ERKENEKON DAVASI VE TÜRKİYE’DEN AYDIN
MANZARALARI.
SAM-SEV Başkanlığını yeni ve genç bir ekibe bıraktığım SAM-SEV Genel Kurul hazırlıkları nedeniyle bir süredir geciktirdiğim işlerim için geçen haftayı İstanbul’da geçirdim. İstanbul’da bulunduğum ilk günlerde Türkiye 12. ERNEKON şoku ile karşı karşıya kaldı. Soruşturma ve gözaltına alma operasyonları bu kez Samsun’a kadar uzanmıştı. Hedefte ki isim beklendiği gibi Ondokuzmayıs Üniversitesi Eski Rektörü Prof. Dr. Ferit Benay’dı. Nerede duracağı ve yargılamaların ne zaman başlayacağı dahi belli olmayan bir soruşturma ile neredeyse toplumun aydınlatılması için yazan, düşünen, kısacası elini taşın altına sokarak sorumluluk üstlenmiş gerçek aydınlar birer birer gözaltına alınıyor.
Başlangıçta silahlı darbe yapma hazırlıklarında oldukları gerekçesi ile emekli generallerin ve onlara destek verdikleri için laik ve çağdaş bir yaşamdan yana olan gazetecilerin gözaltına alınması ile başlayan süreç artık bilim adamlarına kadar uzanmış bulunuyor.
Özellikle de son soruşturma ve göz altıları kapsamında iş, “Kızları okula gönder kampanyasının” yöneticisi Sayın Tijen Mergen’e ve bir bilim kadını ve insanlık abidesi Sayın Prof. DR. Türkan Saylan’a kadar vardırılınca kafalarda ki soru işaretleri arttı. Yakalandığı amansız hastalığa direnerek verdiği yaşam mücadelesini bu ülkede okumamış genç kız kalmamasına adamış bu inanç abidesi muhteşem bilim kadınına atılan çamurlar bu ülkeyi seven herkesin içini kanatmıştır.
Sayın Taylan, bir yandan bu amaçlar için kurduğu ve Başkanlığını yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinde gençlerin eğitilmesi için çaba harcayan, diğer yandan herkesin köşe bucak kaçtığı CÜZZAM hastalığını ülkemizden silmek için yıllarca onlarla iç içe yaşamayı göze alacak kadar cesur ve fedakâr bir bilim kadınıdır. Evinde ki aramalar sonrası ilaç alması için kaldırıldığı hastaneden çıkarken söyledikleri ise, “Ülkenin nereye sürüklendiğini göremeyerek bu ülkeye bir şey olmaz” diyen, hatta bu söylenenleri “Paranoya” olarak niteleyen aydınlarımıza! Bir tokat gibiydi. Burs verdiği binlerce öğrenciye ait kayıtların alınması ile bu öğrencilerin burslarını alamayacak oluşuna tepki gösteren Sayın Prof. DR. Türkan Saylan hastane çıkışında, “ Bana yeni bir sorumluluk yüklediler, o nedenle biraz daha yaşamak zorundayım” diyordu. Bu ERGENEKON DAVASI nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın inanıyorum ki, bu sözler bu davanın simgesi olarak tarihe geçecektir.
Oysa, bugün bu güçlü iradeyi sergileyen bilim kadının daha bir ay kadar önce, aldığı kemoterapi tedavisinin verdiği sıkıntılardan bıktığı ve kaçınılmaz sonunu bildiğinden olacak, doktorlarına “Artık bu tedavimi durdurun” diyecek kadar yaşam mücadelesinde yorgun düştüğü bilinmektedir.
Bu soruşturmanın uygulanış biçimi de artık çok tartışılmaya başlamıştır. Baro başkanları ve yasa yapıcı bilim adamları da bu yanlışa değinerek hukukta asıl olanın “Delilden suça gitmek” olduğunu, oysa bu davada “Yaratılan zanlıları arayarak delil bulunmaya çalışıldığını, toplanan evraklar üzerinden delil yaratıldığını ve bunlarla bağlantı kurularak başkaları da soruşturma kapsamına alınmaktadır” demektedirler.
Hatta İstanbul Büyükşehir Başkanlığı sırasında Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın hukuk danışmanlığını da yapan ve son Türk Ceza Kanunu hazırlayan komisyonda da görev alan bir hukukçunun dahi, kaçması düşünülemeyecek bilim adamlarının gözaltına alınarak sorgulanmasının yasanın ruhuna uygun bulmadığını söylüyor olması düşündürücüdür.
