KENTLERE İMZASINI ATANLAR VE BİR ÇAĞRI..
Kentleri yarınlara taşırken toplumunun yararına olacak projeleri gerçekleştiren il yöneticileri, görevleri bittikten sonraki yıllarda da gerçekleştirdikleri o proje ile anılırken, görev sürelerini sadece sıradan ve zaten görevleri icabı yapılması gerekenlerle tamamlayan yöneticilerin adları sonraki yıllarda hatırlanmaz dahi. Bu alanda kentlere imzasını atma şansı en yüksek kişi belediye başkanlarıdır. Ancak zaman zaman valilerin ve bazı bürokratların da akıllarda kalacak projelere imza atarak adlarını ölümsüzleştirdiği görülmüştür.
Hatta bu başarı ve isimlerin akıllara kazınması, bazen kentlerinin sınırını da aşarak tüm Türkiye’de onları ölümsüzleştirmiştir. Buna örnek olarak ilk aklıma gelenlerden birisi, 1960 yılların başlarında İstanbul’da belediye başkanlığı yapan Merhum HAŞİM İŞCAN’DIR. Bir dönem Samsun’da da valilik yapan Merhum İŞÇAN’IN benim üniversiteye başladığım yıllara rastlayan “Karaköy, Aksaray, Saraçhanebaşı ve Çarşıkapı dev alt geçit projeleri” ilk etapta İstanbulluların tepkisini çekmiş, ancak sonraki yıllarda trafiği büyük çapta rahatlatarak O’nun adını ölümsüzleştirmiştir.
1980’li yıllarda Belediye başkanlığı yapan Sayın BEDRETTİN DALAN’ DA İstanbullunun kâbusu olan Taksimi Unkapanı’na bağlayan Tarlabaşı Caddesini müthiş bir kamulaştırmayla çift yol haline getirmiş ve kaldırılamaz denen Perşembe Pazarını yaptırdığı Perpa İş Merkezine taşıyarak ölümsüzler listesine girmiştir.
Ankara’ya baktığımızda ise, 1980‘li yıllarda belediye başkanlığı yapan Sayın MURAT KARAYALÇIN’IN da gerçekleştirdiği örnek toplu konut projesiyle akıllara kazındığını görürüz. Bu günkü Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın MELİH GÖKÇEK de yaptığı tüm yanlışlara ve ayyuka çıkan süistimal iddialarına rağmen, gerçekleştirdiği alt üst geçitlerle neredeyse trafik lambası olan tüm kavşakları kaldıran ve duraksamadan geçişi yağlayan projeleri ile yeni yeşil alanlar yaratan uygulamaları ile akıllarda yer alacaktır. Çünkü bizim toplumun iyi şeylerin yapıldığı ortamlarda kötü şeyleri unutma gibi bir özelliği vardır.
BU pencereden Samsun’a baktığımızda da bazı isimlerin öne çıktığını görüyoruz. 1960 öncesine ait Samsun da yapılmış önemli bir proje hatırlamıyorum. Hatta bu dönemde görev yapan belediye başkanlarının ve diğer il yöneticilerinin önemli bir günahı vardır. O da, Türkiye’nin en büyük limanlarından birisinin kentin önüne yapılmasına göz yummuş olmalarıdır.
1960 sonrası 20 yıla yakın bu kentte belediye başkanlığı yapan Sayın KEMAL VEHBİ GÜL Samsun’da önemli projelere imza atan ilk isimdir. Ne var ki, unutkan olan toplumumuz dahi onun yaptığı iyi şeyler yanında yaptığı yanlışları da bir türlü unutamamıştır. Döneminde imara açtığı Samsun’un en önemli yeşil alanı olan Kefeli Sami Çiftliği’ni, zoraki bırakılan bir okul alanı dışında, 50 metrekarelik bir oyun alanı dahi bırakmayarak taş yığınına çevirmiştir. Samsun’un en güzel evlerinin bulunduğu İstiklal Caddesini ( Çiftlik Cad.), hiçbir genişletme yapmadan imara açmış ve rant uğruna bitişik nizam dokuzar katlı binalara izin vererek, bu güzelim caddeyi katletmiştir. Ancak, O’nunda adını akıllara çakan projesi kent trafiği adına sonraki yıllarda değeri daha iyi anlaşılan 100. Yıl Bulvarı’dır. Eğer bu bulvarın imarını da hemşerilik ilişkileri ile müteahhitliğe Samsun’da başlayanlara bırakmasa ve estetikten uzak binalar yerine örnek bir proje uygulanmasını sağlasaydı, sanıyorum bu bulvarın O’na sağlayacağı saygınlık çok daha farklı olurdu.
1980 ihtilali ile kesintiye uğrayan belediye hizmetleri, 1989 seçimi ile belediye başkanı olan Merhum MUZAFFER ÖNDER ile yeniden canlanmıştır. Rahmetli Önder bürokrasiden gelmesinin verdiği deneyim ve birikimlerle Samsun’un en büyük sorunu olan alt yapıya el atmıştır. Özellikle Subaşı Meydanı ve civarını su baskınlarından kurtarmış, Samsun’a 30 yıl içme suyu sorunu yaratmayacak içme suyu projesini gerçekleştirmiştir. Döneminde özellikle harcamalara gösterdiği özenle belki de borçsuz belediye devreden ilk belediye başkanı olmuştur. Bunlar O’nu da ölümsüzler arasına sokmuştur.
