Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

AAA… Cambaza Bak, Cambaza

AAAA…. CAMBAZA BAK CAMBAZA!

Toplumumuzda çok bilinen kandırmaca vardır. Günümüzde unutulmuş olan bir zamanların en büyük eğlencelerinden birisi olan ip cambazlarının heyecan veren düşme numaraları, çocukları adeta hipnotize ederdi. Sanıyorum o nedenle, birilerinin gözünden bir şey kaçırılmak istendiğinde, “ cambaza bak” deyimi kullanılır olmuştur.
Üzülerek söylemek gerekirse, günümüzde bu taktik uygulaması inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Ülkemiz üzerinde çıkar hesapları olan AB devletleri ve ABD’nin kurguladığı birçok senaryo işte bu metotla halkın gözünden kaçılmaktadır. Dış güçler ve içimizde ki işbirlikçileri tarihin hiçbir döneminde görülmemiş şekilde ülkemiz üzerinde ki hesaplarını gerçekleştiriyorlar. Bu süreci kısaca hatırlamakta yarar görüyorum.
Türklerin Anadolu’ya geçtiği dönemden başlayarak tarihin tüm dönemlerinde, özellikle de İstanbul’un fethinden sonra Avrupa’yı bir Türk korkusu ve Türk düşmanlığı sarmıştır. Kim ne derse desin bunun en büyük nedeni, Müslümanlığın yaygınlaşmasını sağlayan milletin Türkler olmasından kaynaklanmıştır. Haçlı seferleri Türkleri Anadolu’dan atmak için yapılmamış mıdır? Haçlı seferleri ile başarılı olamayan Avrupa bunun üzerine yöntemlerini değiştirmiştir. Avrupa içlerine ve Afrika’ya kadar uzanan Osmanlı İmparatorluğunun bu hegemonyasını yok etmeyi kafasına koyan Avrupa’nın yeni yöntemi, sinsi bir politikalarla Osmanlıyı içeriden parçalamak olmuştur.
Bu politikalarla hızla çökertilen Osmanlı İmparatorluğunun paramparça edilişini Sevr’de perçinleyerek, tam da emellerine ulaştıklarını sandıkları sırada karşılarına dikilen Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşları, yapılan bütün hesapları alt üst etmiş ve silahla kazanılan zaferi LOZAN’DA da siyaseten de perçinlemiştir. Artık Osmanlının küllerinden yaratılmış ve yüzünü çağdaş dünyaya çevirmiş yepyeni bir Türk Devleti vardır. Lozan’ı içine sindiremeyen Avrupa, o gün açık açık söyledikleri gibi verdiklerini birer birer geri alma politikalarını devreye sokmuştur. Ne yazık ki, bu politikalarında da başarılı olmuşlardır. Etnik zenginliklerimizin kışkırtılması sonucu yaratılan Ermeni sorunu, yıllardır Güney Doğu Bölgemizde süren Kürt ayaklanması yanında, bir dönem kaşınan Sünni-Alevi ayırımcılığı ülkemiz içersindeki iç barışı ciddi boyutta bozmuştur. Bugün ise akıl almaz bir suni gündemi ile toplum türban kavgasına odaklandırılmıştır. Sonuçta toplum neredeyse inananlar-inanmayanlar olarak kamplara ayrılmaya başlamıştır.
Anayasal kuruluşlarımıza tarihimizde görülmemiş bir pervasızlıkla saldırılmakta ve bu kurumlar tartışılır hale getirilmeye çalışılmaktadır. Büyük önder Mustafa Kemal’in hedef olarak gösterdiği çağdaşlaşma amacı ile içinde yer almaya çalıştığımız AB, tarihi amaçlarını gerçekleştirmek için bu isteğimizi fırsat olarak görmekte ve her gün yeni bir dayatma ile bir şeyler kopartmaktadır. Ülkemiz neredeyse AB komiserlerinin verdiği talimatlarla yönetilir hale gelmiştir.
Biz kendi içimizde “türban” ile yatıp kalkarken ve “cambaza bak, cambaza” taktiği ile SEVR’İN maddeleri birer ikişer dikte ettirilmeye başlamıştır. İşin asıl acı yanı, bu ülkeyi çağdaş yaşama taşıyan laik düzenin yıkılmasını hedef haline getiren içimizdekilerin bu sevdaları uğruna, ülkemiz üzerinde oynanan dış odaklı oyunlara göz yummalarıdır.
Her ülkenin vazgeçilemez kurumları vardır. Bunlar ülkeler için hem stratejik yönden korunması gereken kuruluşlardır, hem de ülkenin bütçesine önemli katkılar sağlarlar. Biz ne yapıyoruz? Kafamızın arkasında sakladığımız yeni bir düzenin gerçekleştirilmesi adına verilen küçük ödünler karşılığında, dış güçlerin çıkarları doğrultusunda elimizde ki tüm değerli milli kuruluşlarımızı özelleştirme adına onlara devrediyoruz.
Stratejik önemi olan ve hiçbir ülkenin kesinlikle özelleştirmediği, kar eden,“Telekom” ve “Tüpraş” yanında bankalarımız da yabancı sermayenin eline geçmeye başlamıştır. Bir gün bu bankalarda ki hesapların dış güçler tarafından dondurulduğu düşünün. Bu ülkede neler olacağını o zaman daha iyi anlarsınız. İnsanı korkutan bir başka örnek, ETİBANK özelleştirmesidir. TMMOB Çevre Mühendisliği Odası İstanbul Şubesinin açıklaması doğru ise, hepimizin şapkamızı önümüze koyup “ne oluyor? “ diye yüksek sesle haykırmamız gerekir.
İddiaya göre 9 TRİLYON DOLAR, YANLIŞ OKUMADINIZ, 9 MİLYAR VEYA 9 MİLYON DOLAR DEĞİL, TAM 9 TRİLYON DOLAR DEĞER BİÇİLEN ETİBANK, SADECE VE SADECE 40 MİLYON DOLARA ABD’YE SATILIYORMUŞ. ETİBANK neden bu kadar önemli? Çünkü Etibank’ın bünyesinde BOR MADENİ de var. Bor ile çalışan araba üretimi arifesindeyiz. Bu konuda tam 600 proje lisans almış. Dünyanın geleceği BOR. BOR madeninin dünya rezervinin %70 bizde. İşte bu bor için herkes ETİBANK’IN peşinde. Biz türbanla ve Anayasa Mahkemesi’ni nasıl çökertiriz ile uğraşırken, bu ülkenin geleceğinin garantisi olan bir milli servet daha elimizden uçmak üzere. Bu tam anlamıyla “Cambaza bak, cambaza” uyutmasıdır.
Ülkemizin son altı yılda yaptığı dış borç Cumhuriyet döneminin toplam borcundan fazla ise, ihracatımızın arttığı ballandıra ballandıra anlatılırken, ithalatımız tavana vuruyorsa ve dış ticaret açığımız hızla büyüyorsa bu milli kaynaklarımızı korumak daha da zorlaşacak gibi gözükmektedir.
Ülkemizde ki bu oluşumları ülkesini seven herkesin çok iyi izlemesi gerekir diye düşünüyorum. İyi haftalar dileğiyle… 15 Haziran 2008
SADİ SUBAŞI