PİRİNÇ KRİZİNİN GÖLGESİNDE TARIM VE
AÇ-KAPA İLE TERMİK SANTRALLER.
Son günlerde yaşanan pirinç krizi, sanıyorum tarım adına yapılan yanlışların daha iyi görülmesini sağlamıştır. Henüz kuraklığın ve küresel ısınmanın yaratacağı felaket günlerine gelinmemiştir. Ancak basit bir kuraklık dahi pirinç krizine yol açmış ve fırsatçılara gün doğmuştur. Aslında bu kriz dahi tarım adına yapılan yanlışların ileride nelere yol açacağını göstermelidir. Kriz ve suni fiyat artışları, yoksullukla mücadele eden dar gelirli insanlarımızı iki Kg. pirinç için kuyruklara sokmaya yetmiştir. Tanrı’nın bu ülkeye bahşettiği verimli toprakların ve bol akarsuların olduğu bir ortamda hububat kıtlığı yaşamak ülke yönetimi adına bir ayıptır. On yıl öncesine kadar kendisine yeten yedi ülkeden birisi olarak anılan ülkemiz, tarım adına izlenen yanlış politikalar sonucu hemen hemen tüm tarım ürünlerini dışardan alan ülke haline gelmiştir.
Ekonomik bağımsızlığımızı elimizden alan İMF politikalarının dayatmacılığı ile köylümüz topraktan kopartılmış ve üretmeyen bir toplum olmaya mahkûm edilmiş bulunuyoruz. Olanları görünce insanın içi sızlıyor. Bu kadar yanlış yapılmasını akıl mantık almıyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü ( FAO ) Başkanı Jacques Diyuf’un açıklaması da sanıyorum içine düşürüldüğümüz acizliği en güzel şekilde açıklıyor. Bakınız Diyuf ne diyor? Habere göre Diyuf, dünyada hububat üretiminin artmamasından zengin ülkeleri sorumlu tutuyor ve zengin ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda, yoksul ülkelere hububat üretimini artıracak yatırımları yapmaktan kaçındığını söylüyor. Devamla, daha fazla üreticinin kredi, gübre ve tohuma ulaşması sağlanırsa, tarım üretimi iki katına çıkabilecektir, diyor. Oysa başbakan ve onun doğrultusunda açıklamalar yapan sivil toplum kuruluşları “YEMEZSENİZ ÖLMEZSİNİZ “ diyerek gerçek nedenleri saklamaya çalışıyorlar.
Bu arada, pirinç krizi bir başka tarım cinayetini yeniden gözler önüne sermiştir. Tarımsal ürünlerin bir ülke için ne kadar önemli olduğu, yarın pirince diğerlerinin de eklenmesi ile çok daha iyi anlaşılacaktır. Ama devlet adamı olmak, olanları olduğunda görmeyi değil, “yarın olabilecekleri bugünden görebilmeyi” gerektirmektedir.
Bu ortamda sen kalk, bu ülkenin en verimli ovasına ovayı yok edecek aç-kapa santraller, kömürle çalışacak termik santraller yap, ondan sonra da yiyeceğin tarım ürünlerini dışardan almaya mahkûm ol. Bunun adı tarımsal cinayettir. Yargı bu yanlışı tasdik etsin, aklı eren ve bu işten çıkarı olmayan herkes bu iş yanlış desin, ama bu ülkeyi yönetenler, bu kenti temsil edenler, daha çok ve kolay kazanç uğruna ülkenin geleceği olan canım ovasına kıymaya kalkan sözde yatırımcılar, bu yanlışa sahip çıksınlar. Akıl, mantık bunun neresinde?
Aç-kapa santrallerin yargı tarafından mahkûm edildiği bir ortamda, çok daha zararlı olan termik santraller zincirinin bu ovaya yapılması iznini verenler ve bunları yatırım diye Samsunluya yutturmaya çalışanlar sadece Samsun’a değil gelecek kuşaklara da ihanet etmekte olduklarını bilmelidirler.
Bu santrallerin Samsun’un işsizlik sorununa katkısı olmayacaktır. Samsun’a ekonomik bir kazanım da sağlamayacaktır. O halde, tüm Türkiye’nin kullandığı enterkonnekte sistem aracılığı ile ülke elektriğine destek sağlayacak bu santraller neden bu ovaya değil de, kıraç ve verimsiz, yerleşim merkezlerine uzak alanlara kurulmuyor? Yatırımcının daha çok kazanması için verilen bu destek neden? Samsun insanının sağlığının, çocuklarımızın geleceği olan bu ovanın, en az onlar kadar da mı değeri yok? Bizi yönetenler, bizi temsil edenler, dün bunları kapatacağız sözü verenler lütfen bu sorulara cevap veriniz.
Türk tarımına verdikleri zararın farkında olmayanların, bugün yaptıkları yanlışların bedelini toplum olarak çok uzun değil, on yıl sonra çok ağır bir şekilde ödeyeceğimiz unutulmamalıdır. Bu vebal çok ağırdır. Birileri bu vebali bugün olmasa dahi, bir gün ödeyeceklerini unutmamalıdırlar.
İyi haftalar.. 20 Nisan 2008
SADİ SUBAŞI