ÖLÜMÜNÜN 70. YILINDA YAŞAMAYI SÜRDÜREN
BÜYÜK LİDER. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK…
Bugün, Laik ve Çağdaş bir Hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önder MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN aramızdan ayrılışının 70. yılı. Koyduğu ilkeler ile yüzünü çağdaş dünyaya dönmüş ülkemize hala ışık tutan bu büyük insanı saygı ve minnetle anıyorum.
Düşününüz, eğer bütün dünya tarafından tartışmasız 20. yüzyılın en büyük lideri seçilen bir lider, koyduğu ilkeleri ile 21. yüzyılda da yaşamayı sürdürüyorsa, o insanın önünde ancak şapka çıkartılır.
Babasız ve sıkıntılarla dolu geçen çocukluk yaşamı sonrası, kendi başına verdiği kararla askeri okula giderek kendisini ulusunun kurtuluşuna adayan bu büyük insan, yaşamının 2/3 ünü cepheden cepheye koşarak geçirmiştir.
Tüm dünyayı hayran bırakan muhteşem meydan savaşı zaferi ile Türklerin elinde ki son vatan toprağı ANADOLU’YU düşman işgalinden temizleyerek üzerinde kurduğu LAİK VE ÇAĞDAŞ TÜRKİYE CUMHURİYETİ, O’nun bizlere bıraktığı en büyük armağandır.
Her şeyini ve umudunu kaybetmiş, düşman işgali altında inim inim inleyen bir ulusu ayağa kaldırarak, onlara aşıladığı kazanma inancı sonucu oluşturduğu halk ordusu ile her türlü yokluğa ve yoksulluğa rağmen bu büyük zafere imza atmıştır. Bugün özgürce inançlarımızı yaşabiliyorsak, bunu O’na borçlu olduğumuzu unutmamalıyız.
O, bir inanç ve dava adamıdır. O, hayatını bu millete adamıştır. Savaş sonrası kurduğu cumhuriyetten ölümüne kadar geçen 15 yıla gibi kısa bir süreye akıl almaz devrimleri sığdırmıştır. Bu kısa süreçte, yaptığı harf devrimi ile okur-yazar oranını %10’dan %50’lere çıkartmıştır. Yaptığı kıyafet devrimi ile ulusunu çağdaş dünya ile buluşturmuş, çok inandığı Türk kadınına Avrupa Devletlerinden çok önce seçme ve seçilme hakkını vermiştir. Din ile devlet ilişkilerini birbirinden ayırmış ve halkının dinini kendi lisanı ile öğrenmesinin kapısını açmıştır. Ne yazık ki, zamansız ölümü, O’na devrimlerini tamamlama şansını vermemiştir. Bu zamansız ölüm, ülkemiz açısından da büyük bir şanssızlık olmuştur.
Askeri alanda ki tartışılmaz dehasını devlet adamlığında ki başarıları ile taçlandırmıştır. Ülkesinin geri kalmışlık zincirini ancak üretmekle kırabileceği gerçeğini görerek, sanayileşme atağını başlatmış ve en önemli ihtiyaç maddelerini kendi imkânlarımız ile karşılamak için şeker fabrikalarını, Sümerbank ve mensucat sanayileri ile demir-çelik ve demiryolu atölyelerini kurmuştur.
Ulaşım sorununu çözmek için ülkemizi, dünyanın bugün dahi en geçerli ve ekonomik uygulaması olan demiryolu ağları ile örmeye başlamıştır. Sonra ki 70 yılda, o dönem de yapılan demiryolu ağına önemli bir ilave yapılamamış olması ülkemiz adına düşündürücüdür. Aradan geçen 70 yıl da ülkemizin dışa bağımlığını daha da artıran karayoluna mahkûm edilmesi yanlışı dahi, O’nun büyüklüğünü kanıtlayan bir başka yönüdür.
Geniş ve verimli ovalarımızda çağdaş tarımı öğretmek ve yaygınlaştırmak üzere örnek üretme çiftliklerini kurmuştur.
