Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Türkiye'nin İki Yüzü ve Medyanın Sorumsuzluğu ile RTÜK

TÜRKİYE’NİN İKİ YÜZÜ, MEDYANIN SORUMSUZLUĞU
VE RTÜK DENEN KURUM..
Ülkemiz son derece karmaşık bir dönemden geçiyor. Hemen her gün gelen şehit haberleri en uysal insanımızı dahi isyan ettirecek düzeye çıkmış. Bir yanda TBMM’nin onayladığı tezkereye rağmen yaşanan belirsizlik. Dünyanın öbür ucundan gelip çıkarları uğruna komşumuz Irak’ı işgal ederek kan gölüne çevirmiş, sözüm ona stratejik ortağımızın onay vermemesi nedeni ile kendi iradesini kullanamayan bir Türkiye. Öte yanda sınır ötesi operasyona onay vermek yerine, istihbarat desteği vaatleri ile Türkiye’yi oyalayıp, PKK’nın siyasallaşmasına örtülü destek sağlayan süper güç Amerika’nın yarattığı toplumsal tepkiler. Ve oluşan tepkilerin siyasi iradeyi rahatsız edecek boyutlara dönüşmesi sonucu, bu konu ile ilgili haberlere getirilen sansür.
Çocuğu askerde olan veya askere gidecek ailelerle birlikte tüm Türkiye’nin kalbi Güneydoğu’da atmaktadır. Üst üste gelen şehit haberleri yalnız o ailelerin değil, tüm toplumun yüreğini sızlatmaktadır. Ancak konan sansür nedeniyle orada neler oluyor? İlan edilen kararlığımızın hangi noktasındayız? Bilen yok. Askeri kanatla siyasi otoritenin söylemleri birbirini tutmuyor. Tüm Türkiye nefesini tutmuş endişe ile gelişmeleri izliyor.
Bu Türkiye’nin bir yüzü. Bir de Türkiye’nin ikinci bir yüzü var ki, sanki yukarıda ki olaylar bu ülkede olmuyor ve sanki sonucunun ne olacağı bilinmeyen tehlikeli bir dönemden geçen ülke Türkiye değil. İnanmıyorsanız açın aklınıza gelen ilk TV kanalını ve bakın neler göreceksiniz. Türkiye gerçeklerinden bu kadar uzak, bayağılığın da ötesinde kimin eli kimin cebinde? Kim kimle yatmış? Veya körüklenerek ekranlara taşınan danışıklı kavga programları.
Günün haberlerine bakayım diye elinize bir gazete mi aldınız? Alın size en detaylı anlatımlarıyla tecavüz olayları. Her gün beş yerel, iki de yaygın medyaya ait gazete okuyan birisi olarak, artık bu tür manşet haberlerinden midem bulanmaya başladı. İşte size geçtiğimiz haftanın Çarşamba, Perşembe, Cuma ve cumartesi günlerine ait gazetelerin birinci ve ikinci sayfalarını süsleyen tecavüz haberlerinden örnekler.. “12 yaşında ki kıza tecavüz eden tutuklandı”. “15 yaşında ki kıza 11 kişi tecavüz etti”. Bir başka başlık, “ Moldova-Türkiye seks hattı”, “ Nikâhını kıydığı kadınla aşk yaşayan belediye başkanı”, “Gayri meşru bebeklerini boğup barbekü de yakan iki üniversite öğrencisi tutuklandı”. Tanınmış bir mankenle mahkemelik olan eski bir ticaret odası başkanının, mankenin kaç para edeceğinin tespiti için bilirkişi atanmasını istemesi”, “eşine kalitesiz fahişe diyeni vuran koca” ve “kızdığı sevgilisinin 17 yaşında ki kızına tecavüz etti” haberleri bunlardan sadece bir kaçıdır. Sık sık gündeme gelen yetiştirme yurtlarında yaşanan tecavüz olayları da cabası.
Böylesine yozlaşan ve toplumsal ahlak kurallarının ayaklar alındığı ülkemiz nereye sürükleniyor? Anlamak mümkün değil.
Gerek görsel ve gerekse yazılı medya da yer alan utanç verici haberleri ve programları denetlemek zahmetinde bulunmayan RTÜK denen kurum, iktidarın rahatsız olacağı haberleri veren kanalları kapatabiliyor. Böylesine sıra dışı ahlaksızlıkları en ince detayına kadar vererek, Türk toplumunu rencide eden ve dış dünyaya da Türkiye’yi tehlikeli ülke olarak tanıtan haberleri, görevi denetlemek olan RTÜK denen kurum, nasıl kontrol etmez anlamak mümkün değil. Uygulanan çifte standart bu kurumun güvenilirliğini sarsmaktadır.
PKK terörünün iyice azdığı bir ortamda önümüzde ki günlerde Türkiye’yi nelerin beklediği sorularının toplumun tüm kesimleri tarafından irdelenmesi gerekirken, toplum benliğini yitirmesine neden olacak TV programları ile derin bir uykuya yatırılıyor. Toplumun çok büyük bir kısmı işsizlik ve geçim derdi ile uğraşırken, Laik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyet’in olmazsa olmaz ilkeleri ve kurumları sessiz sedasız birer ikişer devşiriliyor.
Bu ülke, gerek içeride kendisine dayatılan yozlaşmayı ve gerekse dış dünyayla olan ilişkilerinde, onurlu bir tavır sergilenememesinin getirdiği ezikliği hak etmiyor.
Umarım Mustafa Kemal’in kurup bizlere emanet ettiği Laik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni, misakı milli sınırlarını ve üniter yapısını koruyarak çocuklarımıza aldığımız gibi devredebiliriz. Yaşanan olaylar, hızla büyüyen iç ve dış borç ile ekonomik bağımsızlığımızın tartışılır hale geldiği ortamda, birey olarak hepimizin her zamankinden çok daha dikkatli olmamız gerektiğine inanıyorum.
İyi haftalar dileğiyle.. 18 Kasım 2007
SADİ SUBAŞI