iktidar partisine alternatif olması olanaksız gözükmektedir.
Bu kez de yaklaşan yerel seçimler için iddia ediyorum ki, bu anlayışla yerel seçimlerde elde ki belediyelerde kaybedilmeye mahkûmdur.
Buraya kadar anlatmaya çalıştığım yapısal basiretsizlik devam eder ve Kurultay’da yeni isimlere şans verilmezse, halkımızın oy vermesi için önlerine bir umut sunulmamış olacaktır. Bu da yalnız Samsun ve Karadeniz Bölgesinde değil, tüm Türkiye’de sosyal demokratlar için yeni bir hüsran olacaktır.
CHP’nin yok edilmesi Türkiye’nin hızla rejim değişikliğine sürüklenmesinin önünü açacaktır. Hiç kimse bu ve buna benzer yazı ve yorumları CHP’ye kasıtlı davranış olarak değerlendirme kolaycılığına ve kandırmacılığına sığınmamalıdır. Hiç kimse Sayın Baykal’ın görevi bırakmasını isteyenleri parti düşmanı olarak ilan etmemelidir.
Sayın Baykal’ın dürüstlüğüne, söylemlerine hiçbir partilinin itirazı olamaz. Ancak, partililerin bir yarısının ve kamuoyunun kendisini bir türlü benimseyemediği gerçeğini de göz ardı edemeyiz. Genel Başkanlığa geldiğinden beri hiçbir seçimi kazanamayan Sayın Baykal’ın sosyal demokratlara yeni bir ümit olacak, rejim tehlikesinden korkanları rahatlatacak lider değişiminin önünü açması onu yüceltecektir. Önümüzde ki yerel seçimler son şanstır. Bu şansın iyi değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Ülkenin geleceği için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi dileğiyle. 06 Kasım 2007
SADİ SUBAŞI