Köşe Yazılarında
DÜNDEN BUGÜNE SAMSUN

2009'dan 2010'a Geçişte Samsun Adına Beklentiler

2009’DAN 2010’A GEÇİŞTE
SAMSUN ADINA BEKLENTİLER.

2010 yılına girerken 2009 Samsun’una baktığımızda, yerel ve genel anlamda görünenleri şöyle sıralıyabiliriz.
Kentin görsel anlamda güzelleştiğini, gözleri gören ve bu kenti seven hiç kimse inkâr edemez. Özellikle de Atatürk Bulvarı’nın deniz tarafı son on yılda kabuk değiştirdi.
Demiryolu artıklarından ve görsel kirlilik yaratan salaş yapılardan, Borsa ve kamyon garajı gibi bölgenin görüntüsünü olumsuz etkileyen kütlelerden arındırıldı.
Yeni gezinti ve piknik alanları ile Samsunlu hem denize kavuştu, hem de biraz nefeslenecek alanlara kolayca ulaşabilme şansını buldu.
“KURTULUŞ YOLU” Samsun’un tarihi geçmişine çok yakıştı.
Liman içi temizlendi, hatta balık tutulabilecek hale geldi.
Tüm eleştirilere karşın “TELEFERİK” sahil bandına renk kattı.
Batı Park’ta ki garip tümseği görmezden gelirseniz, bu bölgede çocuklara yönelik oyun alanları bir başka güzellik yarattı.
İkinci Bulvar, çok cesur bir projeydi. Samsun trafiğine nefes aldıracak bu bulvar da tamamlanmak üzere.
İkinci Bulvar Projesi, sanırım Atatürk Bulvarı’nın kent tarafında yapılan belki de en olumlu iştir.
Tüm bu olumlu işlere karşı, Samsun’un geleceğinde çok ciddi sorunlar yaratacak bazı projeler de geçmiş döneme imzasını attı.
Amacına tam ulaşacak bir düzenlemeyle yapılmadığı ve mantıklı bir açıklamasının yapılamadığı güzergâh değişikliği ile çok tartışılan “HAFİF RAYLI SİSTEM” bunların başında geliyor.
Maliyeti ve bırakacağı borç yükü ve faizi yönünden gelecek dönemlerin Büyükşehir Belediyesi’nin elini kolunu bağlayacak bu proje, Samsun için öncelikli miydi?
Sahilde mevcut demiryolu hatlarına paralel hattı kullanmak yerine, Atatürk Bulvarı yanına taşınan güzergâh ile Atatürk Bulvar’ında doğacak sorunlara zemin hazırlanmadı mı?
Yolcu potansiyelinin daha yoğun ve toplaycı arter olması nedeniyle, daha başlangıçta 100. yıl Bulvarı’nın tercih edilmeyişi, ileride çok tartışılmayacak mı?
Yetkililer dahi, sistemin verimli çalışabilmesi için gerekli yolcu sayısına ulaşmanın zorluğu nedeniyle, zaten bir miktar zarar edilebileceğini söylemediler mi?
Peki, bu şartlarda, Üniversiteye de çıkmayacak bir raylı sistemin zararı daha da artarsa, nasıl verimli olacak?
Sadece bu sorular dahi, bu projenin tartışmalı halini sürdürmeyecek mi?
Samsun’un tarihi ve nostaljik caddesi Mecidiye Caddesi’ni ( Gazi Caddesi) ortadan ikiye bölüp tüm özelliğini kaybettirerek, bu kentin tarihine bir hançer gibi saplanan “ MECİDİYE GEÇİTİ”, çok daha basit çözülemez miydi?
Altına dükkân yapabilmek için olsa gerek, böylesine heybetli bir geçidi yapmak hangi mantığa sığıyor?
Hele de, alttaki dükkânlardan sadece birisinin satılabilmesi ve diğerlerinin 4–5 senedir bomboş kalması, bu kent insanlarının verdiği vergilerle sağlanan kaynağın heba edilmesi değil mi?
