Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

Sivil Toplum Kuruluşlarının Önemsenmemesi Felaketlere Zemin Hazırlıyor.

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ÖNEMSENMEMESİ
SORUNLARA VE FELAKETLERE ZEMİN YARATIYOR.

Geçen hafta ki köşe yazımın ilk bölümünü Sivil Toplum Kuruluşlarının Türkiye’de ki algılanış biçiminde ki yanlışa değinmiştim. Özet olarak da, Türkiye’de yerel ve genel yönetimlerin çağdaş demokrasilerin olmazsa olmaz kuruluşlarından birisi olan sivil toplum kuruluşlarının birikimlerinden faydalanmak yerine, onları rakip gibi gördüklerini belirtmiştim. Hatta bu kuruluşlarla projeleri paylaşmayı yetki bölüşümü gibi algılama yanlışına düştüklerini vurgulamıştım.
Daha yazımın üzerinden üç gün geçmeden sivil toplum kuruluşlarının önemini çok güzel açıklayan dramatik bir olay yaşandı. Sivil Toplum Kuruluşlarının uyarılarını dikkate almayan bir yönetim anlayışı, Bursa’da ki Şevket Yılmaz Devlet Hastanesinde 8 hastanın can verdiği yangın felaketine zemin hazırladı.
Yapılan uyarıların dikkate alınmadığı ve daha kısa bir süre önce de yangın tatbikatı yapıldığı açıklanan bu hastane de çıkan yangında, yoğun bakım ünitesi ile yeni doğan servisinde tedavi gören hastalardan 8 tanesi feci şekilde can verdi.
Bursa’da ki bu feci yangından hemen sonra hastanede inceleme yapan Bursa TMMOB ( Mimar ve Mühendis Odaları Birliği) inanılmaz teknik ve idari eksikler ile ihmal tespit ediyordu. Sadece birkaç tanesi dahi işin korkunç boyutlarını gösteriyordu.
Raporda, “Yangın Algılama Sisteminin” çalışmadığı, bu sistemi besleyen “akülerin” şarjlarının boş olduğu, “Mimari projeye aykırı olarak bazı mekân ve fonksiyonların yapıldığı”, Yoğun Bakım ve Yeni Doğan Ünitelerinde dumanı çekecek, “havalandırma tesisatının” çalışmadığı, “Kablo bacasından elektrik tesisatı ile yangını körükleyecek yanıcı oksijen gazı hattının birlikte geçirildiği” belirtilmiştir.
Sadece bu eksikler dahi öylesine önemli ki, bunun diyetini birilerinin mutlaka ödemesi gerekir. Ama biliyoruz ki, önceki olaylarda olduğu gibi aylar sürecek soruşturmalar sonunda olay unutturulacak ve ölen öldüğü ile kalacaktır. Oysa böyle bir olay sonrası dünyanın neresinde olursa olsun ilk etapta başhekim istifa eder, etmekle de kurtulamaz başta kendisi olmak üzere, sorumluluğu olan tüm yöneticiler yargının karşısında hesap veririler.
Yangın sonrası olay yerinde inceleme yapan Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ’ın yaptığı şanssız açıklama ise çok daha feci. “Yoğun Bakım Ünitesinde yatan iki hastanın zaten beyin ölümleri gerçekleştirmiştir, yapılan eleştiriler haksızdır” diyerek olayı hafife alan bir bakan, dünyanın hiçbir yerinde görevinde kalamaz. Ne yazık ki, bizim demokrasi anlayışımızda istifa kültürü yok. Zaten en büyük sorunumuz da bu değil mi?
Samsun cephesinden baktığımızda da, Samsun Tabipler Odası Başkanı Sayın Dr. Cem Şahan’ın açıklaması öne çıkıyor. Gerçek anlamda bir sivil toplum kuruluşu olmanın verdiği sorumluluk ile görev yapan Samsun Tabipler Odası Başkanı Cem Şahan her zaman olduğu gibi bu konuda da oda olarak yaptıkları ciddi bir çalışmayı açıklıyor.
Sayın Şahan, son yıllarda Samsun’da ki iki önemli hastanede can kaybına yol açan yangın çıktığını ve bir ay kadar önce Samsun Tabip Odası’nın açıkladığı 6 aylık çalışma raporunda, “Üniversite Hastanesi de dâhil kamu hastanelerinin AFET PLANININ bulunmadığının” vurgulandığını söylüyor.
Raporun 5. maddesinde ise, “İnceleme yapılan Samsun’da ki 7 kamu hastanesinde yangın söndürme araçlarının kullanıma hazır olmadığının, bunların yerleri konusunda sorumlu personelin dahi bilgisinin olmadığının” gözlemlendiği bilgisinin yer aldığını söylüyor.
Sayın Şahan sözlerinin sonunda çok acı bir gerçeği açıklıyor ve kamuoyuna ve kamu yönetimine sunulan bu rapor sonrasında, “Samsun’da ki sorunu tanımlama ve yok sayma süreci devam etmiştir.” Diyor.
Bu nokta da bir soruda ben sorayım. Cihazlara veya oksijene bağlı yaşam mücadelesi veren hastaların bulunduğu yoğun bakım üniteleri, acil boşaltım için seyyar donanıma sahip midir? Bu bölümlerin acil boşaltım için seçildikleri bölümler zemin kata veya çıkış noktalarına yakın mıdır? Özel boşaltım asansör veya özel taşıyıcıları var mıdır? Geçmiş yıllarda babamı bir hastane acilinde böyle bir ihmal sonucu kaybetmiş olmam nedeniyle, bu konuda ki eksikleri çok iyi bilenlerdenim.

