e-posta, sadi subasi@denizeczaneoptik. com SUNUŞ
KIRK YILLIK BİR ECZACIDAN GÜNÜMÜZ
ECZACILIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ
İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin 1968 yılı mezunlarından birisi olarak, meslekte kırk yılı dolu dolu yaşamış ve halen aktif olarak mesleğini sürdüren bir eczacıyım. Bu süreçte üç dönem 6. Bölge Samsun Eczacı Odası Başkanlığı ve bir dönem de Türk Eczacılar Birliği Merkez Heyeti Üyeliği yapma onurunu yaşadım. Beni bu görevlere seçerek bana bu onurlu görevleri yapma şansını veren meslektaşlarıma ne kadar teşekkür etsem yeterli olamaz.
16 Mayıs akşamı, üç dönem başkanlığını yaptığım odamın Eczacılık Bayramı dolayısı ile düzenlediği gecede, meslekte 40 yılını dolduran meslektaşlarımla birlikte bana da plaket verildi. Daha Eczacılık Fakültesi öğrencisiyken ilk stajım nedeniyle tanımak şansını yakaladığım, eczacılık ve meslek terbiyesi adına kendisinden çok şey öğrendiğim 43 yıllık dostum ve abla dediğim meslektaşım Sayın Eczacı Ergün Danışman’ın bana 40. yıl plaketini vermesi meslek yaşamımın en unutulmaz anısı olacaktır. Bu ortamı hazırlayan sevgili oda başkanımız Sayın Eczacı Arman Üney ve onun şahsında Yönetim Kurulu Üyelerine de teşekkürlerimi sunuyorum.
İ. Ü Eczacılık Fakültesi Dekanlığı da bu yıl 40. yılını dolduran 1968 mezunları için güzel bir program düzenlemişti. 17 Mayıs 2008 Cumartesi günü İ. Ü Eczacılık Fakültesi’nde yapılan törende anılar tazelendi ve plaket töreni yapıldı. Bugün Fakültemizin Dekanlığını yapan Sayın Prof. Dr. Günay Sarıyar’da bizim sınıfın kızlarından birisiydi. Törene katılarak bizleri onurlandıran İstanbul Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Mesut Parlak’ da bizim sınıfın eniştesidir. Güzel tören, boğazda yapılan gemi turu ve gece gemide yenen müzikli akşam yemeği ile sonlandı.
Öğrencilik yıllarımızın efsane hocaları, o dönemin dekanı Prof. Dr. Kasım Cemal Güven, Prof. Dr. Nedime Ergenç’de hazır bulundular. Bu programı düzenleyen sevgili arkadaşımız Ecz. Müzeyyen Kaynak’a ve ona yardımcı olan Ecz. Müşerref Orhan Savaş’a teşekkürlerimi sunuyorum. Öğrencilik yıllarını amfilerde hep aynı sırada yan yana oturarak tamamlayan 4 Samsunlu arkadaş ( ben, Emrullah Alaman, Gülsüm Çakır Alaman ve adaşım Sadi Berker ) plaketlerimizi de birlikte alma onurunu ve güzelliğini yaşadık.
Törenlerde açış konuşmalarını yapan arkadaşlarımız ve hocalarımız sözlerine bizlerin 68 kuşağının ilk temsilcileri olduğumuzun altını çizerek başladılar. Gerçekten de bizlerin İ. Ü Eczacılık Fakültesinde okuduğu 1964- 1968 arası, 68 kuşağının salon toplantıları ile tam bağımsız Türkiye düşüncelerini oluşturduğu, tabir yerindeyse 1970 sonrası eyleme dönüşen hareketlerin mutfak çalışmalarının yapıldığı yıllardır.
Plaketini alan arkadaşlarımız fakülte yıllarından bir anısını anlatarak hepimizi yeniden o günlere götürüyordu. Ta ki Ecz. Ümran Uzbek arkadaşımızın konuşmasına kadar. Mezuniyetten sonra bir müddet fakültede asistanlık yapan Ümran Uzbek, daha sonra DEVA İlaç Sanayinde üst görevlere kadar yükselerek eczacılığın sanayi sektöründe yer aldı. Sanırım uzun yılar sanayinin içersinde olmasının nedeniyle plaketini aldıktan sonra eczacılıkta yaşanan değişim ve dönüşüm konularını içeren uzunca bir konuşma yaptı. Eczacılığın dar bir boğazdan geçtiği ve mesleğimizin elimizden alınmasına çalışıldığı bir dönemde söyledikleri, bu meslekten gelecek bekleyen genç meslektaşlarım adına beni rahatsız etti.
Plaket alma sırası bana geldiğinde, ben de aşağıda ki konuşmayı yapmak zorunda kaldım. Genç meslektaşlarımın duyması ve mesleklerine sahip çıkmaları adına daha dikkatli olmaları için bu
konuşmamı sizlerle de paylaşmak istedim.
KONUŞMAM ÖZETLE ŞÖYLEYDİ;
Bu gün meslek yaşamımın en mutlu günlerinden birisini yaşıyorum. Ancak bu mutluluğum dahi, 68 kuşağı eczacısı olmamın ve yıllarca meslek kuruluşlarında görev almamın bana yüklediği sorumluluğun gereği olarak, mesleğimizin elimizden alınmaya çalışıldığı dönemde bazı gerçekleri söylememe engel olmamalı diye düşünüyorum. Özellikle de meslektaşım Ecz. Ümran Uzbek’in yaptığı konuşma sonrası, bu biraz da zorunluluk haline geldi.
