SÖYLEŞİ
KENT YÖNETİCİLERİNİN KAVGA ETME HAKKI OLAMAZ
GAZETE HAYAT-SÖYLEŞİ
Hayatının her döneminde sivil toplum örgütlerinin çeşitli kademelerinde bulunan ve Sam- Sev Başkanlığından ayrılarak, kişisel çalışmalarını sürdüren Ecz. Sadi SUBAŞI’nın tecrübelerinin ışığında, sivil toplum örgütlerini çok yönlü değerlendirdik.
---Samsun’da sivil toplum hareketi denince akla gelen ilk isim olmak, bu yolda verilmiş büyük emeğin göstergesi kabul edilebilir mi?
Daima bu kente bir şeyler katma çabasında bulunmuş biri olarak, her konu hakkında fikirlerimi özgürce dile getirebiliyorum. Çoğu kişinin söylemek isteyip, söyleyemediklerini dile getirdiğim için de çok destek buluyorum. Maalesef, düşündüklerini konuşan bir toplum değiliz. Çağdaş ülkelerde insanlar konuşur, tavır sergiler. Türkiye’de fütursuzca konuşmak akıllı bir iş mi, diye soracak olursanız, doğrusu cevabım “Hayır” olur. Ama birikimli, çağdaş demokrasiye inanan, ülkeye, kente bir şeyler katmayı vazife benimsemiş, sivil toplum kuruluşlarında hizmet etmiş kişilerin susma hakkı yoktur. Bundan rahatsız olanlar var. Ben her tür eleştiriye, her tür iletişime açığım. Ama bu iletişim her zaman isteklerimiz doğrultusunda gelişmiyor.
---Öncelikle sivil toplum örgütü nedir ve özünde işleyişi nasıldır, anlatır mısınız?
Sivil toplum örgütleri demokrasinin vazgeçilmez unsurudur. Bir takım yasal düzenlemelerle kendi aralarında gruplara ayrılmıştır. Bir kısmı dernekler masasına tabidir, bir kısmı meslek odasıdır. Bir de vakıflar vardır. Özellikle derneklerin çok geniş bir yelpazesi vardır. Sivil toplum örgütlerinin, halk adına halkın sorunlarını tartışmaya açmak, halkın denetleyicilik görevini yapmasını sağlamak gibi çok önemli görevleri vardır. Sivil toplum örgütlerinin hiçbiri yanlış hedef doğrultusunda ilerleyemez. Hepsinin amacı Türkiye’nin daha iyi bir ortama taşınmasına katkı vermek, Türk halkının beklentilerini yetkililerle paylaşmak, ezilenlerin sözcülüğünü yapmaktır.
---Sivil toplum örgütleri Türkiye’de amaçlarına ulaşabildi mi?
Siyasi yapının inandırıcılığı oranında, sivil toplum örgütleri amaçlarına ilerleyebiliyor. Buralarda basamak olarak kullanmak için, görev almak, demokrasiyle idare edilen ülkelerde ayıptır. Gerçekte sivil toplum örgütleri yönetici yetiştirmek için okuldur. Bu birikimli insanları siyasetin içine çekebilsek, pek çok sorun aşılmış olurdu. Maalesef, Türkiye’de siyasi yapı çağdışı hale geldi. Ülkeyi yönetenler her kürsüye çıktığında, sivil toplum örgütlerinin vazgeçilmez olduğunu söyler. Ama en ufak bir eleştiriye açık değiller. Onlarda seslerini duyurmak için gittikçe dozu yükseltmek zorunda kalıyorlar. Siyasetçilerin böyle bir hakkı yok. “Yanlış yapıyorsun” dendiğinde, gerekçeleri anlatarak, ikna etme gücünüzü kullanma yerine “Her şeye karşı çıkıyorsun” diye terslersen, bir anda kutuplaşırsınız. Bence sivil toplum örgütlerindeki en büyük endişe, doğrularını duyuramamaktır. Gönül isterdi ki yöneticiler, sivil toplum örgütlerini yanına alsın. Farkında bile olmadıklarından, bu gücü hiç kullanamıyorlar. Kent yöneticilerinin, kent dinamikleriyle kavga etme hakkı olamaz. Bu dinamikleri yok saymak, devre dışı bırakmak, kimseye bir şey kazandırmaz. Bu kent bu yaklaşımdan dolayı çok sıkıntı çekiyor.