Bursa yangını ve Samsun Tabip Odası’nın raporunda ki uyarıların sonrasında, Samsun kamu yönetimi gerekeni yapacak ve bu konuda kamuoyunu bilgilendirecek mi? Yoksa bu sütunlarda sorulan diğer sorular gibi cevapsız mı? Kalacak. Şimdi bekleyelim ve görelim.
Evet, Değerli okuyucularım. Sivil toplum kuruluşları sorunları gündeme taşıyor. Çözüm önerilerini sunuyor. Gerekirse yargı yolunu kullanıyor. Bizler bu köşelerde yazıyor ve tartışmaya açıyoruz. Peki, bu ülkeyi yönetmeye talip olan siyasi partiler ve onların il yönetimleri ne yapıyor? Bu konularda bir çalışmasını duyan var mı? Kent yöneticileri bunlara en azından bir açıklama yapma gereği duyuyor mu?
Çok gerilere gitmeye gerek yok. Son 3–5 yıla bir bakalım. “Mobil Santral”, “Teşvik Yasası” ve “Termik Santraller” sorunlarını Samsun Halkı’nın çıkarları doğrultusunda gündeme taşıyan ve çözümü için çaba sarf eden sivil toplum kuruluşlarına kent yönetimi ve kent siyasetçileri adına destek olunmuş mudur?
Bu kez gündemde ki son örnek, “RAYLI SİSTEM” ile ilgili endişelerdir. Samsun’da ki konuyla ilgisi olan en önemli sivil toplum kuruluşu konumunda ki TMMOB Mimarlar Odası Samsun Şube Başkanlığı, hazırladığı raporu Valilik Makamı ile Büyükşehir Başkanlığı’na sunmuştur. Ancak şu ana kadar kamuoyunu aydınlatacak herhangi bir açıklama yapılmadı. Samsun için son derece önemli bir proje olan “Raylı Sistemin”, bu kentte söz sahibi olabilecek kesimler tarafından hiç tartışılmadan ve son anda yapılan güzergâh değişikliği ile oluşan endişeler giderilmeden bir dayatma ile yapılmasında ısrar edilmesi kime ne kazandıracaktır?
Samsun’un geçmişi, günümüz Samsun’unu cadde, trafik, otopark ve çirkin yapılaşma gibi çözümü olmayan sorunlara mahkûm eden yanlış yönetim ve tercihlerle doludur. Çağdaşlıkla övünen günümüz yöneticilerinin aynı yanlışlara düşmesini kabul edemiyorum.
Bu kentte tabii ki yapılan çok doğru ve güzel işler var. Sadece bunları alkışlayıp yanlışları görmezden gelmek, bu kent adına yapılacak en büyük kötülüktür. Üzülerek söylemek gerekirse, son yıllarda dostluklar uğruna bu kentin sorunlarını konuşmaktan kaçınan bir anlayış tarzı oluştu.
Geçtiğimiz günlerde bir dost toplantısında çok sevdiğim ve önemsediğim bir arkadaşımın, “Raylı Sistem” konusu açıldığında ortaya koyduğu tavır beni korkuttu. Korkumun nedeni, Mimarlar Odasının çekinceleri söz konusu olunca, “Ben onların söylediği hiçbir şeyi kabul etmem, onlar her şeye karşılar” sözlerinin, artık bu kenti yönetenlerin de anlayış tarzı olmaya başlamasındandı.
Çünkü bu tepki, sivil toplum kuruluşlarının gündeme taşıdığı Samsun’un hemen hemen sorununda ortaya çıkıyor. Samsun ve Samsunlunun çıkarlarını korumak adına sivil toplum kuruluşlarının karşı çıktığı her olayda, “Bunlar her şeye karşı, bunlar yatırım düşmanı” söylemleri çağdaş demokrasi anlayışına hiç mi hiç yakışmıyor.
Ayrıca kent yönetimlerinin bazı uygulamalarına karşı çıkan sivil toplum kuruluşlarının, yargıya taşıdığı çoğu uygulamada yargı da bu karşı çıkış kararlarını onaylıyorsa, bu kenti yönetenlerin yeni bir değerlendirme yapması ve kendilerini sorgulaması gerekmez mi?
Bu kenti yönetenlerin inatlaşma ve dayatma yöntemleri yerine, iletişimi sıklaştırmaları ve gerektiğinde uzlaşma kültürünü devreye sokmaları çok mu zor acaba?
Uzlaşma yöntemi kent yönetimleri ile kent dinamiklerinin daha uyumlu çalışmasını sağlamaz mı? Oluşacak bu uyum ortamı da Samsunumuza olumlu yansımaz mı?
Ortak paydamız daha güzel ve sorunsuz bir Samsun ise, böyle düşünen hiç kimsenin bundan kaçınmaması gerekir diye düşünüyorum.

