Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

K.Irak'a Yapılan Kara Harekâtı ve Kafalara Takılan Sorular

KUZEY IRAK’A YAPILAN KARA HAREKÂTI VE
KAFALARA TAKILAN SORULAR ..

B u hafta sizlerle paylaşacağım köşe yazımın konusunu hafta içersinde kafamda kurgulamıştım. Bu yazımda, ülkemizin başına 30 yıldır sorun olan ve 30.000’den fazla askerimizin ile güvenlik görevlisinin şehit olmasına ve masum insanlarımızın ölümüne, binlercesinin sakat kalmasına neden olan PKK terörünün kökünün kazınmak üzere olduğunu yazacaktım.
Ülkemizin milyon dolarlarının heba olmasına neden olan iç ve dış kaynaklı bu terör örgütünü yok etmek için, ağır kış koşullarında Kuzey Irak’a kara harekâtını başlatan askerimizin başarısını yazacaktım.
Ordumuzun dünya da hiçbir ordunun göze alamayacağı kış ve doğa şartlarında, böylesine bir kara harekâtına cesaret edecek kadar güçlü olduğunu yazacaktım.
Ülkemiz açısından böylesine önemli, adı ne olursa olsun, sonuçta çarpışarak bizi tehdit eden teröristleri ve terör yuvalarını yok etmek için başlatılan kara harekâtının insanlarımızca yeterince algılanmadığını yazacaktım.
“Ateş düştüğü yeri yakar” deyimini doğrularcasına bu harekâtın anlamının sadece şehitlerin geldiği il, ilçe ve köylerde yeterince algılandığını yazacaktım.
Çarpışmaların sürdüğü, her gün onlarca bıyığı daha yeni terlemiş Mehmetçiklerimizin ve fedakâr subaylarımızın şehit cenazelerinin geldiği ortamda TV kanallarında kesintisiz süren rezil programlardan söz edecektim.
Adına artık ulusal denemeyecek TV kanallarında ki geceleri beyin yıkayan dizileri, sabah programlarında ki “kimin eli kimin cebinde” türü ahlak dışı programların bu ortamda bile hız kesmemesini lanetleyecek ve bu rezalete göz yuman RTÜK’ÜN ne iş yaptığını soracaktım.
Bu harekâtın öneminin, ülkemizi yönetenlerce halkımıza yeterince anlatılamamasının bu aymazlığa neden olduğunu yazacaktım.
Halkımızın her zaman duyarlılık gösterdiği bayrak asma kampanyalarını dahi görmezden geldiğini, hatta her fırsatta bayrak asılmasını eleştirecek kadar sözüm ona demokrat kesilenlerin tavrını anlamakta sıkıntı çektiğimi yazacaktım.
Ordumuzun böylesine zor şartlarda ve riskli bir harekâtı sürdürürken, üniversitelerimizin karışmasına neden olacak bir yasanın, geniş kesimlerin görüş birliği sağlanmadan yangından mal kaçırır gibi onaylanmasını yadırgadığımı yazacaktım.
Bizleri içlerine almayacaklarını bangır bangır bağıran AB’nin en güçlü ülkelerine rağmen, AB’ne girme umuduyla Sayın Çiller döneminde yapılan “Gümrük Birliği Anlaşması” ile henüz bu yarışmaya hazır olmayan yerli sanayimizin çöküşünü de unutarak, önümüzde ki yıllarda başımıza büyük dertler açacak olan, azınlıklara büyük olanaklar sağlayan “Vakıflar Yasasının” eleştiriler dikkate alınmadan alelacele yasalaştırılmasını sorgulayacaktım. Sevr’i yırtarak Lozan’da sağladığımız kazanımların birer ikişer elimizden çıktığını yazacaktım.
Lozan’ı kabul etmeyen Amerika’nın nasıl müttefikimiz olduğunu sorgulayacaktım.
Tam bu sırada emekli maaşlarının düşürüleceği haberleri ile emekliler şaşkınlığa uğrarken, bazı milletvekillerinin el çabukluğu ile maaşlarını artırmaya çalışmalarının nasıl bir anlayış olduğunu yazacaktım.
Heyhat! Boşuna bunlara kafamı yormuşum. Cuma sabahı inanılması güç bir haberle uyandık. Ordumuz geri çekiliyordu. Hükümet açıklaması yoktu, ama dış kaynaklı haberler bunu doğruluyordu. Daha sonra Sayın Başbakan açıklamanın Genelkurmay tarafından yapılacağını duyuruyordu. Haberi duyan herkes şaşkındı.
Çünkü daha bir akşam önce, Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan şanlı ordumuza övgüler düzüyor, harekâtın devam ettiğini ve çok önemli bir başarı kazanılmakta olduğunu söylüyordu.
Çünkü Dış İşleri Bakanı harekâtın ne zaman biteceğine biz karar veririz diyordu.