---Sivil toplum örgütlerinde çalışanlar, siyaseti tanıdıkça uzak kalmayı mı tercih ediyor? Neden bu birikimli insan gücü siyasetin içine çekilemiyor?
Kemikleşmiş siyasi yapının içine girilemiyor. Lider sultası var. Bu kentin çok daha birikimli insanları siyasetin içine sokulmuyorsa, burada o insanların günahı yok. Siyasi partiler neden durmadan bölünüyor? Çünkü, uzlaşma kültürümüz yok. Çünkü koltuk sevdası vazgeçilmez. Realite bu. İl ve ilçe başkanlıkları partilerin mutfağıdır. Seçim öncesinde partilerde parti içinde kimin hangi listeye gireceğinin telaşı yaşanıyor. Parti dışındaki insanlar ne olacak? Oysa arayış “Partiye kimi kazandırırsam, oylarımı arttırırım” yönünde olmalı. Bu olmadığı için, sivil toplum örgütleri basamak olarak kullanılıyor. Yanlışlıkta burada başlıyor. Bunun sorumlusu da; siyasi yapıyı ele geçirenlerin, buraya yeni isimler kazandırma konusunda ki isteksizlikleridir.
---Samsun’da sivil toplum örgütleri hangi noktadadır?
6 yıl Eczacılar Odası, 2 yıl Türk Eczacılar Üst Kurulu’nda bulunmuş, Sam-Sev’i kurmuş, aralıklarla da olsa 14 yıl Başkanlığını yürütmüş, Samsunspor yönetiminde bulunmuş, Atatürk Kültür Vakfı’nın kurucu Başkanlığı’nı yapmış, diğer sivil toplum örgütlerinde görev almış ve dolayısıyla, sivil toplum hareketini yakından tanıyan biri olarak söyleyebilirim ki; Türkiye’de yaşanan sorunlar Samsun’da da var.”Bu kent sahipsiz” diyorsak, gerisini düşünün! Bunu söylemek, o kenti yönetenleri töhmet altında bırakmaktır. Ama Samsun’un sahipsizliğini artık dünya biliyor. Maalesef, paylaşma kültürümüz yok. Oysa bu kent bir yere taşınacaksa, yöneteni, yönetileni, diğer dinamikleriyle bir yere gelecektir. Fikir paylaşımı, yetki erki paylaşımı olarak algılanıyor. Oysa karar yönetenlerindir. Benim fikrimi almak, ona bir şey kaybettirmez. Ulusalda da, yerelde de kavga devam ediyor. Hâlbuki kaybedecek vaktimiz yok. Sivil toplum kuruluşları bu kente çok önemli kazanımlar sağladılar. Mobil Santral’e karşı oluşturulan Çevre Birlikteliği, yanlışlığı anlatabilmek için akıl almaz çaba sarf etti. Bu santralin kente faydalı olacağını söyleyen kimse çıkmadı, çıkamazdı. Facia olduğunu herkes gördü. Diğer yandan o santrale milyarlar gömüldü. Sivil toplum kuruluşları çık ciddi çalıştılar. İşin en zor kısmı ise, geçim derdine düşen ve anlatılanla ilgilenmeyen vatandaşı bilgilendirmekti. Ancak, tarlada marul yanıp, cam açamaz hale gelince, vatandaşta konuya müdahil oldu. Baro’nun da katkılarıyla, hukuk zaferi kazanıldı.