Büyük bir var oluş, yok oluş savaşından yeni çıkmış, elinde ve avucunda kalan son varlıklarını da savaşta tüketmiş, yokluk ve yoksulluk içersinde ki bir ülkeyi, 15 yılda yaptıkları ile bölgenin en saygın ülke haline getirişi, O’nu çağın adamı yapmıştır.
Üzülerek söylemek gerekirse, Atatürk’ün ölümünden sonra Ülkemizi yönetenler O’nun başlattığı devrimlerini sürdüremedikleri gibi, yaptığı devrimlere de sahip çıkamamışlardır.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 20. yüzyıla boşuna imza atmamıştır. İngilizlerin kışkırttığı ve topraklarımız da gözü olan Avrupa Devletleri’nin de desteklediği Yunanlıları denize dökerek ülkesini esaretten kurtaran bu büyük asker, zafer sonrası orduları ile İzmir’e girdiğinde, gönderde ki Yunan Bayrağını indirerek yerine Türk Bayrağını asan askerlerinin Yunan Bayrağını yere atmasına karşı koyarak, “ Bayrak bir milletin onurudur. Savaşı kaybetseler dahi onların onuru ile oynanmaz” diyebilecek çağdaş bir anlayışın sahibidir.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, esir aldığı düşman komutanına dahi saygı gösterecek kadar örnek bir askerdir.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, kazanılan savaş sonrası tüm dünyaya örnek olacak, “ Yurtta sulh, dünyada sulh” sözlerini söyleyecek kadar da savaş karşıtıdır.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, bozguna uğrattığı ülkelerin liderlerinin dahi hayranlığını kazanacak kadar büyüktür. Anadolu işgalinin asıl planlayıcılarından İngiliz Devlet Başkanı Churcil, Lortlar Kamarası’nda kaybedilen savaştan ötürü kendisini sorgulayan meclis üyelerine karşı kendisini savunurken, “ Her yüzyılda bir dahi çıkar, bu savaşta karşımızda yüzyılı dâhisi MUSTAFA KEMAL vardı” diyecektir.
Bilindiği gibi, işgalci ülkeler tarafından okyanus aşırı ülkelerinden getirilerek Gelibolu’da savaş alanına sürülen binlerce lejyoner askerde, genç yaşlarında 200.000 şehidimizle birlikte hayatlarını kaybetmiştir. Çanakkale Zaferi sonrası, bu topraklarda yaşamını yitiren yabancı asker ailelerine, “ Onlar artık bizim çocuklarımız, onlara bize emanet” diyebilecek bir sevgi ve hoşgörü sahibidir, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.
“ MUSTAFA FİLMİNDE” , O’nun Özel yaşamını anlatıyorum diyerek kendisini savunan Can Dündar’ın, “İNSAN ATATÜRK’ÜN” bu insani yönlerini ıskalaması tesadüf olabilir mi?
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, Nutuk’ta ve daha sonra çeşitli ortamlarda ulusuna ve çok güvendiği gençlere verdiği mesajlarla, sanki o günden bugünkü olanları görmüştür. Lütfen çeşitli söylevlerinden aldığım şu alıntılara dikkat eder misiniz?
“Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacakları meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.”
Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin: Hiç kimseyi aldatmayacaksın. Ülken için gerçek amaç ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna karşı direneceksin. Önüne sonsuz engeller de yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın.
Bundan sonra da sana “büyük” derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin.
“Efendiler!
Türk milleti, kendini ve memleketin
yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak
isteyen bozguncu, alçak, vatansız
ve milliyetsiz beyinsizlerin
saçmalamalarındaki gizli ve kirli
emelleri anlamayacak ve onlara hoşgörü
gösterecek bir topluluk değildir.”
Efendiler!
Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık,
Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanmıştır.
Artık düzelmek için, mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi.
Hâlbuki, hangi istiklal vardır ki Ecnebilerin planları ile yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.
