Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Askerimiz Irak'ta-Her Dönemin Hastalığı İkiyüzlülük

KANGREN OLAN SORUNU BİTİRMEK ÜZERE ASKERİMİZ
IRAK’TA.
30000’i aşkın insanımızın canına mal olan ve halkımızın geleceği ile mutluluğu açısından çok önemli olan eğitim ve sağlığa harcayacağı milyon dolarları PKK terörüne harcayan Türkiye, sonunda kangren olan bu sorunu kökten çözmek üzere askerini Irak’a soktu. İki ay kadar önce başlatılan hava harekâtı sonrası çok da beklenmeyen bir sırada ve yoğun kış şartlarına rağmen karadan da Irak’a girdi.
Dünyanın en güçlü ordularından birisine sahip olan ülkemiz, böylesine zor doğa koşullarını önemsemeden kara harekâtını göze alabiliyorsa, bu şanlı ordumuzun ve vatan sevgisi ile dolu Mehmetçiğimizin büyüklüğündendir.
Ancak bir konuda ki endişemi de belirtmeden geçemeyeceğim. Umarım bu kararın arkasında, bölgede büyük çıkarları olan ve bu uğurda her türlü entrikayı çevirebilecek Amerika’nın yeni bir oyunu yoktur.
Gözümüz ve kulağımız savaş bölgesinde, dualarımız Mehmetçiklerimizle. Bu tuzaklarla dolu harekâtın az can kaybı ile en kısa sürede bitmesi tüm milletimizin beklentisidir. Savaş bölgesinde çocukları asker olan ve eşleri şanlı ordumuzun başında olan ailelere Tanrı’dan sabır ve güç diliyorum.
Ülkemiz tarihin zor sayfalarından birisini daha yazmak üzeredir. Böyle bir günde evlerimizi ve işyerlerimizi bayraklarla donatarak Mehmetçiklerimize yalnız olmadıklarını haykırmalıyız. Önceden asılmış oldukları için kirlenmiş veya hasar görmüş bayraklarımızı da lütfen yenileyelim. İlk üç günde şehit düşen fidanlarımıza Tanrı’dan rahmet, onarılmaz bir acı yaşayan ailelerine sabır ve güç diliyorum.

HER DÖNEMİN TEDAVİ EDİLEMEZ HASTALIĞI
İKİYÜZLÜLÜK.
Yaşayanlar için cenaze törenlerinin ayrı bir önemi vardır. Çünkü dostlarımızla son kez birlikte olabildiğimiz yerlerdir cami avluları. İnanan bir insan olarak benim de dostlarıma karşı son dini görevlerimi yapabildiğim yerlerdir cenaze törenleri. Hemen her cenaze törenin de, sağlığında babamla katıldığım cenaze törenleri aklıma gelir ve hüzünlenirim. Çünkü o süreç zamanın ne kadar acımasız geçtiğinin en güzel göstergesidir. Önceleri babamın büyüklerinin ve onun arkadaşlarının cenaze törenlerine giderken, artık kendi arkadaşlarımın, hatta benden küçüklerin cenaze törenlerine gider oldum. Bunun anlamı, bizim kuşağın da önünde ki zamanın azaldığı gerçeğidir.
Şöyle geriye dönüp baktığım da, bu tören alanlarının bizler için ne büyük anlam taşıdığını bir kez daha görüyorum. Cenaze törenleri dostlukların tazelendiği kadar riyanın ve ikiyüzlülüğün de tüm çıplaklığı ile sırıttığı yerlerdir.
Cenazenin cami avlusuna getirilip musalla taşına konmasından ezan okunana kadar geçen süreçte, katılımcılar kâh cami avlusun da, kâh cami civarında ki çay ocaklarında sıkı bir sohbete başlar. Çünkü dünya işlerine dalarak bir birimizi görmeye zaman ayıramadığımız günümüzde, cami avluları eski dostların özlem gidermesini de sağlar. Sohbet konusu öncelikle az sonra toprağa verilecek dost ile ilgilidir. Ancak, biraz sonra bu dünyadan bir kez daha görmemek üzere yolcu edeceğimiz dostumuz unutulur, günlük sorunlar tartışılmaya, hatta ülkeyi kurtarma sohbetlerine girilir.
Ölenin arkasından iyi yanlarının konuşulması dini kültürümüzün gereğidir. Ne var ki bu konuşmalar dahi zaman zaman gerçeği yansıtmaz ve toplum olarak iyi insan tarifinden ne anladığımızı da ortaya koyar. “Rahmetli iyi insandı” diye başlayan konuşmayı, bir başkası onaylamak zorunluluğunu hissetmiş olsa gerek, ”evet, hiç kimseye zararı olmamıştır” diye sürdürür. O anda aklıma şu soru gelir. Doğru da, hiç kimseye zararı olmamıştır ama yaşamı boyunca da etliye, sütlüye karışmamış, risk üstlenmemiş, hayrına bir çivi çakmamış insan nasıl iyi insan olarak tanımlanır? İşte toplumumuz da algılanan iyi insan tarifi.
