Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Gazete Hayat-Kent Olarak O Kadar Suçluyuz Ki

GAZETE HAYAT
Kent Olarak O kadar Suçluyuz ki...
Sam-sev Başkanı Sadi Subaşıyla, Samsun ve Türkiye gündemini görüştük.

Samsun Spor’un yaşadığı ekonomik durumu biliyor musunuz? Bizim dışardan göremediğimiz, neler oluyor?
Samsun Spor’un geldiği son aşamaya bakmadan önce, geriye dönülmeli. Öncelikle bilinmeli ki bir kentte spor kulübünü ayakta tutmak zor. 3 büyükler, nasıl kazanıldığını kimsenin sormadığı paraları oluk gibi akıtırken, Anadolu takımlarının akıbeti belli. Çoğu kayyum tehlikesinde. Samsun bu davayı şimdi değil, 6–7 yıl önce kaybetti. İsmail Uyanık’ın canından bezdirilip, gitmesinden sonra, başkanlığı bir dönem belediye başkanlığı üstlendi. Profesyonel ligde başkanlık, para, bilgi birikimi, yöneticilik vasfı ister. Biri eksikse, başkanlık makamının başarısı mümkün değil. 15 yıla yakın kimseden 5 kuruş almadan takımı ayakta tutan, zaman zaman ligin tepesine oynatan, “destek alırsam şampiyonluğa oynatırım” diyen insana, Başkan İsmail Uyanık’a bu kent sahip çıkamadı. Kenti yönetenler hiç sahip çıkmadı. Son dönemde nasıl kaçırırız hesapları yapıldı. Hala, bunun altında yatan gerçek nedeni anlamış değilim. İsmail Uyanık’la özel bir ilişkim yok. Çok ısrar etmelerine rağmen, yönetime girmedim. Menteşoğlu döneminde istifa ederken, 2 sayfa halinde gerekçeleri yönetime vermiştim. Spor kulüplerinde yönetimde bulunanlar bir takım şeyleri göze alacak. İyi yönetemezse, yüzüne, gözüne bulaştırır. İsmail Uyanık kulübü iyi yönetiyordu. Kendisine haksızlık yapıldı. Sayın Uyanık destek için çok küçük rakamlar talep etmesine rağmen, milletvekilleri ve valinin başı çektiği organizasyonda 40–50 milyar toplanmasıyla, sonunda pes etmişti. İsmail Uyanık ayrıldıktan sonra Samsun Spor belirsiz bir noktaya girdi. Bazı grupların itelemesiyle Andan Ölmez ve Mazhar Başoğlu görev aldı. Pek çok konumda yöneticilik yaptım ama profesyonel spor kulübü yönetmek kadar zorunu görmedim. Her tür desteği verir, ama yönetime girmem. Çünkü o masada konuşacak kadar param yok.
Samsun Spor’dan şehrin markası olarak bahsedilirken, neden gerekli yardımı alamadı?
Hala kentimizin markası. Samsun Spor bu duruma düştüğüne göre, kenti ciddi sıkıntılar bekliyor. Simge denilen takıma, maalesef İsmail Uyanık döneminde, kasıtlı olarak destek verilmedi. Kulübün para diye inlediği günlerde, hiç değilse personel maaşını çıkartan, otopark gelirleri kesilmiştir. Hayretler içinde kalıp, belediye başkanına “bu yanlışı nasıl yapıyorsunuz” diye sormuştum.
Samsun’lular ayrıntıları biliyorlar mı?
Sanmam. Bilenlerde kulislerde konuşuyor. O kadar ufak rakamları Samsun Spor’a akıtamayan zihniyet, daha sonraki dönemde inanılmaz katkı sağladı. Otopark gelirini kulübe çok gören anlayışı sonra yapması gerekeni yaptı. Kulüpler, kentin belediyeleri tarafından desteklenerek, ayakta kalır. Bunlar gayri meşru yollar değil. Kenti temsil ediyorsa, elbette desteklenmeli. Kulüp çok güzel yönetiliyorken, çok daha az yardımla bu duruma düşmekten kurtarılacakken, bile bile yanlışlar niye yapıldı? Zaten bu kentteki yanlışların niye yapıldığının çözebilsek, çok mesafe alırdık.