Samsun’un Bafra yönüne çıkan ilk tarihi caddesi olan Necipbey Caddesi’nin (planlaması kimin zamanında yapılmış olursa olsun), önüne benzin istasyonu konuşlandırılıp trafiğe kapatılması, nasıl kabul edilebilir? Hem de, Samsun gibi trafik sorunu olan cadde fakiri bir kente.
Büyük Camii önünde yapılan ve iddialara göre çok yüksek maliyeti olan otopark ile aynı bölgede Atatürk Bulvarı altına yapılan çarşı defolu birer proje değil mi?
Samsun’un simgesi olan “ATATÜRK ANITI” çevre düzenlemesi sırasında, park etrafına yerleştirilen ve Atatürk Anıtı’nın kaidelerinin benzerleri üzerine oturtulan garip şeylerin, Ondokuzmayıs Kenti Samsun ve onun tarihi anlamı ile örtüştüğü söylenebilir mi?
Karadeniz Bölgesi’nin tek Büyükşehir’i ve en büyük kenti olan Samsun’u bir kasaba havasına sokan işportacılar, Mahmutpaşa türü vitrinsiz işyerlerinin sokaklara taşan görüntüleri, otopark yoksunluğuna dayalı sokakları yürünmez hale getiren araç parkları, bu kente yakışıyor mu? Bu sorunlar giderilebildi mi?
Bu kentin hızla artan ekonomik çöküntüsüne tüm sözlere rağmen çözüm bulamayan siyasi iradenin zaafını görmezden gelerek, işportacıları suçlamak haksızlık olmaz mı?
İşportacı bolluğu Samsun’un hızla yoksullaştığının bir göstergesi değil mi?
Kaldırım işgalleri ile boğuşan belediye zabıtası, usulsüz park yapmak zorunda kalanlarla kovalamaca oynayan trafik polisleri bu kentin geçmişine dayalı eksiklerinin birer kanıtı değil mi?
Samsun, yerel yönetimler anlamında yaşadığı bu tür sıkıntıların benzerlerini ne yazık ki, genel yönetim anlamında da çokça yaşıyor.
Bunları görmek için çok gerilere gitmeye gerek yok. Her yılsonu yaşanan sınav şokları, Samsun’un eğitim alanında artık bazı doğu illerinin dahi altında kaldığının çok bir göstergesi değil mi?
Dokuz milletvekiline rağmen Samsun’un yeterince temsil edildiğini söyleyebilir miyiz? Yıllardır İktidarlara en çok milletvekili veren illerin başında gelen Samsun bunun karşılığını alabiliyor mu?
Samsun’u temsil etmek üzere yetki verdiğimiz vekillerimiz, Samsun “TEŞVİK YASASI “ dışına itilirken, verilen tüm sözlere rağmen, Samsun’un “CAZİBELİ KENTLER” arasına alınmayışını, ilgili Bakan Sayın Vekillerimizin gözünün içine baka baka, hem de Samsun’da ilan ederken, Sayın vekillerimizin sesini duyan oldu mu?
Adı dahi “SAMSUN-CEYHAN BORU HATTI” olan yatırım, bir gecede komşu İlin Bakanı tarafından kendi kentine götürülürken, bizim vekillerimizin bir tavrını gören varmı?
Samsunlu sürekli pembe hayallerle avutuldu. Ne yazık ki, söz verilen ve Samsun’un kaderini değiştirecek hiçbir ciddi proje yaşama geçirilemedi.
Söyler misiniz? Bunların hangisi sürekli söylenen pembe tabloyla bağdaşıyor mu?
Peki, bu süreçte hiç mi bir şey yapılmadı? Tabii ki yapıldı. Ne var ki, Samsun’un rutin olarak yürütülen işler ile başta işsizlik olmak üzere, hiçbir sorununun çözülebilmesi mümkün değildi. Çözülemedi de.
Samsun’un içinde bulunduğu olumsuz görüntüyü, Samsun’da yaşayarak algılamak mümkün olmuyor. Diğer kentleri görünce, Samsun adına üzücü gerçeklerle yüz yüze geliyorsunuz.