Eğer cenaze töreni bir siyasetçinin ise, riyakârlık tam bir gösteriye dönüşür. Partinin kodamanlarının katılacağı törende gözükmek çok önemlidir. O nedenle tanısın, tanımasın tüm partililer cami avlusunu doldururlar. Rahmetliye son görevini yapmak için gelenler yanında, cenaze töreninde olduklarını unutup partinin üst düzey yöneticisinden herhangi bir özel işi için yardım talep edeni de, işini yapmayan yöneticiyi şikâyet edeni de oradadır.
Belki de bu törenlerde ki en önemli ikiyüzlülük, cenaze namazı öncesi hocanın sorduğu “merhumu nasıl bilirsiniz?”sorusuna verilen cevaplarda gizlidir. Merhumu yakından tanıyanların verdiği “ iyi biliriz” cevabı ne kadar samimiyse, doğru dürüst tanımadan verilen “ iyi biliriz” cevabı da bir o kadar samimiyetten uzaktır.
Bu tabloyu Nasrettin Hoca ne güzel hicvetmiştir. Hocanın hanımı ölür. Cenaze töreni için hocanın sevenleri cenaze namazına saf tutarlar. Cenaze namazını kıldıracak hoca üç kez “merhumeyi nasıl bilirsiniz? “ diye sorar. Cemaat de üç kez hep bir ağızdan “ iyi biliriz” diye yüksek sesle cevap verir. Sinirlenen Hoca, namazı kıldıracak hocanın kolundan tutar ve hırsla bağırır. Bre adam! Ne diye bunlara sorup duruyorsun? Ne bilecek bunlar? Bu kadının kırk yıldır kahrını çeken benim. Bana sorsana”
İnsanlar ölünce ruhu bedeni terk eder. Bedeni toprağa verilir, ama ruhunun aramızda dolaştığına ve bizleri izlediğine inanırım. Bu nedenle de, insanların musalla taşında yatarken saf tutanların gerçek yüzlerini en güzel orada gördüklerine inanırım. Cenaze törenleri insanların içini yansıtan en güzel aynadır. Hepimizin sağlığımızda, kendimizi biran için musalla taşında yatarken düşünmesi ve tüm dünyevi hesapların bittiği o noktada kendi geçmişini yargılaması, sanıyorum kalan yaşamımızı çok daha anlamlı kılacaktır. Cenaze törenleri, işte bu geriye dönüşleri yapmak ve geçmişimiz ile hesaplaşmak için en güzel fırsattır.
Günümüzde yaşananları izlerken karşılaştığımız bazı samimiyetsiz ve tamamen çıkarlara bağlı suni dostluklar insanın içini karartıyor. Geçmişte dalkavukluk diye adlandırılan şakşakçılık da günümüzde kılık değiştirmiş ve yerini yalakalığa bırakmıştır. Ülkenin çok önemli kurumları olan siyaset ve basın arenası bu tip insanlarla dolmuştur. Ettiği yemine ihanet eden, insanların gözünün içine bakarak doğruları çarpıtan, siyaset ahlakından uzak insanları alkışlamayı görev edinenleri başka hangi sözle tanımlayabiliriz?
Kişisel çıkarları için kalemlerini satanların, ülkemizin dibine dinamit koyan sözde bilim adamlarının, geçmişte söylediklerini unutup, toplumun da unutacağını sanarak tam tersine şeyleri savunanların içine düştükleri durum başka nasıl tanımlanabilir?
Yalakalık günümüzün en büyük hastalığı ve toplumda sorumluluk alanlar için en büyük tehlikedir. Osmanlının çöküşünde dalkavukların oynadığı rol, tarihin sayfalarında yerini almıştır.
Kendisi hakkında söylenen güzel söz, her insanın duymaktan zevk alacağı bir duygudur. Özellikle lider konumunda olan kişilerin etrafında doğru, yanlış yaptığı her şeyini alkışlayanların sayısı arttıkça, lider konumunda ki kişi için tehlike başlamış demektir. Bu alkışlar, bulunduğu konumu hak etmeyenlerin gıdasıdır. Gerçek lider, bu tür yalakalıklara prim vermeyen ve yeri gelince kendisini uyarabilecek cesarete sahip dostları etrafında barındırabilenlerdir.
Kim bunlar? Diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Çok aramanıza ve uzağa gitmenize gerek yok. En yakınınızdan başlayarak çevrenize baktığınızda, çok sayıda birinci örnekten, az sayıda da olsa ikinci örnekten insanları görebilirsiniz. Tarih bu tür ahlaksızlıkların çökerttiği örneklerle doludur. Ne mutlu, acı söyleyen gerçek dostları olanlara..
Dostlukların yaşanacağı günler dileğiyle.. 24 Şubat 2008
SADİ SUBAŞI