Çünkü Genelkurmay Başkanı Sayın Büyükanıt, Amerika’dan gelen “Harekatı kısa kesin” mesajına “bu izafi bir tanımdır, bu bir günde sürer bir yılda sürer” diyerek terör odakları temizlenene kadar süreceğini ima ediyordu.
Oysa yanılıyorduk. Biraz harekâtla bu işin bu kez temizleneceğine olan inancımız, biraz da olayı tam algılayamayışımızdan olacak, bir gün önce olanları gözden kaçırmıştık. Bir gün önce, kırık koluna aldırmadan Amerika Savunma Bakanı aniden Ankara’ya gelmiş ve harekâtın durdurulmasını istemişti. Başkan Bush’ta Amerika’dan, harekâtın durdurulması gerektiğini tüm dünyaya duyuruyordu.
İşte yukarıda ki rest çekişler de bu çağrılara karşıydı. Bu çıkışlar doğrusu takip edenleri de gururlandırmıştı. Sayın Başbakan bir gün sonra yapacağı “ Ulusa Sesleniş Konuşmasının” kasetlerini TV kanallarına ambargolu olarak göndermişti. Cuma günü geri çekilme haberleri patlayınca bu konuşma metnin de değişiklik yapılıyordu. Ne var ki, ilk metinde harekâtın sürmekte olduğunun vurgulandığı kamuoyuna yansımıştı bile.
Gerek Sayın Başbakan ve gerekse Sayın Genelkurmay Başkanı ne kadar hiçbir baskı olmadı, “Görev tamamlandığı için geri dönüş emri verilmiştir”deseler de, kamuoyu ikna olmamıştır. Dış kaynaklı önemli ajanslarda, yapılan baskının altını çizmektedir. İsteyenler yabacı ajansları dinleyerek bu söylemleri kulakları ile duyabilirler.
Umuyorum harekât amacına ulaşmıştır. Çünkü bir kez daha o bölgeye kara harekâtı yapılması söylendiği kadar kolay olmayacaktır. Aylar öncesinden tüm dünyaya kara harekâtının yapılacağının duyurulması nedeniyle, harekât başladığında duyulan bazı endişeler, yerini bu kez de acaba erken mi döndük endişelerine bırakmıştır.
Benim cevabını bulmakta zorlandığım bir başka konu da şu; Kuzey Irak’a girme kararını TBMM almış ve bir tezkere ile uygulama yetkisini hükümete vermiştir. Yani bu harekât siyasi bir karardır. Dolaysıyla dönüş kararını da siyasi iradenin vermiş olması gerekirdi. Oysa Cuma sabahı, dönüş ile ilgili sorulara Sayın Başbakan, “ gerekli açıklamayı Genelkurmay Başkanı yapacaktır”demiştir. Bu çelişkiyi anlayamıyorum. Başkomutan Cumhurbaşkanı değil midir? Gözüken o ki, tüm sorumluluk askerin üzerine havale edilmiştir. Sayın Genelkurmay Başkanı da duyulan kuşkuları aydınlatmak için açıklamalar yapmak zorunluluğunu duymaktadır. Ancak açıklamaları iki gün önceki açıklamaları ile uyuşmamaktadır. Özellikle de Cumartesi akşamı TV’de izlediğim “ neden döndük diyenler gitsinler de oralarda bir gün kalsınlar” sözleri şanssız bir açıklama olmuştur.
Orta da yadsınamayacak en önemli başarı, Türk Askerinin böylesine ağır kış ve son derece zor coğrafya koşullarında dahi, kara harekâtı yapabileceğini dost düşman tüm dünyaya göstermesidir. En büyük gurur kaynağımız olan şanlı ordumuzu kutluyor ve canlarını bu topraklar için veren aziz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyorum.
Benim en büyük endişem, bu konuda yapılan spekülasyonlarla ordumuzun yıpratılmasıdır. Özellikle Amerika ve AB’nin askerin etkinliğinin azaltılması için sürdürdüğü söylemler yanında, onlara içimizden taşeronluk yapanlarında bunu fırsat bilerek boş durmayacaklarını sanıyorum.
Korkum, bu geri çekilişi bahane ederek, el altından yürütecekleri kampanyalarla Laik ve Çağdaş Cumhuriyetimizin korunması için en büyük güvence olan ordumuza olan güvene zarar vermeleridir. Bu nedenle geri çekilme olayının gerekçelerinin açıklanmasının siyasi irade yerine, Genelkurmay Başkanlığınca üstlenilmesi düşündürücüdür. Çünkü yapılan anketlerde, askere olan güvenin en üstte çıkmasının belirli kesimleri rahatsız ettiği bilinmektedir.
Sonuç olarak Türk Askeri verilen görevi tanınan sürede olabileceği kadar başarı ile tamamlamıştır. Bu harekâtla ilgili endişelerin boş çıkması en büyük dileğimdir. PKK terörünün belinin kırıldığı umuduyla, iyi haftalar..
02 Mart 2008
SADİ SUBAŞI