Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Termik Santral Sevdasının Nedenleri

TERMİK SANTRALLER TÜRKİYE’NİN İHTİYAÇ MI?

Hükümet yetkililerinin son aylarda en çok kullandığı söylemlerin başında, Türkiye’nin enerji merkezi olacağı sözleri geliyor. Bu arada Enerji Bakanı da kömür rezervlerimizi adeta yeniden keşfediyor.
Alt yapısı oluşturulmadan yanlış bir zamanlama ile imzalanan AB “Gümrük Birliği Anlaşması” ile yerli sanayinin çökertildiği, yatırımların son altı yılda tamamen durduğu ülkemizde ki bu enerji üretim merakını anlamak mümkün değil. Gerçekten de ülkemizin bu çapta enerji ihtiyacı var mı? sorusu akılları karıştırıyor.
Gerek dünya da ve gerekse ülkemizde tırmanan ekonomik kriz, önümüzde ki yıllarda da büyük boyutlu ve enerji ihtiyacını artıracak yatırımların yapılamayacağını gösteriyor. Tüm bu gerçeklere rağmen Türkiye’de önemli sayıda enerji santrallerinin yapımı gündeme geliyor. İşte bu çerçeve de Karadeniz, Ege ve Akdeniz sahillerinde kömürle ve doğal gazla çalışacak tam 50 termik santral kurulumu için çeşitli firmalara lisans verildiği açıklanıyor. Bu sayıya kurulacak rüzgâr, hidroelektrik ve nükleer santraller de dâhil edildiğinde, deyim yerindeyse Türkiye gerçekten de enerji merkezi olacak demektir. Enerji santrali piyangosunun çıktığı şanslı! kentlerden belki de ilk belli olan il Samsun. Çok şükür, Enerji Bakanı gibi, bizim de bu konuda öncülük yapan ve Samsun’un da bir enerji merkezi olacağı müjdesini Samsunlulara her fırsatta duyuran milletvekillerimiz var. Tabii elimizden kaçırılırken hiçbir milletvekilimizin sesinin çıkmadığı Samsun-Ceyhan Petrol Boru hattını görmezden gelirsek.
Termik santrallerin özellikle de kömürle çalışacak olanları için en önemli şey yer seçimidir. Üzülerek söylemek gerekirse bu konuda yetkililerin titiz davranmadığı ve yer seçimini yatırımcıların insafına ve çıkarlarına bıraktığı görülmektedir.
Aslında termik santral kâbusu Samsunlular için yeni bir şey değildir. Bilindiği gibi Samsunlular 2002 yılında adı mobil kendisi sabit olan 6 numaralı fuel oille çalışacak iki adet termik santrali kucaklarında bulmuşlardı. Sivil toplum kuruluşlarının inatla sürdürdüğü direniş sonucu yargı kararı ile bu santraller kapattırılmıştır. Henüz Mobil Santral davası kesin çözüme bağlanmamışken, Türkiye’nin en verimli ovalarından birisi olan Çarşamba Ovasına ve Yeşilırmak’ın denize döküldüğü yerde, bir kısmı doğal gazla, bir kısmı da ithal kömürle çalışacak altı adet termik santral yapımının gündeme getirilmesi akıllara durgunluk verecek bir yanlıştır. Yine üzülerek söylemek gerekirse işin asıl düşündürücü yanı, dün muhalefetteyken mobil santralleri kapatma sözü veren bazı milletvekillerimizin bugün bu santrallerin bayraktarlığını yapıyor olmasıdır.
Karadeniz Bölgesinde Samsun dışında kömürle çalışacak termik santral kurulacak bir başka yer de, Karadeniz’in şirin turizm beldesi Amasra’dır. Bugün bütün Amasra ayaktadır. Her gün yaygın basında Amasralıların direnişi ile ilgili bir haberler görüyoruz. Artan tepkiler karşısında Çevre Bakanı Sayın Veysel Eroğlu, “ yetkili uzmanlarımız yeni bir araştırıyor” Diye açıklama yapmak zorunda kalıyor. Bir de Samsun’a bakınız. Bu belayla 6 yıl önce tanışan Samsun, kent yöneticileri ve siyasetçileri olmadan bir avuç sivil toplum kuruluşunun direnişi ile büyük bir zafer kazanıyor. Bu kanser odakları yargı yolu ile mahkûm ettiriliyor ve kapattırılıyor. Bir türlü Türkiye gündeminde yokuz. Bir küçük ilçe Türkiye’yi ayağa kaldırıyor, 1,5 milyonluk Karadeniz’in en büyük ili Samsun’un sesi duyulmuyor. Hem de elimizde kapı gibi bir yargı kararı olduğu halde. Neden? Çünkü bu kentin gelecekte yaşayacağı bu belayı önlemek için Amasra’da olduğu gibi ne bir kent yöneticisinden, ne de bir tek siyasetçisinden destek yok. Tersine bayraktarlık yapan siyasetçileri var.