1950 yılında Liman yapıldığında, kent denizden kopmuştu. Sam-Sev 1994’ten bu yana “Sahilimi İstiyorum” kampanyasını yürütüyordu. Sivil toplum örgütleri o çalışmada da birlikteydi. Mimarlar Odası kendi açısından uygun olmayan çalışmaları bile, gerekliliğe inancından kabullendi. Yerel yönetim, halk, sivil üstünlük paylaşımı Samsun’a güzel şeyler kazandırdı.
Çarşamba Ovası’na yapılacak termik santrallere karşı çıktığımız için “Bu kurumlar yatırıma karşı” deniliyor. İşsizlikle kıvranan kentte, bu kelimeyi sarf etmek, haksızlıktır.
Teşvik yasası’nı herkes hatırlayacaktır. Samsun’da iş yapan insanlar haksız rekabete maruz kaldılar. O dönemde ayağa kalkan yalnız sivil toplum örgütleriydi. Yanımızda ne belediyeler, ne kamu, ne de siyasetçiler vardı. Buna engel olmaya gücümüz yetmedi. Şimdi bu ayıbı nasıl gideririz arayışının içine girdiler.
Tüm bunlardan sonra, sivil toplum kuruluşlarında görev almanın ne kadar zor olduğunu düşünün! İnanın, yönetici bulmakta zorlanılıyor. Çünkü eğer işinizi düzgün yapmaya çalışırsanız, kişisel işleriniz ciddi anlamda sıkıntıyla karşılaşıyor.
---Sivil toplum örgütlerinde görev alanlar, kişisel işlerinde sıkıntı mı yaşıyor?
Bazı olaylara tepki koyduğunda, kişisel işleri zarar görebilir. Böylece sorun kemikleşir. Sonuçta durum, yandaş sivil toplum kuruluşlarını yarattı.
---Kentte yerel yönetim ve sivil toplum örgütleri arasındaki gerginliği nasıl değerlendiriyorsunuz?
Temel suçlama, yeteri kadar birliktelik sağlanmadığı. Neredeyse, kentin etiketi olmuş. Bazı önemli sivil toplum örgütleri de bunu söylüyor. Onlar zarar görmemek adına, yönetimin yanında yer almayı tercih eder. Ben hem onlara, hem kenti yönetip, sivil toplum örgütlerini suçlayanlara soruyorum: Bu kentin Valisi, Büyükşehir Belediye Başkanı, Milletvekilleri, İl Başkanları neredeler? Birlikteliği sağlamak onların görevi değil mi? Hoşgörü ortamı sağlanmazsa, hiçbir şey olmaz. Sam- Sev 80 kadar kuruluşu bir araya getirmeyi başarmıştı. Ama bunu yönetimlerle paylaşamadı.
---Sivil toplum örgütlerinin birbiriyle ilişkileri hangi düzeyde?
Bazıları her halükarda muhalefet. Yanlışları olsa da, kent adına, ülke adına bir araya gelen çok önemli kuruluşlar var. Proje üretiliyor. Ama dinleyen yok. Bu şekilde güzel şeyleri başarmak zor oluyor. Yapılan çalışmalar Samsun’un karnını doyurmuyor. Her dönemde iktidara destek vermiş, milletvekilinin en az yarısını iktidardan göndermişiz. O zaman hükümetten diğer iller kadar yararlanmak hakkımızdır. Sayın vekillerimizden hizmet beklemek hakkımızdır. Biz görevimizi yapıp, seçip, göndermişiz. O zaman yanlış bizde değildir. Bu kentte yaşayan hiç kimse, bunu hak etmiyor. Biz yarında burada yaşayacağız. Ama yöneticilerin çoğu yarın burada olmayacak. Yapılan hatadan geri dönülmüyor. Zaten bu kentin geçmişinde inanılmaz hatalar var. Kent taş yığınına çevrildi. Otopark yapmak için boş arsa bulunamıyor. Biz “Yanlış yapılıyor” derken, yanılıyorsak, çağırıp, bizi ikna etsinler. Düşüncelerimin yanlışlığı bana anlatılsın, onlara her tür desteği vermeye hazırım. Çünkü hem ülkemi, hem kentimi çok seviyorum. Genç kuşağımız Samsun’a gelmediğinden, emekli şehri haline geldik. Böyle bir kenti yönetmek başarı değildir. Bunları içime sindiremiyorum, hazmedemiyorum.