Samsun’un son iki dönemine damgasını vuran ise Sayın YUSUF ZİYA YILMAZ olmuştur. O’NUN da adını ölümsüzleştirecek olan Samsunluyu yeniden sahiline kavuşturan “SAHİLİMİ İSTİYORUM” projesidir. Fikir babalığını SAM-SEV’İN yaptığı bu projeyi söylendiği gün, biz dahil hiç kimsenin hayal dahi edemeyeceği boyutlarda genişleterek, sonunda Samsun’un önünü tamamen açan Sayın YUSUF ZİYA YILMAZ Samsun’un görüntüsünü değiştirmiştir. Kent içindeki Kamyon Garajı, Borsa, Sebze Hali, Balık hali, Otogar şehir dışına çıkartılarak yeni yerlerine taşınmıştır. Bunlar Samsun’da kolay, kolay el sürülemeyecek kadar tabulaşmış yerlerdi. Sahilde açılan yeni caddelere ışıklandırılarak konan ATA’MIZIN büyük fotoğrafları Atatürk Kentine çok yakışmıştır. 19 Mayıs Bulvarı ve Muhittin Özkefeli Bulvarlarının sahile bağlanması, denizden başlayarak Gazi Müze’sine bağlanacak prestij yolu akıllara çakılacak projelerdir.
İkinci Bulvarın açılması için başlatılan çalışmalar bittiğinde kördüğüm olan trafikte biraz rahatlayacaktır sanıyorum. Sahilde artık balık tutulabiliyor olması, halkın kolay denize girebileceği plajların yapılması, Bandırma Vapuru Açık Hava Müzesi, tüm eleştirilere rağmen teleferik ve hayvanat bahçesi kentimize katılan güzellikler unutulmayacaktır.
Bunları yazarken bazı dostların “hiç mi yanlış yapılmadı?” diyeceklerini çok iyi tahmin edebiliyorum. Ancak görevi devam ettiği için bugün bunları gündeme taşımak istemiyorum. Tabii ki zaman zaman benim de eleştirdiğim, hatta yazıya döktüğüm önemli yanlışlar yapılmıştır. Gönül isterdi ki, böylesine geniş kapsamlı ve cesur projelere soyunan bir başkan, kentin yeniden düzenlenmesinde ilgili sivil toplum kuruluşları ile de bu projelerini paylaşabilseydi. Sanıyorum yapılan yanlışların çoğunun önü kesilirdi.
Samsun’un unutulmazları arasına girenleri sayarken iki kişinin daha ismini anarak, onlara haksızlık yapmak istemiyorum. Bunların ilki 1960’lı yıllarda Samsun’da valilik yapan RAHMETLİ HAMDİ ÖMEROĞLU’DUR. Sonraki yıllarda yok edildiği için hala tartışma konusu olan Samsun Fuarını kurarak, Samsun’u FUAR KENTİ haline getirdiği için O’NUN da adı ölümsüzler listesine girmiştir.
Bir diğer isim ise şu anda İstanbul Valiliği yapan iki önceki Valimiz Sayın MUAMMER GÜLER’DİR. Eğer, Samsun’dan ayrılırken, “Samsunlular bana masum suçlar işletti” diye yorumladığı yetkilerini kullanarak, hatta aşarak, Liman İşletmesi ve TCDD ile mahkemelik olmayı göze almasaydı, “ SAHİLİMİ İSTİYORUM PROJESİNİN” uygulanması mümkün olmazdı. Kentinin insanın yararına olacağına inandığı uygulama uğruna, geleceğini riske atarak verdiği, destek Sayın MUAMMER GÜLER’İ de Samsunlular için ölümsüz kılmıştır. O’nun bu cesur ve iş bitirici kimliği, O’nu İstanbul gibi bir dünya kentini yönetme noktasına taşımıştır.
Samsun geçmişinde o kadar çok şey kaybetmiş ve o kadar çok gerilemiştir ki, Samsun’un önümüzde ki yıllarında bu kentte görev alacak belediye başkanlarını da seçerken Samsunluların çok özenli olması ve Samsun’u daha iyi yerlere taşıyacak isimleri çıkartması gereklidir.
Yerel seçimlerin yaklaştığı ve adaylarında yavaş, yavaş arzı endam etmeye başladığı bugünlerde, kent adına yapılanlara olumlular penceresinden bakarak düşündüklerimi sizlerle paylaşmak istedim.
BİR ÇAĞRI..
Geçtiğimiz yıllarda, Atatürk’ün kurduğu Laik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ne eğitim, sanat, bilim, spor ve diğer konularda destek vererek simge haline gelen insanların “DEVLET ŞEREF MADALYASI” ile ödüllendirilmesi geleneği başlatılmıştır. Bu anlamda da, önceki yıllarda çok önemli isimlere bu madalya Cumhurbaşkanları tarafından törenle verilmiştir.
Ancak son iki gündür yaşananlar bu madalyanın artık anlamını yitirdiğini göstermektedir. Bu şeref madalyalarından birsinin, Sayın Başbakanın önerisi ile Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye’yi ziyaret etmekte olan Suudi Kralı’na verilmesi kararlaştırılmış. Kralına Devlet Şeref Madalyası verilecek Araplar, hemen her savaşta bizi arkadan vurmuştur. Yemen Çölleri, dedemin de dâhil olduğu arkasından vurulmuş binlerce şehitle doludur.
Laik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı ve Başbakanının Suudi Kralı tarafından kaldığı otele ayağına çağırılmasını ve bunun kabul görmesini bir Türk vatandaşı olarak içime sindiremiyorum.
BİR DEVLETİN ONURU OLAN BU MADALYALARI DAHA ÖNCE HAK EDEREK ALMIŞ GERÇEK AYDINLARIMIZI, ARTIK BİR ANLAMI KALMAYAN BU MADALYALARINI İADE ETMEYE ÇAĞIRIYORUM.
İyi haftalar dileğiyle.. 11 Kasım 2007
SADİ SUBAŞI