Ve hepsinden daha önemli mesajları, “ GENÇLİĞE HİTABESİ’NDE”
vermiştir. Bu hitabe başta gençlerimiz tarafından olmak üzere, ülkesini seven ve bu ülkenin bir kez daha o karanlık günleri yaşamamasını isteyen herkes sık sık okunması gereken bir başucu söylevidir.
Bakınız şu söyledikleri sanki son dönemlerde yaşadığımız aymazlığın uyarılarıdır.
Büyük Önder, GENÇLİĞE HİTABE’SİN de neler söylemiştir.
…….. Bir gün İstiklal ve Cumhuriyeti korumak mecburiyetine düşersen, göreve atılmak için, içinde bulunacağın durumun imkân ve şartlarını düşünmeyeceksin.
Bu imkân ve şartlar çok müsait olmayan şartlarda önüne çıkabilir. İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada örneği görülmemiş bir galibiyetin temsilcisi olabilirler.
….. Bundan daha elim ve vahim olmak üzere ülkenin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi çıkarlarını düşmanların siyasi emelleriyle birleştirebilirler.
Millet açlık ve yoksulluk içinde harap ve bitkin düşmüş olabilir.
EY! Türk genci, işte bu ortam ve şartta dahi vazifen Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır.
Bunları o günlerden görüp söyleyebilen bu büyük Lidere, çıkarları zedelenecek yabancı odakların saldırması ve O’nu gözden düşürecek organize işleri düzenlemelerini yadırgamamak gerekir. İşin asıl acı tarafı, O’nun işaret ettiği içimizde ki aymazların son dönemlerde ortaya çıkarak başlattığı MUSTAFA KEMAL’İ yıpratma çabalarıdır.
Tabi ki, ulusuna verdiği öğütlerle kenetlenmesini sağlayan Büyük Önder’in koyduğu ilkeler ( Kemalizm), ülkemiz ve bölgemiz üzerinde hesabı plan AB’ de, ABD’ de rahatsız edecektir. Türkiye’ye O’nu ve İlkelerini kaldırma çağrısı yapmaları da boşuna değildir.
Ama yabancıların istekleri doğrultusun da onlarla işbirliği içersinde, ülkemizde sürdürülen Atatürk düşmanlığı ve buna çanak tutan sözde aydınların çabaları, ülkemizin geleceğine ihanet seviyesine çıkmıştır.
Böylesine büyük işler başarmış bir insanın hayatını didik didik ederek açığını arayanların bulabildikleri iki şey, her normal insanın yapabildiği gibi içtiği sigara ile içki ve yine her insanın başına gelebilecek mutsuz bir evliliği ile ilgili abartılı yaklaşımlardan öteye geçmemektedir.
O günden bu günlerde olabilecek ihanetler için uyarı yapabilen bir lidere, daha o günlerde yapılan suikastın sorumlularını doğal olarak yargılatması dahi bu gün amacından saptırılarak yıpratma aracı olarak kullanılmaktadır.
O’nun büyüklüğü de, bu kadar acımasız ve yorumlara dayalı saldırıların O’nu insanımızın gözünde daha yüceltmesidir.
“MUSTAFA” Filmini seyreden çok sayıda dostum, “ATATÜRK gözümde şimdi daha büyüdü” diyorsa, O’na saldıranların artık çok daha iyi düşünmesi gerekir.
Kim ne derse desin, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, her geçen gün daha çok aranan ve gittikçe büyüyen bir liderdir. Böyle Önder tabii ki eleştirilecek ve O’na saldıranlar her zaman olacaktır.
Gözüken O’dur ki, ülkemiz son dönemlerde ki gibi çapsız ve şaibelere bulaşmış siyasetçilere mahkûm olduğu sürece, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 21. Yüzyıla da damgasını vuracaktır.
Bu millet sana minnettardır. Aramızdan ayrılışının 70. yılında manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum. Ruhun şad olsun. Rahat uyu ATAM…
İyi haftalar… 09 Kasım 2008
SADİ SUBAŞI