İsmail Uyanık döneminde maddi imkânlar yetersiz olduğu halde, başarı görüyorduk. Sonraki dönemde maddi güce rağmen, başarı yakalanamadı. Bu çelişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Daha önce de söylemiştim. Profesyonel kulüp yöneten de para, yönetim ve spor bilgisi olmalı. İsmail Uyanık, Türkiye’de bu işi en iyi bilenlerden biridir. Sonradan Sayın Uyanık’a hesap soranlar, oyuncular alınırken, ücreti nereden ödüyorsun diyemediyse, Uyanık cebinden parayı verip, sattığı oyuncu karşılığında parasını almışsa, kimsenin söz hakkı olamaz. Dünyada futbol böyle. Samsun elindeki tek markasını 2. lige düşürdü. Şu anki durumu çok daha acı. Bugün yönetimdeki Bugün yönetimdeki arkadaşlarımıza da bir şey söylemeye hakkımız yok. Hata yapıyorlar. Genç, fevri, dikkatsiz konuşan, açık tavırlı bir grup. Eğer o 2 dönmede Samsun Spor kasasına giren parayla alınan oyuncular kalsaydı, bugünkü sıkıntılar yaşanmayacaktı. İşi bilmeyince, aracılar kimi getirdilerse, onu aldılar. Öyle hatalar yaşandı ki… Mehmet Polat düşmemize sebep olduktan sonra tekrar getirilip, para kaptırıldı, kovuldu. O sezon 20’nin üstünde adam, aynı şekilde geldi. Geçen yıl da aynı. Bu durumda borç ödenmez. 2 yılda 30’da fazla oyuncu almışız. Şu an oynayan bir tanesi yok. Gelinen nokta beni korkutuyor.
Başkan Sezgin Gümüş, şehrin dinamikleri harekete geçmeli derken, kimleri kastetti?
Şehrin dinamiği kalmamış, ekonomi çözülmüş. Söyleyince kızıyorlar. Kulüplerin oynadığı paralar o kadar büyük ki, alın teriyle kazananların yapması mümkün değil. Şehirde sanayi yok ki dolaylı olarak kulübe para akıtabilsin.
Samsun’un zenginleri belirli. Onlarda verebileceklerini verdi. Her dönem aynı kişilere yüklenerek, takım ayakta kalamaz ki. Kent yönetimlerindeki karmaşanın yarattığı darbe de kulübün adını yıprattı. Gelecek kaynaklarda kapandı. Sayın Vali’nin dirayetli gayretleri olmasa, kayyuma gidecekti. Yönetimde önemli sıkıntılar yaşandı. Başkanlığa talip olanlar, yarıda bırakıp gitti. Kimse dinamik var diye bakmasın. Olan buydu. O da çarçur edildi. O 2 yıl içinde harcana paranın hesabını sormak lazım ama beceriksizliğin cezası yok ki. Geldiğimiz noktada Samsun Spor bocalıyor. Arkadaşlarımız genç. Belirli bir işadamının desteği yoksa cesaretleriyle iş başına geldiler. Kulüpler aidatla, yardım kutusuyla olmaz. Bu işi yapanlar olayın boyutlarını bilmiyorlar.
Yönetime destek vereceğini söyleyenler, gerimi çekildi?
Bilemiyorum. Sam-sev olarak belki dinamiklerden biriyiz ama ekonomik gücümüz yok ki. Bazı şanslı sivil toplum örgütleri gibi destekte almıyoruz. Sezon başında Samsun Spor post cihazıyla, kombine bilet satamaz hale geldiğinde, elimizi uzattık. Son yıllardaki en yüksek satışlarla vergileri de ödeyip, 40 milyarı nakit teslim ettik. Yapabileceğimiz buydu. Samsun Spor göz göre göre daha aşağı gidiyor ve yönetimin gücü bunu durdurmaya yetmiyor.
Şu anki durum tersine döndürülebilir mi?
Panik havasına girersek, bu kadro bu paniği taşıyama. Kent olarak o kadar suçluyuz ki.
Değerlerimize sahip çıkamıyor muyuz?
Sahip çıkamadığımız gibi onları yok etmede üstümüze yok. Sayın Vali ekonomi toplantısında “Bu kenti sinerji yaratılamıyor. Kendi çabasıyla yukarı çıkanı da aşağı çekip, orada kavgaya devam ediyorlar “ dedi ki çok yerinde tespit. Samsun’da tablo bu Bunları söylediğinde kimse “ hayır “ diyemiyor. Ama sen “ sivrilen adam” oluyorsun.
Samsun Spor yönetiminin basına getirdiği sansüre ne diyorsunuz?