Ergenekon soruşturması başlayalı iki yıla yaklaşmıştır. Henüz yargılamalar başlamamıştır. İçerdekiler kaderleri ile baş başa kalmaktadır. Üzülerek söylemek gerekirse onlar ne ile suçlandıklarını dahi tam bilemeden cezaevinde tutulurken dünya dönmekte ve ateş düştüğü yeri yakmayı sürdürmektedir. Toplum tüm aymazlığı ile vur patlasın çal oynasın yaşantısını sürdürmektedir. Çağdaş bir ülkede yaşamanın yarattığı olanaklarla olanın bitenin farkında dahi olmayan insanlar eğlence yerlerinde gününü gün etmeyi sürdürüyor.
Gün geçmiyor ki, belediyeler kanalı ile yapılan yeni bir ihale soygunu konuşulmasın. Almanya’nın mahkûm ettiği ve asıl suçluların Türkiye’de olduğunu söylediği meşhur “ DENİZ FENERİ DOSYASI” bir türlü açılamıyor.
Nasıl bir temizlik operasyonudur ki bu ERGENEKON DAVASI içersinde bir tane ihale soyguncusu, bir tane devlet kasası hortumcusu, bir tane suçlanan siyasetçi yok. Bunları açıklayacak nedenler ortaya konulmalıdır. Aksi halde, bu dava Susurluk türü adi suçlularla aynı kefeye konan çağdaş ve Atatürk İlkelerine bağlı Türkiye isteyenlerle sınırlı kalırsa tartışılmaya devam edecektir.
Tanrım bu ülkeye o kadar cömert davranmış ve öylesine güzellikleri bir arada vermiş ki, hep birlikte bunun tadını yaşamak varken toplumu birbirine düşüren, kamplara ayırıp aralarına kin ve intikam duyguları aşılayan uygulamalara isyan ediyorum. Zaman zaman askeri darbelerle, zaman zaman baskıcı rejimlerle bu ülke insanına layık görülen yönetim biçimini ve bu ülkeyi yönetenleri bu ülkenin insanları hak etmiyor.
Ekonomik özgürlüğümüzü ipotek altına sokarak dış güçlerin ülkemiz üzerinde ki baskılarına direnemez hale getirilişimize zemin hazırlayanları affedemiyorum. Dış baskılarla üretimden kopartılmış, tüketim ekonomisinin cenderesine sokulmuş ve İMF’ DEN alınacak borç için yalvaracak hale düşürülmüş bir ülkenin bir ferdi olarak olanları içime sindiremiyorum.
Bu ülkenin sahip olduğu olanakları kullanarak hızla üretime geçmesi ve özellikle lüks tüketimi terk ederek özüne dönmesi ve her kesimi ile çekilecek sıkıntıları göze alarak dik durmayı öğrenmesinin zamanı gelmişte geçmektedir. Bu anlayışı benimsemiş bir yönetim anlayışının bu ülkede söz sahibi olmadığı sürece, bu kötü gidişin düzelmesi ve dışa bağımlılığı her geçen gün artan bir ülkenin yarınlarının bugünlerden çok daha iyi olmasını bekleyemeyiz.
Bu Ülkenin insanlarının, İnanalar-İnanmayanlar, Laik-Antilaik, Türk-Kürt, Sünni-Alevi gibi ayrıştırılmadığı bir ülkede yaşamayı istemeleri en doğal haklardır.
Tutuklu bulunan aydınların yargılanmalarının en kısa sürede tamamlanarak özgürlüklerine kavuşması ve son derece tartışmalı bir hukuk sürecinden geçen ülkemizin bu süreçten kazasız belasız çıkması dileğiyle, iyi haftalar.
NOT; Geçen hafta Sevgili Rüştü Araboğlu Başkanlığında ki genç ve iddialı bir ekibe büyük bir gönül rahatlığı ile devrettiğim SAM-SEV Başkanlığı görevim sonrası yerel basında beni çok onurlandıran iki köşe yazısı yayınlanmış. Samsun’a dönünce bilgim olan bu yazıları için, Samsun sevdalıları Sevgili Süleyman Salur ve Sevgili Yücel Türe’ye teşekkürlerimi sunuyorum. Gelecek haftaki köşe yazımda bu dostlarımın yazılarından alıntılar yaparak bazı önemli değerlendirmelerimi sizlerle de paylaşacağım.
SADİ SUBAŞI