Tekkeköy ve Çarşamba Ovası’nda yapılacak ve bir kısmı kömürle çalışacak tam 6 tane termik santralden bir tanesi her türlü hazırlığını bitirdi ve başlamak için uygun zemini bekliyor. Tek çekindikleri sivil toplum kuruluşlarının göstereceği tepki.
Çok net gözüken bir elektrik açığı söz konusu değilken, bu enerji üretme merakı ve telaşının nedeni ne? Sanıyorum bu sorunun cevabı aşağıda ki açıklama da gizlidir. Şimdi bu ülkenin nasıl bir kuşatılmışlığın içersinde olduğunu gösteren bir veriyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Türkiye’nin elektrik enerjisi üretim ve tüketiminde söz sahibi olan sivil toplum kuruluşu ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL BAŞKANLIĞI’NIN verdiği bilgiler, bu enerji sevdasının nedenini çok güzel açıklıyor. Türkiye’nin elektrik üretimi, bir diğer deyimle kullanılabilir kurulu gücü 41.000 megavattır. Buna karşılık tüketimin en yüksek olduğu saatler esas alınarak yapılan ölçümlere göre tüketilen en yüksek elektrik miktarı 29.700 megavattır. Elektriğin depolanamayan bir enerji şekli olduğu biliniyor. Yani şu anda ihtiyacımızdan daha çok elektrik üretimine hazır “kurulu gücümüz” olduğu bir gerçektir. Hadi önümüzde ki günleri düşünerek bunu biraz daha üretimi artırma hazırlığı diye düşünelim. Ama düşünülen üretim çok büyük. Yeni yapılacak sadece bu 50 termik santralin gücü, şuan da sahip olduğumuz üretimin yarısından fazla ve 23.000 megavattır. Depolanamadığına göre bu kadar fazla elektrik üretimi neden? Bu sorunun muhtemel cevabı, artık Avrupa’nın elektrik üretimi yapan santrallerin yarattığı kirlilikten kurtulmaya çalışıyor olmasıdır. Ülkemizin enerji merkezi haline getirilmesinin altında yatan en büyük neden de bu olsa gerek. Sonuçta ülkemiz Avrupa’nın elektrik ihtiyacını karşılayacak bir kirlilik cenneti haline getiriliyor. Bu veriler yalanlanmadığı sürece asıl nedenin bu olduğunu kabul etmek durumundayız.
Oysa elektrik enerjisinin büyük bir bölümünün anlaşılmaz bir şekilde dış kaynaklı doğal gazla üretildiği ülkemizde, amaç öz kaynaklarımız olan hidroelektrik, rüzgâr ve yer seçimi doğru yapılmış yerli kömürle elektrik üretilmi olsa, kimsenin buna itirazı olamaz. Kaldı ki, kömürle çalışacak santrallerin bir kısmının ithal kömürle çalışacağı da bilinmektedir.
Son altı yılda yapılan dış borç, tüm Cumhuriyet döneminde alınanları ikiye katlamışsa ve ithalatımız ihracatımızı katlamaya başlamışsa ve dış ticaret açığı tüm dönemlerin rakamlarını sollamışsa, elde satılacak çok şeyde kalmamışsa, elektrik üretiminden gelecek taze para uğruna, ne halkın sağlığının ne de turizm ve tarım alanlarının önemi kalır. Bir dip notu da hatırlatmak da fayda var. Bu santraller çok az sayıda işgücü kullandığı için, işsizlik sorununa da bir çare olmayacaktır. Görülen o ki, ülkemiz geleceğini yok edecek bir yanlışla karşı karşıyadır. İşin özeti de bu sanıyorum. Başka yoruma gerek var mı?
İyi haftalar.. 22 Haziran 2008
SADİ SUBAŞI,