Arkadaşlarımız deneyimsizlikleri, beklide bilmediğimiz tahrik edici olaylar sonucunda fevri karar almıştır. Konuyu uzatmamak gerek. Takım da bizim basında. Haklı, haksız tartışmalarına gerek yok. Olayı tatlıya bağlamak lazım.
Samsun’lular şehrin kıymetini biliyor mu?
Zaman zaman karamsar tablo çizmekle suçlanıyorum. 1970 yılından bu yana meslek sahibi olarak, çeşitli kuruluşlarda yer alıyorum. Çabalarımı da herkes izliyor. Hiçbir beklentim olmaksızın çalışmayı sürdürüyorum. Daha önce olmazsa, önümüzdeki yıl SAM-SEV’deki görevimden ayrılacağım.
Baskımı görüyorsunuz?
Baskı her zaman var. Karamsar olsaydım, bırakır, giderdim. Bana “neyin eksik, keyfine baksana” deniyor. Bunu söyleyenler ülke için bedelsiz çalışan birini desteklemek yerine, hevesini kırıyor. Ancak bütün bunlar beni çalışmalardan kopartmadıysa, kimsenin bana karamsar demeye hakkı yok. Yanlışları söyleyebilecek konumdaysam, söylemeliyim. Şehirde o kadar kötü olaylar yaşıyoruz ki, güzellikleri süpürüyor.
Makine mühendisleri odasının kongresinde Büyükşehir belediye başkanına fikir babası olduğumuz “ sahilimi istiyorum “ kampanyasında düşündüğümüzden de farklı noktada ki başarısını söyledim. Ancak, bu kent ekonomik açıdan bitiyor. Yanlış yapılanma sürerse, yapılan güzelliklerde boşa gider. Artık 19 Mayıs kimliğimizden çıkıyoruz.5 yıl sonra 19 Mayıs kenti olmayacağız. Söyleyince, karamsar oluyorum. Umarım ki düzelme olsun. Ama şu an ışık görünmüyor. Geleceğimizi karartan mobil santrale “hayır “ diyemiyorsun, 6 termik santrale karşı ağzından söz çıkmıyor.
Çelişki çok net, değil mi?
Bir yandan tarımsal sanayiden, ekolojik tarımdan bahsedecek, sonra üstünüze kansorejen yağmasına sebep olacak yatırımda ağzını açmayacaksın. Sam-sev tam sayfa ilan vererek “ soruyoruz “ dedi. Sorular cevapsız. Verilen cevap, mobil santral çevreyi kirletmiyormuş. Üniversitenin raporunu kabul etmemeleri, bir başka acı tablo. Türkiye’nin en kirli havasına sahip 3 il arasında Samsun’da var. 2 yıl sonra mobil santralin zararları daha net ortaya çıktığında, yapılacak bir şey kalmayacak. O zaman, bugün yönetici olanlar Samsun’da bile olmayacak. Herkes bu kentin günahına giriyor. Bu taşınacak veba değil.
Engelleyecek bir unsur yok mu?
Güç başta siyası idarededir. Kente sahip çıkan yerel yöneticilerdir. Bu kadro seyirci kalıyorsa, sivil toplum örgütlerinin kamuoyu oluşturması sonucu değiştirmiyor. Mobil santral, sivil toplum örgütlerinin çabasıyla, dönüşü olmayan noktaya gelerek, kapatıldı. Ama seçim sonrası baktık ki “Bakanlık yetkisini kullanmıyorum “ diyerek, mobil santral açtırılmış. Baro başkanı “ Anayasa suçu işliyorsunuz. Mahkeme kararı değiştirilemez, ekleme, çıkartma yapılamaz. Aksi ceza suçudur. Eninde, sonunda yargılanırsınız “ diyor. Bu kentin yöneticilerinden biri bile cevap vermedi.
Cumhuriyet Başsavcılığı için suç duyurusu teşkil etmiyor mu?