---Sivil toplum örgütlerinin Samsun için eleştirilerini yeterli buluyor musunuz?
Sivil toplum anlayışı 82 anlayışıyla büyük darbe yedi. Toplumun konuşma özgürlüğü sınırlandı, sivil toplum kuruluşları kapatıldı. Yeni açılanlar da sınırlandırılarak, açıldı. Basın da özgür değil. Yetişmiş beyinlerin kimi küstürüldü, kimi yasaklandı, kimi bastırıldı. Siyasette gelecek 20 yılı idare edecek insanlar, yok edildi. Bu arada sivil toplum kuruluşlarında görev yapacak insan kalmadı. 80- 90 arası asosyal, apolitik bir gençlik yetişti. Maalesef, bugün Türkiye yönetiminde bu kadrolar bulunuyor. Hiçbir tartışma ortamında bulunmadan, kendilerine verilen doğrular benimsetilerek, gelmişlerdir. Biz dizi toplumu yarattık. Dizi kültürüyle beyni yıkanmış, uyuşturulmuş, geleceği görmeyen, kendi imkânsızlıklarını bile farkındalığıyla yaşayamayan bir toplum yarattık. Bu durumda sivil toplum kuruluşlarının ulaştığı düzey, yine de büyük başarıdır. Samsunda da aynı nedenlerle sivil toplum kuruluşları istenen seviyede değildir. Ama son 20 yıldır, çok ciddi meseleleri en azından gündeme taşıdı. Tersaneyi gündeme getiren Sam- Sev’dir. Doğru yere olmak kaydıyla rafineri desteklenmiştir. Çarşamba Ovası’na yapılacak 6 termik santrale karşı çıkan sivil toplum örgütleridir. Ova’da tarım çok etkileneceği gibi, deniz suyunun 5- 6 derece ısınması sonucu Karadeniz’de canlılar ölecek. Buna karşı durmak için kelle koltukta mücadele verenler var. Düşündüklerimizde yanlışlarımız varsa, yönetenler yapılan işe sahip çıkmalıdır. Bu kentin insanı ikna olmadıkça yapılan iş doğru değildir.
Tüm bunlardan sonra, sivil toplum örgütleri görev yapıyor mu derseniz, bu yasal engellere, be siyasi çengellere, be yönetim duyarsızlığına rağmen, gayet iyi işler yapılıyor.
---Sivil toplum örgütlerinin siyasallaştığını düşünüyor musunuz?
Bir takım kurumların normal prosedürüne engel olur ya da arka bahçe durumuna getirirseniz, ister istemez siyasallaştırırsınız. Eğer sivil toplum kuruluşları önemsenirse, yanlış yapanlar, kendiliğinden ayıklanır, dışarıda kalır. Samsun’a güzel yatırım geldi de sivil toplum örgütleri karşı mı çıktı? Ama Ova gözden çıkartıldıysa, söylesinler ki, bizde başımızın çaresine bakalım.
Konuşamayıp, derdimizi anlatamadığımızda bu sıkıntı yaratır. Bunun sorumluluğunu paylaşma zeminini yaratamayanlarda aramak lazım. Bunu yaratamayanlar, suçlama hakkını kendinde bulmamalı diye düşünüyorum.
---Sivil toplum örgütlerinin daha iyi noktaya gelmesi için, neler yapılmalı?
Ortak noktada buluşamayan bir meclis varken, sivil toplum kuruluşlarından fazlası beklenemez. Ancak, sivil toplum örgütleri yandaş anlayışıyla değil, kimliği kabul edilerek, bilgileri, projeleri değerlendirilerek sahiplenilirse, güzel şeyler yapılacaktır.
Sivil toplum örgütlerinde görev almak cesaret, özveri, işinden zaman ayırmayı gerektirir. Bunları yapabilecek olanlar, buralara girmelidir.