KAYBOLAN GÜVEN VE HIZLA ERİYEN
DEVLET ANLAYIŞI.
Ülkemiz üzerinde müthiş bir oyun oynanıyor. Ne yazık ki, toplumun hemen her kesimi de bilerek veya bilmeyerek bu oyunun bir parçası haline geldi. Dünya basını dahi bunun adını koymuş. Dış basın da,
“Türkiye’de halk kime inanacağını şaşırmış durumda” manşetleri atılıyor. Ülkemizde oluşan güven bunalımını bundan daha güzel anlatacak bir manşet olamazdı herhalde.
Devletin hiçbir kurumunun diğerine güveni kalmamış durum da. Ülkemizin geleceğinin güvencesi ve ayakta kalmasını sağlayacak en önemli kurumlar acımasızca yıpratılıyor. Bunların bilinçsizce yapıldığını söylemeye artık olanak kalmamıştır.
Sanıyorum bu ülkenin parçalanmasını Sevr’de planlayan güçler, Lozan’da geri tepen amaçları için yıllardır sinsice sürdürdükleri kirli senaryolarını, artık sahneye koymuş görünüyorlar.
İşin daha da vahimi, tüm bu senaryolara karşı ülkemizin çıkarlarını koruma noktasında görevde olan siyasi irade, demokratik laik düzenimizin en önemli kurumları ile sorunlu.
Özellikle de askerle, yargıyla, kendileri dışında ki tüm siyasi partilerle, sivil toplum kuruluşlarıyla, doktor, eczacı ve diş tabipleri başta olmak üzere neredeyse tüm meslek kuruluşları ve emeğinin karşılığını isteyen işçilerle süren gerilim, kurumlar arası diyalogu kopartmış ve kurumları karşı karşıya getirmiş bulunuyor.
Hiçbir kurumun birbirine ve siyasi iradeye güveni kalmadı. Bir ülke için bundan daha tehlikeli bir durum olabilir mi? Yaşanan bunca güvensizlik ortamı, çok endişe edilecek bir olguya da zemin hazırlamış görünüyor. O da, ülkemizde insanların yıllardır sığındığı tek şemsiye olan ve yeri gelince, “Allah devlete zeval vermesin” diye tanımladığı
“ DEVLETE OLAN İNANÇ” hızla kayboluyor.
Şu olanlar, ne yazık ki günümüz Türkiye’sinde yaşanan olumsuzluklardan sadece birkaçı.
Bu ülkenin Genel Kurmay Başkanı, durumun vahametini anlatmak için, “kurumlar arası çatışma” endişesinden söz ediyorsa”,
Bu ülkenin ana muhalefet partisinin bir sözcüsü, bir cumhuriyet başsavcısı tarafından altı boş bırakılarak, sonradan istenilen isimlerin yazılmasına olanak veren, “inanılması güç” arama izin yazısını, “Hamiline imzalanmış çek” olarak adlandırıyor ve basına dağıtıyorsa,
Bu açıklamaya cevap veren imza sahibi Başsavcı, “ ilgili arama izin belgesini Merkez komutanlığına gönderirken delil karartılmasının önlenmesi için alttaki isimleri özellikle kapattık” diyerek, çok daha tehlikeli bir gerçeği itiraf ediyor ve yargının askere olan güvensizliğini belgeliyorsa,
İçeriği belirlenmeden gündeme getirilen “Kürt Açılımı” veya sonraki adı ile “Demokratik Açılım” paketi geri tepince, bölücü terör başının talimatı ile sokağa dökülen etnik gurup yetkilileri asıl amaçlarını, “ Özerk Anayasa ve özerk ordu” olarak açıklayabiliyor, toplu kalkışmanın ilk adımlarını atıyor ve bu kararları alanlara, yani Devleti temsil edenlere, “ Has…tir” diye küfür edebiliyorsa,
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay gibi yargının en üst kurumlarının kararlarına “Siyasi karar ” damgası vurularak, bu kurumlar tartışmalı hale getirilmek isteniyorsa,
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcıları, tutuklanma tehdidi altında tutuluyorsa,
Laik düzeni yıkmayı hedefleyen tarikat ve cemaatleri sorgulayan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı, siyasi iktidar tarafından soruşturmayı durdurması için uyarılabiliyor ve soruşturmayı sürdürmesi üzerine, “özel görevli savcı ( özel görevli ne demekse, hangi özel görevle ve kim tarafından hangi amaçla görevlendiriliyorsa) tarafından hakkında soruşturma açılıp, elinde ki soruşturma dosyası alınıp bir başka cumhuriyet savcısına verilebiliyorsa,
Bununla da yetinilmeyip bu savcıya destek veren ve görevi ülke savunması için bilgi toplamak olan MİT Bölge Başkanı ve mit görevlileri komşu ilin Cumhuriyet Başsavcısı tarafından gözaltına alınıyorsa,
Ülkelerinin düşmana karşı güveneceği tek silahlı kurumu olan orduları içersinde yanlış yapanların, demokrasi ile yönetilen ülkelerde yargı karşısına çıkartılması olağandır. Ama hiçbir ülkede görülemeyecek boyutta, Türk ordu’sunun her kademesinde böylesine sorgulamalar yapılabiliyor ve adı üstünde görevi ülke çıkarlarını korumak adına bilgi toplamak olan istihbarat birimleri dahi, hallaç pamuğu gibi atılıyorsa,
Bunlar, ülkede kurumlar arası güven duygusunun yerle bir olduğunun göstergesidir.
Bunlar, kurumlar arası çatışmanın yaklaşmakta olduğunun işaretidir.
Ama hepsinden daha da öteye bu, halkın baba dediği “DEVLET’E”, olan güveninin ciddi boyutta sarsıldığı endişelerinin arttığının bir kanıtıdır.
Kurumlar arası diyalogun bittiği yerde Devlet düzeni de çökmüş demektir. Devletin olmadığı yerde ise kargaşa ortamı doğar.
Görünen o ki, bölgenin en büyük ve güçlü ülkesi Türkiye’ye söz geçiremeyen bölgemizde uzun vadeli çıkar hesapları olan sömürgeci güçler, düğmeye bastılar. Bu güçler, tarikatlar ve onların uzantısı olan içimizde ki taşeronların da desteği ile ülkemizi parçalayarak etkisiz ve direnci kırılmış çok parçalı bir devlet haline getirme planlarını uygulamaya koymuş görünüyorlar.
Korkarım bugün ülkemizde yaşanan süreçte onların işlerini kolaylaştırıyor. Umarım, başta iktidarı ve muhalefeti ile tüm siyasiler olmak üzere, ülkemizde söz sahibi olan tüm kurumlar bu sıkıntılı dönemi aşabilme konusun da, gerekli özveri ve ortak aklı gösterirler.
YENİ BİR YILA GİRERKEN, 2009 DA ÜLKEMİZ ADINA YAŞADIĞIMIZ SIKINTILARIN YAŞANMADIĞI, HUZUR VE GÜVENİN DOYASIYA YAŞANACAĞI BİR YENİ YIL DİLİYORUM.
Sağlık ve güzellikler dolu bir hafta dileğiyle..27 Aralık 2009
SADİ SUBAŞI