Bu konular kamuoyu önünde, geniş platformda tartışılmalı. Elektrik Mühendisleri odası enerji platformu toplantısı yapıp, önemli profesörler getirtti. Salonda bir tek kent yöneticisi oturmuyordu. Bana bunu anlatsınlar. Kim anlatacak bunu bana. Türkiye’nin en önemli bilimsel kuruluşları Elektrik Müh. Odası, Mimarlar Odası, Makine Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odalarının bir süredir devam eden kongrelerin de, 1 tek kent yöneticisi yok. Bunu nasıl savunur, nasıl anlatırsınız? Basının köşe yazarları da yok. Orada konuşanlar neler söylüyor? Bunları bilmeden, tartışmadan bu kent nasıl büyüyecek. Bir Sadi Subaşı’nın çabasıyla ayakta duramaz. Çünkü yaptırım gücü olan yerlerde değiliz. Mahkeme kararıyla kapattırdığımız mobil santrale, devlet ayda 2,5 milyon dolar ödedi. Bu para Samsun’a girse, yüzlerce fabrika, okul kazandırılırdı. Baronun önderliğinde, sivil toplum kuruluşları Yargıtay’a gittik. Soruşturma başlatıldı. Ne oldu, biliyor musunuz? Bürokratların yargılanması için, bakandan izin gerekliymiş. Bakan izni vermedi. Hukukun ayaklar altına alındığı, kişisel çıkarların öne çıktığı ortam da bizim gücümüz yetmez. İddia ediyorum ki; atanmış ve seçilmişler bu kente sorumluluklarını taşıyamazsa, 5–10 yıl sonra, 19 Mayıs kenti misyonumuz bitmiş olacaktır.
Milletvekilimiz “mobil santral zararlı değil” beyanatın da bulundu. Sizce sağlam dayanağı var mı bu açıklama için?
Samsun’un yapısı ayan, beyan ortada. Mobil santral, Bartın için yapılmıştı. Bartın’da vali dâhil, milletvekili, belediye başkanı önde halk ayağa kalktı. Biz ne yaptık? Vali yok! Belediye başkanı yok! Seçilmişlerin hiçbiri yanında yok! Sivil toplum örgütleri tek başına. Buna rağmen mahkemeden kapatma kararı çıktı. Ama devlet değiliz. Mahkeme kararı uygulamam deniyor. Ne yapacaksın.
Milletvekillerimizin yapısı nasıl?
Bazen dozunu aşan laflar ediyorum. “Samsun siyaseten bitmiştir” diyorum. Tık yok. “Samsun siyasi gücünü yitirmiştir” diyorum. Tık yok! Daha ne söyleyeyim? Kent için çalışan, sivil toplum örgütlerine, “Teşvik gözüne girsin” diyen milletvekilleri, bugünde en iyi çalışan kuruluşumuz İl Özel İdare’ye dil uzatabiliyorsa, daha ne söyleyeceksin?
Tüm bunlar yaşandı ama bu insanlar oy oranını yükselterek, tekrar göreve geldi. Eksik nerede?
Toplumu açlıkla terbiye edersen, ona gıdım gıdım vereceğinle, her şeyi yaptırırsın. Bugün, Türkiye inanılmaz ekonomik sıkıntı yaşıyor. Tablolar sunulduğu gibi değil. Geçen kışı soğukta geçiren için 1 ton kömür az şey değildir.
Oy bu kadar ucuzladı mı?
Milli değerlerimiz satıldı. Bir daha ele geçiremeyeceğimiz değerler, özelleştirme adıyla peşkeş çekildi. O paralar hiç değilse yatırıma dönseydi, bu kadar işsizlik olmazdı. Belediyeler, valilikler kanalıyla parayı aç insanın önüne koyarsanız, oyunuzu da patlatırsınız. Türkiye iyi noktada değil. Keşke iyi nokta da olsa da, bunlara hiç aldırmasak. Türkiye bugün hiç kimseye savaş açamaz. Uçağını bile kaldıramaz ki, savaş açsın. Ülke de durum buyken, insanların inançlarıyla oynanır hale gelindi. İster istemez, dindar, dindar olmayan diye bölünmenin içine itildik.
Muhalefeti nasıl değerlendiriyorsunuz?
İnsanların yaşadığı rejim endişenin sorumlusu CHP, başındaki Sayın Baykal ve taşeronlarıdır. Bir ülkede siyaset, tek partili sisteme yönlenirse, o ülkede çağdaş demokrasinin adı anılamaz. Atatürk’ün kurduğu, dedelerimiz kanlarıyla bize armağan edilen, laik ve çağdaş cumhuriyeti anlayamamanın, kıymetini bilememenin sonucunu yaşıyoruz. Dış güçler bize biçtikleri gömleği giydirmeye çalışıyor.
MHP’nin yaklaşımını nasıl yorumluyorsunuz.