BİR KUTLAMA VE TEŞEKKÜR.
Cumartesi akşamı SAM-SEV’İN yeni yönetiminin düzenlediği çok titiz ve güzel hazırlanmış bir yemeği vardı. Yönetim Kurulu SAM-SEV’İN geride kalan 21 yılını ve gerçekleştirdiği projeleri anlatan çok güzel görsel bir de sunum hazırlamıştı.
Çiçeği burnunda yeni Başkan Rüştü Araboğlu ve Yönetim Kurulunun kısa sürede olaylara adapte olduğunu görmek, devir aldıkları bayrağı çok daha yükseklere taşıyacaklarına olan inancımı bir kez daha perçinlenmiş oldu.
Başkan Sevgili Rüştü Araboğlu’nun yaptığı konuşma içerik ve ilkeler açısından çok güzel hazırlanmıştı ve sunumu da mükemmeldi. SAM-SEV’İN amaçlarını da tam anlamı ile yansıtıyordu.
SAM-SEV’İN Samsun’un en önemli sivil toplum kuruluşu noktasına gelmesinde büyük emeği bulunan geçmiş dönemlerin yöneticileri olarak bizler de, doğru zamanda ve doğru bir yönetime görevi devretmiş olmayı görmenin mutluluğunu yaşadık.
Yönetim Kurulu kararı ile bana da layık gördükleri “ONURSAL BAŞKANLIK” unvanı beni çok duygulandırdı. Umuyorum bunu hak etmişimdir.
Gecenin tek düşündürücü tablosu, protokol masasında boş kalan koltuklardı. Geceyi onurlandıran Milletvekilimiz Sayın Prof. Dr. Osman Çakır, İlkadım İlçe’mizin yeni Belediye Başkanı Sayın Necattin Demirtaş ile kurucu üyemizde de olan Samsunspor Başkanı Sayın Av. Hakkı Tomaç’a duyarlılıkları için teşekkür ederim. Gecede göremediklerimiz için ise yorumu sizlere bırakıyorum.
İyi haftalar. 31 Mayıs 2009
SADİ SUBAŞI