Biraz önce Türkiye’de 24.000 eczacının bulunduğu söylendi. Ben inanıyorum ki, bu sayının 20.000 civarında ki bir bölümünü bu meslekten gelecek bekleyen genç meslektaşlarım oluşturuyor. Bizim kuşak artık işin sonuna geldi. Ancak üzülerek söylemek isterim ki, bizler arkamızdan gelen genç meslektaşlarımıza sağlam
temellere oturmuş bir meslek bırakamadık. Bu konuda çok ciddi bir vebal taşıdığımızı sanıyorum.
Uluslar arası ilaç tekellerinin İMF destekli baskıları sonucu, mesleğimiz eczacının elinden alınarak büyük sermaye gruplarına teslim edilmeye çalışılıyor. Dış dayatmalar sonrası yanlış bir zamanlama ve gerekli koruma düzenlemeleri yapılmadan kabul edilen kapitülasyon niteliğinde ki “Gümrük Birliği Yasası” ile önce tüm yerli sanayi ile birlikte yerli ilaç sanayi çökertildi. Dünya ilaç tekelleri, ilaçta patent yasasını da diğer ülkelere tanınan uzun geçiş sürecini dahi tanımadan dayatılması sonucu, 90’lı yıllarda önemli oranda yerli üretim yapar hale gelen yerli ilaç sanayimizin hemen hepsi, bu gün dünya ilaç tekellerinin ürünlerini pazarlayan şirketler haline geldi. Böylece yerli ilaç üretimi bitirildi.
Sıra eczane sektörüne gelmişti. Değişim ve dönüşüm adı altında mesleğimiz elimizden alınıyor. Önce zincir eczanelerin alt yapısı oluşturulmaya çalışıldı. Şimdi hastane zincirleri ile sağlık sektörü hızla özelleştiriliyor. İlacın hastaya sunumunun da bu yolla yapılmasının modelleri çiziliyor.
İşin acı yanı bu süreçte mesleğimizin daha iyi yerlere taşınması için görev verdiğimiz Türk Eczacılar Birliği Yönetimleri ile onlara şartsız destek veren bazı eczacı odalarımız da bu dönüşüme seyirci kaldılar. Hatta TEB’in başındakiler siyasi ikballeri adına mesleğimizin altını oyanlarla kol kola girerek mesleğimize ihanet ettiler ve bu kötü gidişi hızlandırdılar.
Eczaneler devletin artık tek alıcı haline gelmesi ile devlete bağımlı hale geldi. Düşürülen kar payları, fiyatı düşürülen ilaçların fiyat farklarının ödenmemesi, reçete bedellerinin gecikmeli ödenmesi ile eczane eczacısı ekonomik çıkmaza sokuldu. Eczane iflasları, buna bağlı eczacı intiharları sıkça yaşanmaya başladı.
Büyük sermaye güçleri karşısında rekabete dayanamayan kendi kuruluşlarımız olan ecza kooperatiflerini de büyütüp yaygınlaştıramadık. Geleceğimizin sigortası olarak görülen bu kooperatiflerimize bizlerde yeterince sahip çıkamadık. İlaç dağıtımının üç büyük sermaye grubunun eline geçmesi ile ödeme sıkıntısına düşen birçok eczanenin bazı depoların eczanesi haline geldiği, eczacıların artık eczanesinin sahibi değil mesul müdürü olarak çalıştırıldığı, muvazaa yolu ile bir tür zincir eczanelerin oluştuğu ve bu sayının 400’ lere ulaştığı söylentileri yaygınlaşmaya başladı. Bazı eczacı odalarımızın hala büyük bir aymazlıkla mesleğimizi elimizden almaya çalışan bu sermaye gruplarının sponsorluğu ile etkinlikler yapması son derece üzücüdür.
İşte bu nedenle, yıllardır bir türlü bankolarımızın arkasından çıkarak mesleğimizin geleceğinin şekillendirilmesinde rol almadığımız, oda yönetimlerine destek vermeyip günlük çıkarlar için birbirimizle didiştiğimiz ve güç şartlarda kurulan öz kuruluşlarımız olan ecza kooperatiflerini desteklemediğimiz için suçluyuz.
İlacın eczane dışına taşınarak tüketiminin hızlandırılması ve denetimlerden kaçırılması çalışmalarına, hem mesleğimiz hem de ülkemiz çıkarları adına çok ciddi direnişler göstermeliyiz. Değişim, dönüşüm adı ile ilaç dağıtımının sermaye gruplarına devrine karşı, tüm eczacı odalarımızın ortak çalışma yürütmesi ve TEB’in bunlara öncülük etmesi genç meslektaşlarımızın geleceği açısından şart haline gelmiştir.
Sevgili genç meslektaşlarım, kafalarınızı 25 metrekarelik eczanelerinizin dışına çıkartıp olanı biteni iyice gözleyiniz. Günlük hesapları bırakarak mesleğinize sahip çıkınız. Bizim kuşak çok önemli işler yapmış olsa da, mesleğimizin geleceğini sağlam temellere oturtamadı. Bu nedenle böylesine mutlu bir günde bunları söylemeden geçemedim. Tüm meslektaşlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 25 Mayıs 2008 SAMSUN
Ecz. SADİ SUBAŞI
DENİZ ECZANE OPTİK
Gazi cad. NO: 66 Samsun
Tel: 0 362 4311417