Partileri yargılamak istemiyorum. Türkiye laik düzene geçtikten sonra, inançlar konusunda sorun kalmamıştı. Öyle bir yere getirildik ki, sanki hiçbir şeye izin verilmiyormuş gibi, halkın dini duygularıyla oynandı. Çünkü en kolay istismar yolu. Tabi konu bugünün olayı değil. Menderesle başlayan dönüşümün, ulaştığı nokta. Bizim kuşaklar, rejime sahip çıkamadı. Herkes istediği ibadeti yaparken, rahat durmayıp, başımızı sıkıntıya soktuk.
Önümüzdeki dönemi nasıl görüyorsunuz?
Türkiye, stratejik konum itibariyle, dünyanın en önemli merkezlerinden biri. Orta Doğu’nun giriş kapısı. Boğazlar elinde. Zaten bu ülkeyi bize yar etmemek için dünya elbirliği etmiş. Amerika hala Lozan anlaşmasını imzalamamış. Biz bunu konuşmuyoruz. Hala Sevr’i gerçekleştirmeye çalışıyor. Altta yatan neden bu. Dünyanın en zengin Bor, Uranyum, Lityum kaynakları bizde. Amerika Büyük Ortadoğu projesini gerçekleştirmek istiyor. Siyasetçilerimiz oyunu iyi okumalı. Ama biz satrancı iyi oynayamıyoruz.
Türkiye gereksiz gündemlerle oyalanıyor!
80 öncesi sağcı, solcu diye bölündük. Bir dönem Alevilerle, sunileri birbirine geçirdiler. Şimdide inanan, inanmayan ayrımı körükleniyor. Bugün herkes, her hakkı kullanabiliyor. Üniversitedeki sorunda, uzlaşı ortamında aşılabilirdi. Konuyu inatlaşmaya getiren herkes, sorumludur. İnşallah aklı salim hâkim olur ve ülkenin geleceği daha karanlık noktalara gitmez.
Bu çekişmeye kim dur diyecek?
Şu an “dur” diyecek, hükümettir. Tek başına iktidar. Olaylar, freni patlamış kamyon gibi gidiyor. Tehlikeyi herkes görmeli. Aslında bizi bize bırakmadıklarından, sorunları da biz yaratmıyoruz. Her dönem dışarıdan kaşınmaktayız. Bu ülkede mutlu yaşamak, çocuklarına güzel bir ülke bırakmak isteyen herkesin görevi, bu kavgayı bitirmektir. İnandığı için başını örtenleri bir tarafa çekip, ayağa kaldırmak, inanıp, çağdaş kıyafet taşıyanları ayrı bir yere koymak, bu ülkeye ihanettir. Yazıktır. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, üniversitede türban meselesini çözemiyorsa, bu ülkeyi yönetenlerin, basiretsizliğidir. Menderes’le başlayan, Demirel’le devam eden, Özal’la simgeleşen, bugünkü yönetimle de devam etmekte olan yanlışlarının sonucudur.
Sizce yanlıştan dönülür mü?
Ülkenin ayakta duran hukuk kurumları var. Onlar ülkenin son şansı. Ayrıca, Atatürk’ün kurduğu çağdaş cumhuriyette yaşamaktan mutlu, büyük kesim var. Oy oranlarında ölçü görmüyorum. O konu farklı. Ülke hala Atatürk’ün attığı sağlam temellerde duruyor. Zaten o temelleri yıkarsanız, bu ülkenin adı artık Türkiye Cumhuriyeti olmaz.
Türban meselesinin zamanlamasını, yerel seçim hazırlığı görebilir miyiz?
Siyasi otoritenin seçim kaygısı olduğunu zannetmiyorum. Rakibi de yok. Şimdi ilçeleri de değiştiriyorlar. Bunlar tehlikeli oyunlar.
İlçe değişikliklerinde amaç ne olabilir?
Yerel yapıda, oy dağılımı istedikleri gibi ayarlanarak, laik Türkiye’nin simge kentleri İzmir, Samsun, Çankaya üstüne tehlikeli oyunlar oynanıyor. Halk olarak ortak masalarda değil, kendi kulislerimizde konuştuğumuzdan, karamsarlığa itiliyor.
Herkesin aklını başına toplaması gerek. Ülkemizin stratejik noktada, her yandan kuşatılmış. Bizi birbirimize düşürerek, içeriden yıpratmaktalar. Bizimde olgun, bilgi birikimi olan ülkesine sahip çıkacak siyasetçi yetiştiremeyişimiz, ülkeyi bu duruma getirmiştir. 11 Şubat 2008