Bir kentin görsel olarak güzelleşmesi o kentin prestijini yükseltir. Samsun için de bunlar doğrudur. Bu konuda emeği geçenlerde alkışı hakediyor. Ama bunlar Samsun’un ve Samsunlunun hiçbir sorununu çözmüyor. Eğer çözseydi, Samsun bugün Türkiye’nin en çok “YEŞİL KARTLA“ yaşamını sürdüren insanlarına sahip kent damgasını yemezdi. Bu ayıbı yaşamazdı.
Bunların hepsinin altında yatan tek bir neden var. O da, bu kentin “BEN YAPTIM OLDU” zihniyeti ile yönetilmesi ve temsil edilmesidir. Tüm bunların sonunda da ortaya çıkan sonuç, “Samsun’un sahipsiz bir kent” olduğu gerçeğidir.
Kent dinamikleri ile paylaşma yerine, dayatmacı anlayışın öne çıkması ve paylaşmayı, yönetimsel yetki bölüşümü gibi algılama yanlışı, çağdaş yönetim anlayışıyla bağdaşır mı?
Gerçekten alkışlanacak doğrular yanında, akıl almaz bir inat uğruna yapılan yanlışlar.
İşte, bunlar benim ve çoğu Samsunlunun 2010 da yaşamak istemediği şeylerden bazıları.
Oysa Samsun öylesine güzel şeyleri hak ediyor ki, bu yaşananlar Samsun Halkı adına büyük haksızlık.
Aslında 2010’ un ilk günlerinde ki bazı gelişmeler, umutları tazeliyor.
Tüm tartışmalı yönlerine rağmen yeni yıla açılan beş yıldızlı otel ile girilmesi, nihayet çok önemli bir bakanlığa sahip olmamız, eski Sigara Fabrikası’nın çürümeye başlayan binalarının sonunda bir işletmeciye kiralanması, Canikte yapımı süren Baumax isimli büyük alışveriş merkezi ve fener plajı yanında ki alanın turizme açılmak üzere ( bu konuda doğacak sakıncalara bağlı itirazlar saklı tutulmak kaydıyla) onay alması, Samsun adına atılım ve yeni iş alanları demektir.
Bu kent, artık sürtüşme ve gerilim üzerine kurgulanmış kent yönetimlerinden bıktı.
Oysa diyaloga dayalı yönetimlerle, mevcut tüm sorunların aşılmaması mümkün değil.
Eğer bizleri yönetenler, bu kenti seviyorlarsa ve bu halkı gerçekten mutlu etmek için göreve talip olmuşlarsa, dayatmacı anlayışı terk ederek uzlaşma kültürünü denemeliler diye düşünenlerdenim.
Yok, bu anlayış sürdürülecek olursa, korkarım Samsun olarak 2009 ve öncesinden sarkan olumsuzlukları, 2010 da belki çok daha ağır şartlarda yaşamak zorunda kalacağız.
Lütfen bir an için sizler de yanlış yapmış olabileceğinizi düşünün ve “ Nerede yanlış yaptım?” Diye, özeleştirinizi yapınız. Bu kendine güveni olan yöneticiye hiç bir şey kaybettirmez, tam tersine onu yüceltir.
Huzurlu, mutlu ve umutlarımızı yeşertecek bir 2010 yılını neden yaşamayalım? Sadece Samsun’un değil, Ülkemizin bugün en çok da bu huzura ihtiyacı var.
Güzel bir yeni yıl dileğiyle.. 10 Ocak 2010
SADİ SUBAŞI

Sn. Subası,
2010 yılı eskılere gore daha kotu gececektır. Samsunun sırası gelen daha el atilmamis yerleri agzıi sulananlarin taaruzuna ugrayacaklardir. Utanc verici manzaralar (betonlaşma., plansiz genlesme gibi ) artarak devam edecektır. Bu kotu gelecegımızle ilgili mucadele ancak alternatif program ve calismalarin bir an once onlardan once hazirlanarak yıne onlardan once gundeme getirilerek tartismaya acilmasidir.
Sevgılerimle
Cengiz Okman ( 64 luk bır Samsunlu)
----- Original Message -----
From: Sadi SUBAŞI
To: Sadi SUBAŞI
Sent: Monday, January 11, 2010 1:16 PM
Subject: SUNUŞ-2009'DAN 2010'A GEÇERKEN SAMSUN ADINA BEKLENTİLER.